Ahmet bey ancak iki gün sonra çıkarıldı hastaneden, tansiyon ve kalp ilaçlarını düzenli kullanması gerekiyordu artık. Kocası eve dönünce, Safire hanımda döndü onunla ama ev ikisine de ağır geldi yeniden. Merdan onlar hastanedeyken, bir süreliğine kalsınlar diye yayla evini hazırlatmıştı. Evde bir gece kalıp, eşyalarını toparlayınca yayla evine geçeceklerdi hemen. Önce gidip, Emine hanımlardan ve gelinlerinden özür dileyeceklerdi maaile.
Safire hanım aradığında, Nurgül açtı telefonu. Ne diyeceğini bilemedi ablasının kayınvalidesinin sesini duyunca. Safire hanım, Emine hanımı isteyince, telefonu uzattı hemen.
“Kimmiş?” dedi Emine hanım telefonu almadan, kim olduğunu duyunca da eliyle itti geri.
“Emine annem şimdi uygun değil!” demek zorunda kaldı Nurgül, kapattı telefonu uzatmadan.
“Ne yüzle arıyorlar şimdi!”
“Anladılar tabi, kendilerini affettirecekler Emine anne. En iyisini yaptın!” dedi Nurgül.
“Utanmazlar, biz onların acısıyla yanarken, bizim canımızı yaktılar hiç düşünmeden. Gelin olduğunu anlayamadı benim kızım, genç kızlık hayalleri yıkıldı. Bir de ne iyi insanlar diyorduk saf saf.”
“Semiha ablam, Mustafa ağabeyim çıkınca, dava açacak onlara!”
“Oğlum eve gelsin başka bir şey istemiyorum ben! Semiha’nın hakkı ne istiyorsa yapsın o aileye!”
Safire hanım devam eden günlerde bir kaç kez daha aradı ama Emine hanım hiç birinde çıkmadı telefona.
“Oğlan çıksın, onlar da biraz sakinler, öyle gideriz!” demişti Ahmet ağa, “Hem suçlu, hem güçlü gibi üstlerine üstlerine gitmeyelim!”
“Ben ne olacağım baba? Karıma kavuşamayacak mıyım?” dedi Lokman hayretle.
“Bu güne kadar seni boşamamış olduğuna dua et!” diye cevapladı babası.
Annesi ile babasını yayla evine götürüp döndü Lokman. Ne yapacağını, nasıl yapacağını bilemiyordu. Konuşmaya yüzü olmadığı için o akşam Semiha’ya uzun bir mesaj yazdı.
“Affedilecek yanım yok biliyorum ama acıdan ne yaptığımı bilmiyordum inan. Ablamın bu acı ölümü hepimizi yıktı geçti. Doğmamış yeğenim annesiyle göçtü. Hepimiz büyük bir şok yaşadık. Bir anda Mustafa’nın adı gelince de, yargısız infaz yaptık biliyorum. Silah onun elinde dediler, sarhoştu dediler sen de biliyorsun. Sana sevgimden hiç bir şey eksilmedi benim. Eğer kalbinde hâlâ yerim kaldıysa ne olur geri dön bana!”
Semiha akşam otururken okudu mesajı. Bir kaç kez baştan baştan okudu hatta. Sildi sonra. Annesi ile Nurgül’e de bir şey söylemedi. Tetiği çeken Mustafa olmuş olsaydı da diyecek miydi bunları, ola ki ağabeyi böyle bir hataya düşmüş olsa, kazaydı diyecek miydi? Karısı olmasını geç, fenalaşmış bir yaşlı kadına “ölsün!” der gibi kim sırtını dönüp gitmişti. Mustafa çok fena biri olsaydı bile annesinin günahı neydi? Kesin kararını vermişti, avukatı şimdi boşanma işiyle oyalamak istemiyordu. Mustafa eve gelir gelmez açacaktı davayı, hem boşanma, hem de manevi tazminat davası. Hayır işi yapacaktı onlardan aldığı parayla da, Nurgül ile annesine bir ev alacaktı, annesi de o adamdan kurtulur, rahat bir hayat yaşarlardı. Bundan güzel sevap mı olurdu.
Diz dize oturmuş annesi ile Nurgül’e baktı hüzünle. Zavallı kızın aklı hep anasındaydı ama Emine hanımı da annesi saymış, neredeyse canını ortaya koyacaktı yüzü gülsün diye. Annesinden de bir süredir haber alamıyorlardı, yine de kendi derdini hiç dillendirmiyor, onlarla ağlıyor, onlarla gülüyordu.
Ahmet ağa karısıyla yayla evine gitmiş ama orada da huzur bulamıyorlardı. Bir hafta sonra, biz burada yapamıyoruz dediler Merdan’a, eve de dönmek istemiyorlardı. Koskoca ağa oğlunun yanına da gitmek istemiyordu.
“Bir yer bulun yavere söyle!” dedi Ahmet ağa sonunda, konağı boşaltacağız. Toprakları orası olduğu için başka yere göçüp gidemezlerdi, kapılarından ekmek yiyen onca insan vardı. Yapabilecekleri tek şey, o uğursuz geçeyi yaşadıkları konağı boşaltmaktı. Lokman ile Semiha için hazırlanan ev de kapısı hiç açılmadan kalmıştı öyle. Evin tapusu Lokman’ın üzerine yapılmıştı. Avukata haber gönderilip, evi Semiha’nın üzerine geçirmesi için talimat verildi. Mustafa’nın avukatı ile konuşulacak, ev özür olarak Semiha’ya verilecekti.
Semiha önce “istemem” dese de, sonra zaten Nurgül ve annesine bir ev almak istediğini düşünüp vazgeçti. Onlar almış olacaktı evi tabi ama bu açacağı davalardan vazgeçeceği anlamına gelmiyordu. Ağabeyinin üzerine alacaktı bir evde. Avukata tapu işlemlerini yapması için vekalet verdi. Adamcağız Mustafa için gönüllü yapmıştı işleri ama yapacağı diğer her iş için ödeyeceklerdi bedeli her ne ise.
Tapu işlemleri çabucak tamamlandı. Ev dayanmış döşenmiş hazırdı, avukat tapuyu getirince annesi ile Nurgül’ü aldı karşısına ve niyetini açıkladı. Nurgül o kadar heyecanlandı ve hüzünlendi ki, bir güldü, bir ağladı.
“Abla ben nasıl oturayım o evde, senin gelin olup gireceğin evdi orası”
“Ben gelin olup o eve girmeyeceğime göre, senin ve annenin mutlu yaşadığı bir ev olduğunu görmek istiyorum Nurgül. Bak ahdettim, bunlardan alacaklarımla hayır işleyecektim. Bu evi de o yüzden kabul ettim.”
“Güzel yürekli kızım benim!” dedi Emine hanım duygulanıp.
“Annem aramıyor iki aydır biliyorsun!” dedi Nurgül, “Başına bir iş mi geldi diye korkuyorum ben de!”
“Aklına kötü şey getirme hemen, arar biliyorsun her zaman arayamıyor!”
“Abla ben sizin hakkınızı nasıl ödeyeceğim!” diye ağlamaya devam etti Nurgül.
“Annenle mutlu olacaksın, ben de dünyanın en huzurlu vicdanına sahip olacağım. Bundan büyük hediye olur mu bir insana!”
“Ablam!” diye atıldı Nurgül, Semiha’nın boynuna.
“Artık mutluluk göz yaşlarımız dökülsün yetti bu olanlar!”
“Avukata desek mi, Nurgül’ün annesini de bir araştırsa!” dedi Emine hanım.
“Ben arayayım diyorum ama başına benim yüzümden bir iş gelir diye çekiniyorum Emine anne!”
“Sen annenin adresini biliyorsan numarayla yaz bir kağıda, söyleyelim avukata biz!” dedi Semiha, “Bıraksın adamı gelsin! Artık gerek yok o işleri yapmasına!”
Ertesi gün avukata söylediler düşüncelerini, “Ben halledemem ama bu işleri takip eden araştırmacılar var, isterseniz bir tane bildiğim var söyleyelim araştırsın!” dedi hemen. Kadının zaten yeri yurdu belliydi, haber ulaştırmanın bir yolunu bulurlardı, başına bir iş getirtmeden ne yapabilirler bakarlardı.
Savcılıktan gelen yeni haberler Ahmet ağanın ailesini bir kez daha sarsmıştı. Ertuğrul’un bir kadınla olan ilişkisi ortaya çıkmıştı. Kadına bir ev açmış herkesten gizli bir aşk yaşıyorlardı. Kadın Ertuğrul’un karısını öldürmekten tutuklandığını duyunca, işin ucu ona da dokunur diye koşa koşa gidip, kendi gönlüyle ifadesini vermiş, Ertuğrul’un planından haberi olmadığını, olanları duyduktan sonra da onunla ayrıldığını anlatmıştı ama bu onu tutuklanmaktan kurtaramamıştı. Olayda kasıt olduğu şüphesi artık iyice güçlenmişti. Ertuğrul’un Mustafa’yı özellikle sarhoş edip, silahı eline zorla tutuşturduğu ve sanki o ateş etmiş gibi karısını öldürdüğüne dair dosya hazırlanıyordu. Bu defa Safire hanım hastaneye zor yetiştirildi olanları duyunca.
“Allahım sen koru!” dedi Emine hanım iyice ürkerek, “Bu nasıl insanmış, resmen koyunlarında yılan beslemiş bu insanlar! Bir ana babaya darbe üzerine darbe geliyor!”
Bu sefer Semiha da üzülmüştü gerçekten. Zaten başından beri Gülistan’ın ve bebeğinin acısını hiç atlatamamıştı, şimdi bir de ağabeyi kullanılarak kurulan bu planı duyunca iyice şoka girmişti.
“İnsanlık biz de kalsın!” dedi Emine hanım kızına, “Lokman’a dön demiyorum elbette, o iş artık olmaz ama bu insanlara yine de bir ulaşsak mı?”
“Yok Emine anne!” diye atıldı Nurgül hemen, “Seni sokak ortasında bıraktıklarını ne çabuk unuttun, ya sana bir şey olsaydı, ya annesiz kalsaydık biz!”
Kızın içtenlikle annesiz kalmaktan bahsetmesi duygulandırdı ikisini de, “Nurgül haklı, çok acı evet, gerçekten bir anne babanın başına gelecek en fena şeyi yaşıyorlar ama ben ağlayacak omuz olmayacağım onlara! Hem ağabeyimden, hem annemden olabilirdim onların yüzünden!” diye cevap verdi Semiha.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.