Kör Kurşun – Bölüm 14

Günler geçtikte Semiha’nın içindeki yara daha da büyüyordu. Bir yandan oğlunu hapse göndermenin acısını taşıyan annesi, bir yandan masum olduğuna inanan ağabeyi, bir yandan ise hayatının en mutlu olacağını sandığı günde yaşadığı şok ve hayal kırıklığı.

“Biliyor musun!” diye yazdı bir akşam dayanamadı, Lokman’a. “Gülistan ve bebeği için yaşadığım acı tarifisiz. Ancak o kör kurşun iki can almakla yetinmedi. O kör kurşun benim en güzel hayallerimi, en masum hislerimi ve en önemlisi güvenimi de alıp götürdü. İyi günde, kötü günde sandığım sevgi, meğer senin içinde zerresi bile bulunmayan bir yalanmış! Ağabeyimin masumluğuna yüzde yüz eminim, o aklanacak ama senin karanlığın hep aklımda kalacak.”

Lokman bir kaç kez okudu Semiha’nın mesajını, “Bana ve aileme yaşattığınız acının karanlığıdır o. İki masumun gittiğine değil de, bozulan düğününe mi yanıyorsun gerçekten! Utanacaksın bu sözlerinden bir gün. O gün senin karanlığın sana yetecek!”

Odaya girdiğinde elleri sinirden titreyerek telefonu tutan Semiha’yi gördüğünde, koşup oturdu önüne Nurgül.

“Abla ne oldu?”

Semiha’nın gözlerinden yaşlar iniyordu sicim gibi, “Biz bunu hakketmedik be Nurgülüm!” dedi iç çekerek.

“İnsan hakkettiği için yaşamaz ki ablacığım bazı şeyleri. Bazen daha iyisi gelsin diye yaşar. Bak bana ölümden kaçarken, yaşamın kucağına düştüm sayenizde. Kimse için değmez bu göz yaşlarına, gidenlerin yasıyla ona bir şey demem ama eğer Lokman ağabey için ağlıyorsan, yazık olur!”

Semiha sarıldı Nurgül’e, “Sen bize bir hediye gibi geldin canım kardeşim benim. Mustafa ağabeyimizin masum olduğunu herkes görecek, o zaman her şeye yeniden başlayacağız beraber!”

“İnşallah canım ablam. Emine annemin hali çok fena, dayanamıyorum sizi böyle üzgün gördükçe. Elimden bir şey gelse de yapabilsem keşke!”

“Daha ne yapacaksın, hepimiz bir yana dağılmışken, sen ayakta kalıyorsun. Hepimize yetiyorsun şu kocaman yüreğinle. Haklısın, sana yardımcı olmalı toparlanmalıyım. Keşke bütün bunlar hiç olmasaydı, keşke ona hiç ‘evet’ dememiş olsaydım!”

“Sen mutluluğa evet dedin, her zaman da diyeceksin. Bu günler de geçecek merak etme!”

Semiha sildi gözlerini, “Haydi gidip annemin yanına oturalım eski günlerdeki gibi, şimdi bize her zamankinden çok ihtiyacı var!” dedi ve birlikte kalkıp Emine hanımın odasına girdiler.

“Semiham! Güzel meleğim!” dedi Emine hanım yorgun bir sesle.

“Annem!” diyerek koştu sarıldı o da boynuna, “Bak yine üçümüz beraberiz her zaman olduğu gibi, Nurgül’üm hepimize yetişiyor, bundan sonra her şey daha güzel olacak”

“Mustafam da kurtulsun, daha da güzel olacak!”

İki kız birden “Amin!” dediler yürekten.

Savcılık bazı ifadeleri yeniden almaya karar verdiği için, sırayla çağırıyorlardı listedekileri. İkinci ifadeler alınırken, Mustafa’nın içki içmek istemediğini ama Ertuğrul’un içmesi için çok ısrar ettiğini söyleyenler oldu. Silahı da eline zorla tutuşturulduğunu söyleyen iki kişi daha vardı. Konakta düzenlenen organizasyona dışarıdan servis yapmaya gelen iki elemandı bunları söyleyenler.

“Biz kimsenin günahına giremeyiz amirim!” demişti biri ifadesini verirken, “Ben masalara servis yapıyordum, o masadaki ağabeyler masanın altındaki şişeden içiyorlardı. Bizden sadece soğuk su ile buz aldılar. Sonra o kötü andan önce uzun boylu kumral ağabeyin, öbür ağabeyin eline silah vermeye çalıştığını gördüm. Bizim buralarda alışığız böyle şeylere ama ağabey çok sarhoş görünüyordu. ‘Bir kaza çıkmasa’ dememe kalmadı patladı silah havada ama iki ağabeyin de eli silahın üzerindeydi. Şimdi hangisi çekti desem yalan olur. Sonra diğer ağabey bir kez daha tetiği çekti.”

Ahmet ağa hiç çıkmadığı odasından, avukatın sözlerini başı önünde dinlerken, kaldırdı bakışlarını.

“Kimi diyor?”

“Bu ifadeden sonra görüntü kayıtları yeniden incelenecekmiş, ayrıca savcılık telefonlarla çekilen görüntüleri de istemiş. Sizlerden de kimlerin telefonunda kayıt varsa bir belleğe çekip, teslim edeceğiz!”

“Tamam!” dedi Ahmet ağa sonra yaverini çağırdı avukat çıkınca, sessizce bir şeyler fısıldadı yaverin kulağına. Adamın yüzü değişti biraz ama itiraz etmedi. Çıkıp gitti odadan, çok üzülüyordu ailenin haline yıllardır yanlarında çalışıyordu. Lokman daha ortaokula gidiyordu çalışmaya başladığında, hepsinin büyüyüp evliliklerine şahit olmuştu çocukların. Kendi evladını kaybetmiş kadar üzülmüştü Gülistan’a.

Aynı sözler Emine hanımın evinde de duyuldu kendi avukatlarının ağzından.

“Biliyordum!” dedi Semiha, “Mustafa ağabeyim ne içer öyle, ne silah tutmayı bilir, gördün mü anne! Ağabeyim olmayabilir tetiği çeken! Kimse o alçak bulunacak inşallah!”

Avluda olanların telefonlarındaki görüntü kayıtlarının da istendiğini söyledi avukat. Ancak hemen umutlanmamak da gerekiyordu. Sadece bir gelişme olarak gelip haber vermek istemişti.

“Allah razı olsun avukat bey oğlum!” dedi Emine hanım “Sen de olamasan nereden duyacağız bunları. Oğlumu göremeyecek miyiz daha!”

“Henüz değil!” dedi avukat sonra aileyi baş başa bırakıp gitti. Semiha yeni kapatıp gelmişti dükkanı, avukat gidince sofraya geçtiler hepsi. Emine hanım ilk defa can gelmiş gibi, oturmuştu kızlarla masaya o olaydan sonra.

Nurgül’ün neşesi yerine gelmiş, “Az kaldı ağabeyim çıkıp gelecek!” diye sevine sevine böldü çorbaları.

Masadakilerden hangisinin bunu yapmış olabileceğini konuştular bir süre ama Ertuğrul’un kuzenlerinden kimseyi tanımıyorlardı. Bir kazaydı muhtemelen yine de, kimsenin amacı zavallı kızı vurmak değildi ama Mustafa’nın aklanması gerekiyordu. Avukat bu gördüğünde Mustafa’nın halini daha da fena olduğunu söylemişti.

Ahmet bey avukatın söylediklerinden evdekilere bahsetmedi o akşam, yemeğini de odasında yedi.

Bir kaç gün sonra yaver yeniden Ahmet ağanın yanına döndüğünde, yüzünden düşen bin parçaydı.

“Ne öğrendin?” dedi Ahmet ağa uzatmadan, adamın yüzünden hoş olmayan şeyler duyacağını anlamıştı.

“Ağam, nasıl desem bilmiyorum!” dedi yaver kıvranarak.

“Söyle ulan! Başımıza gelenden daha acı ne diyecek olabilirsin!”

“Ağam, dediğin gibi yaptım, avukata vermeden önce görüntüleri tek tek inceledim, senin onayını almadan da teslim etmedim daha!”

“E?”

“Adam doğru söylüyor gibi, Mustafa defalarca kadehi kaçırmış ama damat bey peşini bırakmamış”

“E? Bu mu canını sıkan, uzatmada sadede gel!”

“Ağam silahı çocuğun eline Ertuğrul vermiş!”

“Ne?”

“Kayıtlardan belli ki Lokman’ın kayınbiraderi zil zurna sarhoşmuş. Eline silah verilince ne olduğunu da anlamamış, kabzasından tutup görmeye çalışmış önce. Sonra..”

“Sonra?”

“Sonrasını sen izle de karar ver ağam, ben şimdi ne desem olmuyor.”

“Aç çabuk görüntüyü, kim çekmiş bunu!”

“Bizim çocuklardan biri çekmiş ağam, yabancı değil, olay olduktan sonra da izlememiş zaten, ben deyince çıkarıp verdi telefonunu.”

“Göster!”

Yaver, korka korka açtı görüntüyü, Ahmet ağa sesi çıkmadan izlemeye başladı dikkatle, görüntü konak duvarının üzerinden çekilmişti. Çalışanlardan biri eğlenceye karışmaları yasak olduğu için duvarın arkasındaki ağaca tırmanmış çekmişti. Kaydın açısında, hem Mustafa ile Ertuğrul’un olduğu masa, hem de konağın balkonu vardı. Müziğin sesinden konuşmalar anlaşılmıyordu ama hareketlerden olan biten anlaşılıyordu az çok.

Silahın ilk havaya kalktığı andaki görüntü gelince yüzü bembeyaz oldu Mustafa ağanın, durdurdu görüntüyü.

“Ağam iyi misin?” dedi yaver onun halini görünce, zaten günlerdir acıdan kıvranan adam yumruk yemiş gibi olmuştu aniden.

Sonra görüntüyü büyüttü biraz geriye alıp yeniden izledi. Sonra yeniden, sonra yeniden.. Kızının vurulup düştüğü anı görmek iyice yaktı ciğerini. Gözlerinden iki damla yaş döküldü yaverin telefonunun üzerine.

“Bu görüntüyü sildin mi çocuğun telefonundan”

“Sildim merak etme ağam! Ne yapayım, çıkarayım mı bunu savcılığa gidecek kayıtlardan!”

“Bundan kimseye bahsetmeyeceksin şimdilik ne senin ailene, ne benim aileme, ne de başka birine anladın mı?”

“Anladım ağam, sen diyene kadar bir şey yapmam.”

“Aklım almıyor!” dedi Ahmet ağa sonra sinirle, “Savcılığa götür teslim et! Onlar ne yapılacaksa yaparlar! Biz yanılıyoruzdur belki!”

“Tamam ağam!”

“Sakın kimseye bir şey söyleme anladın değil mi? “

“Anladım ağam merak etme.”

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın