Güneş, Alper ve Enes her zamankinden erken gitmişlerdi atölyeye. Gülşen’i bahçede çalışırken bulunca şaşırdılar.
“Gün doğmadan mı geldin?”
“Engin’den haber alan var mı?” diye sordu Gülşen dediklerini duymamış gibi, “Neler olduğunu bilmem gerek”
“Hayır haberimiz yok” dedi Güneş, “Uyuyordur diye Lale’yi aramadım. O konuşur herhalde. Karışımın işe yaradığına inanamıyorum”
“Sorma ben de inanamıyorum. Biraz daha geliştirmem gerekiyor”
“Sence ben de içsem olur mu şimdi?” dedi Enes.
Yine beklenmedik bir sertlikte “Hayır!” çıktı Gülşen’in ağzından, “Ben oldu demeden kimse içmeyecek!”
“Ama işe yaradı gördük!”
“Daha bir şey görmedik! Bir hafta geçmesi gerek!”
“Yeni kötü bir şey olabilir mi demek istiyorsun?” diye sordu Güneş endişeyle.
“Hiç bilmiyorum, hem de hiç!”
“Tamam biz seni rahat bırakalım gidip şu yazılıma bakalım” dedi Alper, Güneş’i kolundan çekerek. Enes’te onlarla gitti. Bütün koda tekrar bakacaklardı. Güneş yolda iki çipten emin olamadığını anlatmıştı ikisine de.
Hemen oturup kodu incelemeye başladılar. Bilgisayarları bahçeye çıkarmışlardı. Herhangi bir sisteme bağlı olmadığı için takip edilebileceğini düşünmüyorlardı. Ancak Engin dün atölyede bayılmıştı ve bundan kimin ne kadar haberi olduğundan da emin değillerdi ama konuşmak istemiyorlardı bu konuyu. Bir şey olacaksa zaten olacaktı. O olmadan önce kendilerini bu çiplerden kurtarmak zorundaydılar.
Herkes kodun bir kısmını inceliyordu. Sonunda bitince birbirlerine baktılar. Kodda bir hata gözükmüyordu.
“İki çipi varmış demek” dedi Alper.
“İyi de aktif olan o çip neye yarıyordu?”
“Kim bilir belki ortam dinliyorlardı, belki zamanı gelince Engin’e bir şeyler yaptıracaklardı. Sonuçta bir yerlere geleceği için onu yurt dışına gönderdiler değil mi? “
“Ya da o öyle sanıyor, söylediklerini duymadın mı her şeye çoktan ikna olmuş, çipe ihtiyacı bile yok”
“Güvenmiş olması bir hata değil ki, bizimden başımıza gelebilirdi” dedi Güneş.
Alper ve Enes aynı anda bakınca “Tamam yani o bizim gibi olmayabilir işte!” demek zorunda kaldı, “Farklı yetişmedik mi, onu diyorum”
“Gerçekten bir şey olsaydı, Lale kendini hiç affetmezdi muhtemelen” dedi Alper, “Dün beni Engin’den çok o korkuttu”
“Umarım Gülşen’in korktukları olmaz” dedi Enes
“Yine de dün o karışımı içirmeye cesaret etmeseydi çok daha kötü olabilirdi. Felç kalacak diye ödüm koptu”
“İyi de bu iki çip sahiden aynı anda aktif olacaktı. İkinciyi takanlar bunu bilmiyor mu?”
“İnan hiç bir fikrim yok önce kendimizi kurtaralım bunlara sonra bakarız!”
“Tamam sonuç olarak tarama sistemi çalışıyor, Engin’in çipini aktif ettim kapatabildik ona istediklerimizi de anlattırdık niye kutlamıyoruz ki!”
“Ben de deneyelim mi artık sonra kutlarız!” dedi Enes hemen
“Birinde daha denemek zorundayız zaten” dedi Alper “Ama senin çipini aktif etmemiz gerekmiyor ki, kapatmamız da gerekmiyor zaten aktif değil. Çipli olduğunu da zaten biliyoruz seni tarasak. Neyi deneyeceğiz”
“Haklısın!” dedi Enes, “Gülşen’in karışımını deneyeceğiz kendi üzerimizde, bu sistemle de kontrol etmeyi deneyeceğiz çiplileri”
“Evet ama şimdi tek yerden kontrol ile işe yaradı, ya iki taraflı yönlendirme devreye girince ne olacak?”
“Hiç bir fikrim yok” dedi Güneş, “Onların elinde ne olduğunu bilmiyoruz ki, bizimkinin de gücü çok fazla sayılmaz. Yine de işe yarıyor.”
“Belli bir mesafeden” diye düzeltti Alper.
“Evet belli bir mesafeden ve tek seferde tek kişi için” diye ekledi Güneş.
“Olsun” dedi Enes yine de heyecanla ” İşe yarıyor ya önemli olan bu değil mi? Geliştirebiliriz. Birden çok bilgisayardan kontrol ederiz, yanımızda taşırız. Buraya kadar geldik ya. Gülşen doğum günümden önce karışımı son haline getiremezse, bende denersiniz yeniden”
“Senin doğum günün hepimizin aktif olma günü unuttun herhalde!” dedi Güneş “Nasıl deneyeceğiz?”
“Zuhal’e öğreteceğim sistemi” dedi Alper, “Dün ona biraz anlattım ve söz verdim. Yani söz verdim diye değil ama gerçekten kontrolümüz dışında bir şey olur da çiplerimiz aktif olursa bizi bir tek o kurtarabilir”
“Doğru!” dedi Güneş ve Enes hemen, “Ne iyi düşünmüşsün!”
“Ben düşünmedim aslında beni mecbur bıraktı. Çok korkuyor. Bilmesi ona da güven hissettirir diye düşündüm sadece.”
“Annenden bahsettin mi?” dedi Güneş çekinerek.
“Hayır! Her şeyi anlatmadım, buraya geldiğinde soru sorarsa sizde geçiştirin. Henüz her şeyi kaldıracak yaşta değil ki bu yükü taşımasına da hiç gerek yok”
Güneş başını dayadı Alper’in omuzuna, “Çıkacağız bu işin içinden”
“Çıkacağız da baksana bütün dünyada aynı dert varmış, biz bu sistemden kendimizi kurtarsak ne yapacağız bu insanların içinde. Eninde sonunda bizi bir yerlerde bulurlar kaçsak bile!”
“Kurtarabildiğimizi kurtaracağız! Başka çaresi yok. Önce kendimizi kurtaralım sonrasını düşünürüz. Şimdi o kısmı düşünerek vakit harcamak istemiyorum” dedi Alper.
Lale gözüktü az sonra, hepsi başını ona çevirdi.
“Konuştum biraz halsizmiş, gece de kusmuş ama hiç bir şey hatırlamıyor!” dedi Lale nefes nefese
“Oh çok şükür!” dediler hep bir ağızdan.
“Sadece kusmuş mu?” dedi Gülşen
“Biraz da başı dönüyormuş”
“Doktora gidecek mi?”
“Gidecek galiba, babası götürecek bu gün!”
“Hadi hayırlısı!” dedi Gülşen sıkıntıyla ve yeniden döndü çalışmasına.
“İyi değil mi durumu, söyledim işte!” dedi Lale arkasından.
“Evet, evet çok iyi rahatladım” diye cevap verdi Gülşen başını işinden kaldırmadan.
“Dünkü gerginliğin etkisi!” dedi Güneş, “Otlarıyla kendine gelir birazdan! Sen nasılsın?”
“İyiyim herhalde” dedi Lale, “Ben neler yaptım dün öyle? Ama işe yaradı hepsi yaradı hem de. Bence bir an önce kurtulalım şu çiplerden”
“Gülşen olmaz dedi sordum ben” dedi Enes.
“Tamam canım biraz daha çalışacağız biliyorum aslında ama olsun, gene de işe yaradı değil mi?”
“Evet yaradı” dedi Alper, “Haydi git de halledin şu işi! Biz de kendi işimize bakalım”
“Telsizlere geçeyim mi ben?” diye sordu Enes, “Onlara da ihtiyacımız olacak, siz Güneş ile bakın, ben de Berkay ile çalışayım. Sahi nerede o?”
“Tamam” dedi Alper, “Gelir birazdan ya da gelmesin çıkmadıysa ara sen git!”
“Tamamdır!” diyerek ayrıldı yanlarından Enes. Berkay sabah kalkamamıştı yataktan, olanlardan sonra kendini hasta hissediyordu nedense. Enes kapıyı çaldığında yataktan zar zor çıkmış duşa girmek üzereydi. Arkadaşını görünce canlandı hemen.
“Telsizlere devam uyuşuk, bu gün atölye yok!” diye içeri girdi Enes
Alper ile Güneş ise mevcut sistemi nasıl geliştirebileceklerini konuşuyorlardı. Bir defada daha çok kişiye etki edebilmeliydiler. Zaman her zaman önemli olacaktı, herkesi bir bilgisayardan kontrol edemezlerdi. Lale ile Gülşen ise karışımı geliştirmeye devam ettiler. Gülşen olası yan etkiler için de çalışmak istiyordu. Üç haftaları kalmıştı kurtulmak için.
Alper, Zuhal’i hafta sonu getirecekti atölyeye, her ihtimale karşı bir an önce var olan sistemi öğrenmesi gerekiyordu. Engin olayı fark edilirse çipleri hiç düşünmeden aktif ederlerdi.
Lale öğleden sonra yeniden aradı Engin’i doktora gitmişlerdi. Doktor tetkikler yapmıştı, sonuçları inceleniyordu ama zehirlenme olabilir demişti mide bulanması ve baş dönmesi yüzünden.
“A kesin öyledir” demişti Lale sanki onaylarsa doktorun teşhisi doğrulanacak gibi, “Dikkat etmek gerek her şeye! İyi dinlen sen bize lazımsın” diye çıkmıştı sonra ağzından. Engin’de bir kaç saniye susup, “Merak etme” demişti neyse ki “Neden?” yerine.
“Aşk seni aptallaştırıyor” diyerek gülüyordu Gülşen o telefonu kapattığında.
“Yap bir ot da iyileşeyim o zaman! Haydi işimize bakalım” diyerek gülmüştü Lale’de onunla, “Bir insanın canından endişe etmek için aşık olmak şart değil ayrıca!” demişti sonra duramayıp ama Gülşen gülmüştü sadece.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.