Semiha, ağabeyini görememişti. Polis kayıtları incelemeye devam ediyordu. Kayıtlarda görülen tek şey, Gülistan balkona yığıldığı sırada silah ateşleyen tek kişinin Mustafa olduğuydu ama doğrudan, kızı onun vurduğuna dair tam bir sonuç yoktu. Ortam az ışıklı olduğundan kalabalığın içinden yükselen eli gözüküyordu. O sırada aynı masada olanlar, Mustafa’nın çok sarhoş olduğunu, silahı kendinde olmayan bir halde iki kez sıktığını söylemişlerdi. Gülistan’ın bedeninden çıkarılan kurşun, incelemeye gitmişti henüz tam olarak hangi silahtan çıktığı belli değildi. Mustafa’nın parmak izleri yerde bulan silahla uyuşuyordu. O ana kadar elde edilen başka bir bulgu yoktu. Dosya savcılığa sevk edilecekti ve Mustafa tedbiren tutuluyordu.
“Savcılık soruşturması tamamlandığında, her şey daha net olur” demişlerdi Semiha’ya ve üçü bitik halde minibüsle dönmüşlerdi evlerine.
“Mustafa ağabeyim değildir!” diyordu Nurgül.
“Herkes sarhoş olduğunu söylemiş, ağabeyim içmez ki. Karakola götürüldüğünde sarhoş olduğunu onayladı memur. ” dedi Semiha iç çekerek.
Lokman ve ailesinin yaptığını içine sindiremiyordu, bir anda arkalarını dönüvermişlerdi onlara. Annesi yerde baygınken, o iyi insanlar gitmiş, duyarsız, acımasız insanlar olmuşlardı. Tamam anlıyordu, herkes şoktaydı, onlar da şoktaydı, acı büyüktü. Hangi gelin düğününde böyle büyük bir acı olsun isterdi.
Aradan iki gün geçmiş Lokman bir kez bile aramamıştı. Emine hanım bir türlü kendine gelemiyor, yatak döşek yatıyordu. Nurgül hiç ayrılmıyordu Emine annesinin başından. Semiha düşünmekten kafayı yemek üzereydi. Düğüne katılan bir kaç komşu, eve geldiklerini anlar anlamaz doluşup gelmişlerdi. Evin içi ahlar, vahlarla dolmuş, hepsinin sinirleri iyice felç olmuştu. Kimse inanmıyordu Mustafa’nın böyle bir şey yapmış olacağına. Konağa gelenler daha uzak masalarda olduklarından hiç bir şey görmemişlerdi. Zaten avlu çok kalabalık, herkes eğlencesindeydi. Kimse kimseye bakmamıştı nikah kıyıldıktan sonra.
Esnaftan bir kaç kişi gelip, hem baş sağlığı hem geçmiş olsun dilediler. Hepsi gelirken ellerinde bir şeyler ile gelmişti.
“Dükkanı biz idare ediyoruz, siz kendinizi toparlayın, Mustafa kardeşimiz de inşallah suçsuz olduğu anlaşılır çıkar gelir bir an önce” deyip gittiler.
Mahalleli destek için gelip, gidiyor olsa da, kendi aralarında da fısıldaşmadan edemiyorlardı. Yazık olmuştu zavallı Semiha’ya.
Lokman’ın ailesinde ise adı uğursuz geline çıkmıştı çoktan. Daha aileye girer girmez felaket getirmişti. Dünürünü yere göğe koyamayan Safire hanım acısından aklı başından gitmiş, etrafında gazıyla ah edip duruyordu şimdi. Lokman bu aileyi hanelerine soktuğu güne lanet ediyordu. Kendini suçluyordu ablasının ölümünden. Bir an önce boşanacaktı Semiha’dan.
Mustafa ağa o kadar sessizdi ki herkes ürküyordu onun bu tuhaf halinden, kendini odaya kapatıyor, kimseyle konuşmuyordu. Ertuğrul kendi ailesi ile karısı ile yaşadıkları evdeydi. Aralarında tüm acısına rağmen aklı başında olmaya çalışan bir Merdan vardı. Babasının yanına da bir o girip çıkıyordu. Ailenin avukatları işin peşini bırakmayacaklardı. Savcılık soruşturmasını yakından takip edeceklerdi. Lokman ağabeyi ile konuşup, Semiha’dan boşanacağını söyleyince ağabeyi beklemesi için onu durdurdu.
“Hele bir sonuçlansın şu soruşturma, acelen ne, kız zaten gitti evine” diyordu ama eniştesinin yanına da gidip gelen Lokman yaşadıklarını bir türlü hazmedemiyordu.
“Babama bir şey olacak diye korkuyorum” dedi Merdan sonunda, “Bir de seni toparlamakla uğraştırma beni!”
Ağabeyinden zılgıtı yiyince biraz geri çekildi Lokman ama içi içini yemeye devam ediyordu. Taziyeye gelip de olay anında konakta olan her kafadan bir ses çıkıyordu. Kadınlar Safire hanımı dolduruyor, erkekler Ahmet ağa kimseyle görüşmediği için Merdan’ı şişiriyorlardı. Her şey birbirine karışmış, acılarını yaşayamadan konağı bir intikam ateşi sarmıştı sanki.
Safire hanım sürekli fenalaştığı için konaktan doktor eksik olmuyordu. Merdan ısrar edince, babasını da kontrolden geçirdiler. Evdeki herkesin ağır travması vardı. Zavallı Merdan kendi acısını bastırmaya çalışıp, kime neye yetişeceğini şaşırmış durumdaydı. Gelenlerle de o ilgileniyor, avukatları da o takip ediyor. Yürüyen işleri boşlamamaya çalışıyor, bir yandan da Ertuğrul’u yokluyordu.
Bir hafta sonra Semiha bakkala kendi gitmeye karar verdi. Ağabeyini henüz görememişlerdi. Emine hanım günlerdir ağlıyordu. Birilerinin dükkana sahip çıkması gerekti, esnaf kendi işi devam ederken nereye kadar bakkalı da idare edecekti.
“Abla ben anlasam ben gideyim!” diyordu Nurgül, o da hala yaşananları atlatamamış geceleri kabuslarla uyanıyordu. Semiha ablasına destek olmak istiyor, Emine annesinin başından ayrılamıyordu.
“Artık kendimize gelelim!” dedi Semiha, “Olan oldu. Ben dükkana gideceğim, sen de evi idare edeceksin! Hep beraber bu işin üstesinden geleceğiz!”
“Lokman ağabeyim hiç gelmeyecek mi?” dedi Nurgül korkarak.
“Allah onun belasını versin!” diye çıktı Semiha’nın ağzından. Daha Mustafa’nın suçu kesinleşmeden silip atmıştı karısını.
“Abla herkes şoka girdi, kimse ne yaptığını bilmiyor, yoluna girer sen üzülme!” dedi Nurgül çaresiz.
“Lokman’dan önce de vardık, gene olacağız!” dedi Semiha dik dik, “Ağabeyimin masum olduğu ortaya çıksın..” dedi sustu sonra.
Savcılık soruşturmayı üstlenmiş, tüm kayıtlar, ifadeler yeniden incelemeye alınmıştı. Gülistan’ı öldüren kurşunun, Mustafa’nın parmak izleri olan silahtan çıktığı kesinleşmişti. Ancak silahta parmak izi olan bir tek Mustafa değildi. Silahın ruhsatı Ertuğrul’un kuzenlerinden birinin üzerineydi, o gece neler olup da, Mustafa’nın silaha ulaştığını araştırıyorlardı.
Ahmet bey, iki güne bir gelip, bilgi veren avukatları sessizce dinliyordu. Düğünde içki içilsin diye izin verdiği için öyle pişmandı ki, kızının ölümüne neden olmakla suçluyordu kendini ama kimseye bir şey demiyordu. Olaydan sonra damadının da nasıl sarhoş olduğunu görmüştü. Daha önce de düğünler yapmışlardı konakta, daha önce de silahlar atılmıştı ama böyle bir acı hiç yaşanmamıştı. Kızına ayrı, karnındaki doğmamış çocuğuna ayrı yanıyordu ciğeri.
“Evladımın ölümüne neden oldum!” diye hıçkırıyordu yanında kimseler yokken. Safire hanım zaten toparlanamadığı için kocasının ne halde olduğunu görecek hâli bile yoktu.
Ertuğrul iki günün sonunda toparlamış görünüyordu biraz daha ama ağlamaya devam ediyordu. Kuzenlerinin bir kısmı onu bu hale bırakıp gitmemek için izinlerini uzatmışlardı. Anne ve babası zaten ayrılmıyorlardı yanından. Silahın ruhsatı üzerine kayıtlı olan kuzeni için şimdilik yurt dışına çıkışına izin verilmiyordu zaten. O mecburen kalacaktı.
Semiha dükkanı açmaya başlayınca, her gelen müşteri ile aynı konuyu konuşmak zorunda kalıyordu. İnsanlar hem merak ediyor, hem de Semiha’yı görünce bir şeyler söyleme ihtiyacı duyuyorlardı. Evlilik ne olacaktı? Devam edecek miydi? Bu acı ortadayken şimdi ne olacaktı? Doğrudan sormasalar bile Semiha onların yüzlerindeki soruları görebiliyordu. Kısa cevaplar veriyor, ağlamamaya çalışıyor, müşterinin istediğini verip, sessizleşiyordu.
Ağabeyinin içtiğine inanamıyordu. Sarhoş olacak kadar içtiğine hiç inanamıyordu ama alkollü olduğu kesinleşmişti. Nasıl böyle bir hata yapardı? O silahın elinde ne işi vardı? Onun da o kadar çok sorusu vardı ki, mahalleden birinin yakın akrabası avukattı. Olaydan bir kaç gün sonra gelip, aileye yardım edeceğini söyleyince, Emine hanım çok sevindi. Oğlundan haber alamadıkça iyice deliye dönüyordu.
“Avukat bey oğlum” dedi ağlayarak, “Ne olursun git öğren şu işin aslını, bize hiç bir şey söylemiyorlar!”
Avukat bir kaç gün sonra gelip, Mustafa ile konuştuğunu söylemişti. Çok perişan haldeydi. İçki içtiğini kabul etmişti. Olay anına dair hiç bir şey hatırlamıyordu. Ne silahı, ne ateş ettiğini hiç bir şeyi hatırlamıyordu. Hamile bir kadını öldürdüğünü düşündüğü için, kız kardeşinin mutluluğunu mahvettiği için perişan olmuştu. Kayıtlar ve ifadeler yeniden gözden geçiriliyordu. Silahın gerçek sahibi, o an silah taşıyanlar, kuzenler herkes araştırılıyordu. Silahta birden çok parmak izi olduğu için, Gülistan vurulduğu sırada kimin elinde olduğu henüz ortaya kesin olarak çıkmamıştı. Ancak olayın bir kaza olduğuna dair görüş ağırlıktaydı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.