Kör Kurşun – Bölüm 20

Aradan üç yıl geçmiş bir kör kurşunun mahvettiği hayatlar yavaş yavaş toparlanmıştı. Nurgül ve Mustafa iki yıldır eğitimlerine geri dönmüş, her akşam derslerini çalışıyorlardı. Emine hanım tıpkı kızı okurken yaptığı gibi, ikisinin de önüne soyulmuş meyveler hazırlıyor, saçlarını okşayıp zihin açıklığı diliyordu.

“İkinize de bire önlükle, yaka alacağım” diye eğleniyordu Semiha.

Yaşanan acıların izleri kalsa da hepsi yeniden gülmeyi öğrenmişti. Mustafa yeniden sağlığına kavuşmuş ama eskisinden daha sessiz bir adam olmuştu. Nurgül’ün annesi bulunamamıştı. İki yıl daha ortaya çıkmazsa, öldüğü ilan edilecekti.

Lokman ve ailesinden bir daha haber alamadılar, zaten almak da istemediler. Semiha üç yıldır çalıştığı turizm şirketinde müdür yardımcılığına yükseltilmişti. Kendine yeni bir arkadaş çevresi kurmuş olsa da bütün odağını okurken yaptığı gibi işine vermişti. Artık o eski, heyecanlı, saf kız değildi. İnsanlara daha temkinli yaklaşıyor, kimsenin duvarlarını aşmasına izin vermiyordu. Başarılıydı ama yeni çevresine göre soğuk nevaleydi. Güzelliğinden etkilenip, yaklaşmaya çalışanlar duvarlarına çarpıp dökülüyorlardı. Neşeli ve iyi yüzünü sadece evdekilere gösteriyordu artık. Nurgül Emine annesinden izin alıp, yakındaki bir kadın terzisinde işe girmişti. Kısa sürede işi öğrenip, kendisine ve Emine annesine elbiseler dikmeye başlamış, mahalleliden isteyenlere de bir kaç basit şey dikip vermişti. Evde dikiş dikilmesi, Emine hanımın da hoşuna gitmiş, ona da bir uğraş çıkmıştı. Genç kızlığında iç çamaşırlarına kadar nasıl evde diktiklerini anlatıp duruyordu. Şimdiki gibi yumuşacık, çeşit çeşit çamaşır bile bulunmuyordu o zamanlar. Şimdiki gibi çamaşır deterjanları, yumuşatıcılar da olmadığından bir süre sonra sertleşip, kesiyordu bedenlerini. Semiha maaşının bir kısmını Nurgül’ün malzeme harcamaları için ayırıyordu. Dükkandan para evin masraflarına anca yetiyor. Emine hanım sonradan iş kurmak için bankaya konulan paranın ellenmesine izin vermiyordu. Semiha’nın evi de boşaltılıp, eşyalar bağışlanmış, kiraya verilmişti. Mustafa kirayı Nurgül ile annem alsın dese de, Nurgül kesinlikle kabul etmemişti. Eğitimi bitene kadar terzilik ile oyalanıp, sonra ablası gibi turizm okuyacak, onunla çalışacaktı.

Nurgül’ün çalıştığı terzinin müşterilerinden bir kadın, Nurgül’ü takip edip yaşadığı evi öğrenmişti. Bir gün Nurgül işteyken gelip kapıyı çaldı. Evde yalız olan Emine hanım kapıyı açınca geleni tanımadığı için yanlış geldiğini düşündü önce ama kadın Emine hanımı Nurgül’ün annesi sandığı için konuşmaya geldiğini söyleyince, buyur etti. Semiha duysa tanımadığı bir kadını eve aldığı için kıyameti koparırdı biliyordu ama o da oğlu gibi yumuşak yüzlüydü işte.

“Ben kızınızı çalıştığı yerde gördüm, pek beğendim. Çok iyi ve becerikli bir kız olduğu belli” diye söze başladı kadın, “Kızınızı terzide çalıştırdığına göre de maddi imkanlarınız sınırlı olmalı. Yanlış anlamayın bunu bir küçümseme anlamında söylemiyorum!”

Kadının sözlerine bir anlam veremeyen Emine hanımın yüz hatları gerilmişti hemen “Ne için söylüyorsunuz o halde?”

“Bakın benim üç oğlum var!” dedi kadın, “Birini yakın zamanda kaybettik.”

“Başınız sağ olsun!” dedi Emine hanım, birden bire yeniden yumuşamış ve çok üzülmüştü.

“Dostlar sağ olsun. Büyük oğlum da evli ama küçük oğlum yurt dışında yaşıyor yakına dönecek! Şey! Kızınızın bir bağı var mı onu sormam gerekirdi önce!”

“Nişanlı ya da sözlü mü demek istiyorsunuz?”

“Evet ya da gönlünde yatan biri!”

“Bildiğim yok ama kendine sormak lazım! Siz Nurgül’e mi talipsiniz?”

“Hem evet, hem hayır!”

“Nasıl yani?”

“Şöyle, oğlum ölünce dul kalan gelinimi döndüğünde küçük oğlumla evlendirmek istiyorlar!”

“Tövbe estağfurullah! Kaldı mı böyle şeyler!”

“Maalesef” dedi kadın, “Benim böyle konuştuğuma bakmayın, hükmüm olduğundan değil ama oğluma da bunu yapmak istemiyorum açıkçası. Gelinim de benim evladım, çok da severim ama kocası öldü diye erkek kardeşi ile evlendirmeye gelince bu biraz fazla geliyor bana da! Aile oturdu karar verdi, oğlumun henüz haberi yok, döner dönmez nikahlarını kıyacaklar!”

“Olur mu canım öyle şey! Koskoca insan olmuş bunlar!”

“Öyle ama aile büyüklerinin kararının önünde durmak zor bizde! Ben de kızınızı gördüm çok da beğendim. Bu yüzden sizinle konuşmaya geldim. Oğlum döner dönmez siz de kabul ederseniz en azından kağıt üzerinde bir nikah yapsak!”

“Ne?” dedi Emine hanım şaşkınlıkla, “Siz bizi ne sanıyorsunuz?”

“Yanlış anlamayın ne olur. Oğlum çok iyi, çok efendi bir çocuktur. Gençler belki birbirilerini görür severler ama sevmezlerse e nikah kağıt üzerine yapılır, bir araya gelmezler. Bir yıl sonra da size söz veriyorum boşanırlar. Böylece aile kararı uygulanamadan hem gelinim, hem oğlum kurtulur bu saçma kararın sonucundan! Karşılığında da size yüklü miktarda altın veririm”

Emine hanım iyice gerilip ayağa kalktı, “Zor bir durum yaşadığınızı anlıyorum, acınız da büyükmüş ama evime gelip de ne cürete bu teklifi yapabilirsiniz!”

“Yalvarırım af edin, o kadar sıkıştım ki, aklıma başka çözüm gelmedi. Nikah değil de nişan yaparız olmadı, aileye oğlumun nişanlısı var zaten deriz, sanki önceden karar verilmiş de kendi aralarında yüzük takmışlar gibi. Gelinim de hiç istemiyor böyle bir şeyi, oğlum da istemez! Bir evladımdan oldun zaten, diğerine de, gelinime de bunu yaşatmak istemiyorum!”

“Oğlunuz zaten yurt dışında eğitim görmüş herhalde! Gelip de yengesi ile evlenmeyi kabul edecek değil! Kocaman çocuk, kendi kararını ortaya koyar! Benim kızım böyle bir olaya dahil olamaz!”

Kadıncağız başını eğdi çaresizce, “Kusura bakmayın yine de gelip bir sorayım istedim” dedi utanç ve çaresizlik içinde. Emine hanımın içi cız etti ama daha önce başlarına gelenleri hatırlayıp, bir de Nurgül’ün başını hiç tanımadıkları bilmedikleri bu tuhaf aileyle yakamayacağına kesin emin oldu.

Kadıncağız umduğunu bulamayınca, toparlandı izin istedi ve gitti.

“Allahım daha neler göreceğiz!” mırıldandı Emine hanım, akşama kadar kadını kafasından çıkaramadı. Mustafa ile Nurgül’e bir şey demedi ama onlar ders çalışırken, Semiha’yı kenara çekip, olanları fısıl fısıl anlattı.

“Yok daha neler!” dedi Semiha sinirle, “Böyleleri de hep bizi mi buluyor anlamadım ki!”

“Gene de üzüldüm kadıncağızın durumuna”

“Allah Allah! Anne sen bu kafayla başımıza çok iş açarsın!”

“Canım kadına tamam demedim ya! Üzüldüm diyorum sadece!” diyerek konuyu kapattı Emine hanım, uzarsa Semiha’nın canını sıkacak şeyler diyeceği ortadaydı.

“Hayır kadın bir de para teklif etmiş tövbe tövbe, Nurgül terzide çalışıyor diye fakir mi olduk yani? Herkes alnının teriyle bir yerlerde çalışıyor işte, bu nasıl bir zihniyet böyle! Anlaşmalı evlilik ve para!” diye söylenmeye devam etti Semiha yine de, “Kocan ölünce kardeşiyle evlenmek nedir bir de?”

“Tamam söylediğime pişman etme!” diye söylendi Emine hanım da dayanamayıp. Ben mi buldum kadını geldi anlattı işte.

“Hayır tanımadığın kadını niye içeri alıyorsun sen de!” deyince Semiha beklenen noktaya gelindi. Sonunda Mustafa ile Nurgül duyacak diye kapattılar konuyu ama ikisinin de yüzleri asıldı.

Bir kaç hafta sonra iş çıkışı bir delikanlı çıktı Nurgül’ün yoluna, uzun boylu esmer, iyi giyimli bir delikanlıydı. Nurgül görür görmez etkilenmişti delikanlıyı ama utancından belli etmedi.

“Ben sizi uzaktan gördüm, daha da doğrusu annem görmüş” dedi delikanlı.

Nurgül gözlerini kırpıştırarak baktı delikanlının güzel yüzüne, “Kötü bir niyetim yok.” dedi delikanlı, “Yurt dışından yeni geldim, sizi de gördüm beğendim, tanışmak istedim sadece!”

“Nurgül benim adım!” diye yanıtladı, Nurgül saf saf.

“Benim adım da Okan, eve gidiyorsanız size eşlik edebilir miyim?”

“Yok! Bir gören olur laf söz çıkar!”

“Bir kahve içsek o zaman!”

“Yok eve geç kalırım, merak ederler!”

“Peki başka bir zaman ayarlarsanız biraz konuşur tanışırız belki!”

Nurgül bir süre düşünüp, “Zor ama bakalım!” diyerek yürüyüp gitti eve.

Semiha o gün erken gelmiş mutfakta annesine yardım ediyordu, Mustafa henüz dükkandan dönmemişti. Heyecanla mutfağa girip, gelirken başına gelenleri anlatınca, Semiha ve Emine hanım ağız birliği etmiş gibi “Kesinlikle olmaz!” diye gürlediler. Nurgül, beğenilmenin verdiği mutlulukla anlattıklarına böyle bir tepki beklemiyordu. Güzel gözleri doluverdi hemen.

Semiha ve Emine hanım, delikanlının geçenlerde gelen kadının oğlu olduğunu hemen anlamışlardı. Annesinin telkini yetmemiş, şimdi de Nurgül’ü kandırmaya çalışıyorlardı demek. Nurgül ağlamaya başlayınca Emine hanım hemen sarıldı kıza, “Güzel kızım kusura bakma! Bir bildiğimiz olduğundan öyle şey ediverdik!”

Nurgül’ün kalbi çok kırılmıştı. Ağlamaya devam etti ama sarılmaya karşılık vermedi. Kötü kadının kızı olduğu için böyle tepki verdiklerini düşünmüştü hemen.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın