Kör Kurşun – Bölüm 18

Emine hanım daha hiç bir şey belli değilken, lafla, sözle kendilerine yapılanları affetmiyordu elbette. Kendinden çok kızının düştüğü duruma üzülmüştü zaten. Yoksa Semiha ben seviyorum Lokman’a döneceğim dese onun hatırı için yutardı olanları, katlanırdı mutlu olsun diye. Ama Safire hanıma da çok üzülmüştü sahiden, kız kardeş gibi olmuşlardı kısa zamanda, birlikte ağlamış, birlikte gülmüşlerdi. İnsan acısından ne yaptığını bilemezdi bazen, insandı nihayet! Ama bu dönülmez acı başka bir şeydi, evlat acısı bambaşka bir şeydi gerçekten. Yine de kızlar istemedi diye çıkarmadı sesini, aramadılar.

“Allah sabır ihsan eylesin!” diyerek dua etti sadece, Gülistan ve bebeğine de dua ediyordu o geceden beri, iki masum gitmişlerdi can cana. Oğluna ayrı, kızına ayrı, Gülistan ile bebeğine ayrı ciğeri yanmıştı ne zamandır. Kızı gençti severdi gönlü yine birini, oğlu da aklanıp çıkıyordu çok şükür ama gidenler dönemiyordu işte. Mustafa’nın çıkınca öyle kolay atlatabileceğini sanmıyordu olanları. Çok şükür ki tetikteki parmak onun ki değildi ama yine de haftalardır içerde, vicdanıyla uğraşıyordu zavallı işlemediği bir suçtan.

“Ağabeyim de suçsuz değil aslında” demişti Semiha sadece, “Onun ne yumuşak yüzlü, ne iyi insan olduğunu biliyorum elbette ama ağzına sürmediğin mereti, kalk o gece iç olacak iş mi?”

“Abla, o pis adam ısrar etmiş içsin diye avukat söyledi ya. Ne yapsın ağabeyim de senin en mutlu günün damadın eniştesine ayıp olmasın diye içmiştir. Karıncayı bile incitmez yoksa Mustafa ağabeyim bilmez misin? Benim kahramanım o, kurtarıcım. Borcumu ödemenin bir yolu olsa inan hiç düşünmez öderdim”

“Kızım Allah’ın izni olmadan yaprak kıpırdamaz derler. Ne borcu, nasıl söylem o öyle. Biz sana sadece kapımızı değil, gönlümüzü açtık. Zorda olan insana arkamızı dönmek bize yakışmaz. Bak sen de bizim kızımız oldun. Şu zor günlerde nasıl destek oldun, sahip çıktın hepimize. Daha ne yapacaksın!” dedi Emine hanım sevgiyle, “Allah da her şeyi o güzel gönlüne göre versin inşallah!”

“Güzel gönüllü olmak da yetmiyor baksana Emine anne. Mustafa ağabeyim gibi güzel gönüllü bir insanın başına neler geldi?”

Emine hanım derin bir iç geçirdi önce, “Haddini aşarsan, başına mutlak bir şey gelir güzel kızım. Oğlum da el aleme ayıp olacak deyip haddini aşmış. Yapmadığını yapmış işte! Gene de kalbi güzel olduğu için yüce Rabbim korudu onu bak açığa çıktı gerçekler! Hiç bir şey boşa yaşanmaz bu hayatta, elbet hepimize dersler var bu olanlardan!”

Nurgül sessiz sessiz düşündü kendi kendine, annesi ile onun başına niye gelmişti o zaman onca şey. Yine de Emine annesini üzmemek için demedi bir şey.

“Bundan sonra kenetlenip, önümüze bakacağız artık. Ağabeyime de destek olacağız eve gelince.” diye mırıldandı Semiha. İçinde bir şeylerin soğuduğunu biliyordu artık, o tazecik, yumuşacık gönlüne bir sertlik düşmüştü olanlardan sonra. Ailesinin başına gelenler onun yüzündendi biraz da, bu aileye gelin olmayı seçmese yaşanmayacaktı tüm bunlar. Haydi Mustafa haddini aşmıştı da yaşamıştı bunları, peki Semiha ne yapmıştı da tüm hayalleri, dünyası yıkılmıştı bir anda. Kalbine hançer gibi saplanıyordu Lokman’a olan sevgisi şimdi, Gülistan geliyordu gözünün önüne, annesinin konağın kapısında yere yığılışı geliyordu. Nefret dolu o yüzlerin dönüp, gidişi, Lokmanın sesi kulaklarından silinmiyordu hâlâ.

“Neyse!” dedi kendi iç sesine cevap verir gibi yüksek sesle, “Ağabeyim aklandı ya, gerisini de hallederiz inşallah!”

Lokman ile Merdan, eniştelerinin Gülistan’ı kasıtlı olarak vurduğunu öğrendiklerinden beri sığmıyorlardı yeğe göğe. Ahmet ağanın yüzü yeniden simsiyah olmuştu.

“Baba yanına mı bırakacağız bu olanları!” diyordu o sakin Merdan.

“Cezasını çekecek işte! Biz de onun gibi mi olalım, ne istiyorsunuz?” diye bağırdı sonunda Ahmet ağa

“Hakketti baba o!” diyecek oldu Lokman.

“Bir daha benim olduğum yerde kimse bu konudan bahsetmeyecek anlaşıldı mı? Kızımın canı gitti, can mı alayım karşılığında. Kan davaları bitti artık, silahların da susması lazım bu memlekette! Ahdım olsun bundan sonra düğünde, dernekte, şenlikte silah atan olursa, kolundan tuttuğum gibi adalete teslim ederim!”

“Hiç bir şey yapmadan duracak mıyız öyle?” diye fısıldadı Lokman ağabeyine.

Merdan cevap vermedi, onun da ciğeri yanıyor, Ertuğrul’un canını yakmak istiyordu ama babası haklıydı. İçerde şişletmek kolaydı Ertuğrul’u ama insanın üzerine can lekesi bulaştı mı çıkmazdı.

“Allah’ından bulsun!” dedi dişlerini sıkarak, “Biz onun gibi olmayacağız!”

Soruşturma ilerledikçe Ertuğrul’un, karısından ayrılıp, ilişkisi olduğu kadına evlenme sözü verdiği ortaya çıktı. Ancak Gülistan hamile kalınca diyememişti, ne olmuşsa olmuş soğumuştu karısından evlendikten bir süre sonra.

“Kocalık bana göre değilmiş” demişti sağda solda bir kaç kere ama bu herkesin söyleyebileceği sıradan bir söz olduğu için ciddiye almamıştı kimse, “Alışırsın, başta zor olur” demiş geçmişti arkadaşları ile kuzenleri. Silahın ruhsatı üzerine olan kuzeni de şoka girmişti duyunca. Bunca zaman kuzeninin güzel giden bir evliliği var sanıyorlardı. Yurt dışında olduklarından çok da bilmiyorlardı neler yaptığını. Ertuğrul’da kaçacak delik olmayınca itiraf etmişti suçunu. Planlamamıştı aslında böyle olmasını. Mustafa’yı içmeye zorlarken amacı Gülistan’ı vurmak değildi. Kafası iyiydi, Gülistan balkona çıkıp, gözünü içiyor diye ters ters ona dikince, atmıştı tepesi. Ahmet ağa onu iç güveysinden beter etmişti, her şeylerini karşılıyordu. Gülistan da bir kaç kez aşağılamıştı Ertuğrul’u bu konu yüzünden. Ne yapsa “Babamın parasıyla” ne olsa, “babam olmasa!” diyordu sürekli. İçmeyi, eğlenip, gezmeyi seviyordu Ertuğrul. Ailesinden de öyle görmüştü. Evlendikten sonra karısını da alıp yurt dışına gitmek istemişti ama Ahmet ağa izin vermemişti. Sonunda gönlünü kaptırmıştı başka birine, paraları, pulları vardı ama hayatları yoktu sanki. O da hayatı dışarıda kurmuştu kendine. Beraber olduğu kadına evlenmeye söz vermişti ama niyeti yoktu aslında, seviyordu ama evlenmek istemiyordu artık. O da sürekli Gülistan’a söylemekle tehdit ediyordu. Gülistan değil ama babasından çekiniyordu. Ahmet ağa çok düşkündü çocuklarına ama sinirlendi mi de tersi pisti. Rahata, paraya da alışmıştı artık, neması kesilsin de istemiyordu bir yandan. Gülistan bir kaç kez yakalar gibi olmuştu sevgilisinden gelen mesajları ama her seferinde bir şeyler uydurup kurtarmıştı paçayı. Kocasını gerçekten seven Gülistan da kanmıştı yanlarına. O gece kafası güzelken onu balkonda ters ters bakarken görünce çakmıştı şimşekler aklında, karısı ölürse paradan puldan vazgeçmesi gerekmezdi. Kuzeninin elden ele gezen silahını kapıp, tutuşturmuştu Mustafa’nın eline, kolunu tutup balona da hedef aldırmıştı ama daha önce eline silah almayan Mustafa tutmayı beceremiyordu bir türlü, etrafta çok şahit olunca da uzatmadan kendi basıvermişti tetiğe o basmış gibi. O kafayla o kadar uzaktan nasıl isabet etmişti kurşun Gülistan’a o da bilmiyordu ama olmuştu işte. Kafası yerine gelince çok pişman olmuştu yaptığına ama nasılsa bir kurban olduğu için itiraf edememişti. Bir tek sevgilisine itiraf etmişti arayıp daha ayılmadan yaptıklarını. Kadın da korkmuş, gerçekten söylediği gibi terk etmişti onu. Umurunda olmamıştı kadının onun terk etmesi, nasılsa Gülsitan’ın mirasıyla yaşamaya devam edecek, mağdur damat olacaktı. Gülistan’ın onun bebeğini taşıdığını biliyordu karnında ama baba olmayı da hiç istememişti aslında, gezip tozalım biraz acelemiz ne demişti Gülistan’a ama Gülistan illa anne olmak istemişti.

Ertuğrul’un vicdan azabıyla itirafından sonra, nihayet Mustafa’nın serbest bırakılmasına karar verilmişti. Yine de affetmiyordu kendini zavallı Mustafa. İki canın alınmasına alet ettirmişti kendini, kız kardeşinin kurulan yuvasını yıkmış, en mutlu günün, en acı gün olmasına izin vermişti. Nasıl yaşayacaktı bu vicdan azabıyla.

“Tetiği ben çekmedim ama çektirdim yetmez mi?” diyerek ağlamıştı avukata salıverileceğini duyunca.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın