Kör Kurşun – Bölüm 12

Gülistan’ın cenazesinde, silahı ateşleyenin Mustafa olduğuna dair fısıltılar dolaşmaya başlamıştı. Ertuğrul’un çenesi durmuyordu, ortalıkta söylemese de başsağlığı dileyenlere denk getirdikçe fısıldıyordu. Mezarlıkta kendini yerden yere attı durdu.

Eve döndüklerinde Safire hanım, kadınların arasında da konuşulduğunu duyunca, dünürlerinin kulağına gider diye Lokman’ı kenara çekip Semiha’ya söylemesi için konuştu. Başkasından duyarlarsa çok çok ayıp olurdu. Ailenin böyle bir düşüncesi yoktu, Ertuğrul acısından ne dediğini bilmiyordu.

Semiha’nın gözleri fal taşı gibi açıldı taze kocasının söylediklerine.

“Sen ne diyorsun Lokman? Ağabeyim hayatta böyle bir şey yapmaz! Bu ne cürret!”

“Semiha bak eniştemin acısına ver, ne olur!”

Semiha gergin gergin düşündü bir süre “Biz gidelim en iyisi, annem bunu duyarsa, kalpten gider kadıncağız!”

“Tamam, ben sizi bırakırım eve, burası yatışınca da gelirim. En güzel günümüzde böyle bir acı yaşadık ama..”

“Evet ben annemlere gideyim, sen bırak bizi!” dedi Semiha duymamış gibi, beyninden vurulmuşa dönmüştü ağabeyi hakkında konuşulanları duyunca. Geceden beri uykusuzlardı, herkes gergin ve üzgündü. En iyisi bu aileyi acısıyla biraz başbaşa bırakıp ayrı durmaktı herhalde.

“Anneciğim” dedi Emine hanımın kulağına eğilip, “Lokman bizi eve götürecek, haydi Nurgül’e de söyleyelim de toparlanalım”

“Olur mu kızım mevlit var akşama, ayıp olur şimdi gidilmez!” dedi Emine hanım şaşkın şaşkın

“Gel sen beni dinle, biz gidelim! Olaylar yatışınca gene geliriz!”

“İyi de kocan ne olacak, bırakıp gidecek misin böyle zor bir günde!”

“Anne biz konuştuk, haydi inat etme!”

Emine hanım üzüntüsünden ne yapacağını bilemez haldeydi, kızının en güzel günün de olanlara mı üzülsün, polisin oğlunu da alıp gitmesine mi bilemiyordu.

Bir kenarda sessizce oturan, Nurgül’e gidip toparlanacaklarını söylediler ve odaya gidip eşyalarını hazırladılar.

Safire hanım tam çıkarlarken geldi yanlarına. Semiha kaşlarını kaldırınca, annesine daha bir şey demediğini anladı. Kadıncağız akşamdan beri ağlıyordu evladı için.

“Emine hanım, gidiyormuşsunuz.”

“Safire hanım, Lokman ile konuşmuş Semiha, böyle olmaz ama!”

“Biliyorum, siz gidin dinlenin herkes için kötü oldu!”

“Allah sabır versin tekrar ne diyeyim! Evlatlarımızın en güzel gün, en acılı gününüze dönüştü. Allah’ımın bir bildiği vardır herhalde!”

“Allah razı olsun, hiç birimizin aklı başında değil, gül gibi evladım gitti kör bir kurşuna!” diyerek ağlamaya başladı Safire hanım yine. Emine hanım sevgiyle sarıldı dünürüne, diyecek söz yoktu ki böyle bir durumda. Hiç içine sinmiyordu böyle gitmek ama..

Lokman arabayı hazırlamış aşağıda onları bekliyordu.

“Evladım, ailenin acı gününde böyle gitmek olmuyor. Siz karı koca düşünmüşsünüz ama emin misini?” dedi Emine hanım arabaya binmeden.

“Anne hepimiz acı içindeyiz, siz de çok hırpalandınız. Ben sonra geleceğim yanınıza! Karım size emanet!” dedi Lokman gözleri dolu dolu.

Tam arabaya binecekleri sırada, Merdan koştu geldi arkalarından, ağzını açacaktı ki Ertuğrul’un öfke dolu haykırışları duyuldu arkasından. Ahmet ağa ve ailenin diğer üyelerinden bir kaçı da geliyordu ardından.

Merdan, Lokman’a baktı başını iki yana salladı. Lokman henüz bir şey anlamamıştı.

“Karakoldan haber geldi!” diye gürledi Ertuğrul Semiha ve ailesine bakarak, “Karımı Mustafa öldürmüş!”

“Ne?” dedi Emine hanım, düşecek gibi oldu bir an.

Lokman da şaşırmıştı, “Enişte ne dediğini biliyor musun sen?” dedi ama sonra babasının yüzüne bakınca anladı doğru olduğunu.

“Karım ile çocuğumu öldürdünüz lan!” dedi Ertuğrul.

Semiha panikle annesinin kolunu tutmuştu, Nurgül korkudan neredeyse bayılacaktı.

“Yapmaz Mustafa öyle şey!” dedi Emine hanım sesi titreyerek, “Yapmaz benim oğlum!”

“Kamera görüntülerini izlemişler!” dedi Ahmet ağa, sesi öyle öfkeliydi ki, Semiha’da korktu bu sefer.

Lokman arabanın yanından iki üç adım geri çekilmiş, eniştesinin yanına geçmişti.

Üç kadın öfke dolu koca bir ailenin karşısında kalmışlardı öylece.

“Bir yanlışlık vardır!” dedi Semiha kendi de ne dediğini bilmeden.

“Yok!” dedi Merdan, “Telefonu ben açtım, diğerleri serbest bırakılmış!”

Emine hanım yığıldı kaldı arabanın önüne. Kimse kıpırdamıyordu yerinden. Semiha ile Nurgül eğilip kadının başını tuttular.

“Anne! Anne! İyi misin?”

Lokman bir adım öne atacak gibi oldu, tuttu Ertuğrul kolunu.

“Bir taksi çağır hiç değilse!” diye haykırdı Semiha ayağa kalkıp, kocasına. Lokman duyduklarının şokundaydı hâlâ. Ahmet ağanın yaveri de gürültüye koşup gelmişti.

“Tamam, ben hallederim!” dedi dönüp ailenin erkeklerine. Ertuğrul, döndü gitti hışımla, Ahmet ağa gitmekle kalmak arasında tereddüt etti önce, sonra “Biz bu şartlarda aile olamayız!” dedi dönüp gitti. O dönünce, herkes döndü yürüdü konağa doğru. Merdan ve Lokman kalmıştı bir tek geriye, Lokman kıpırdamadan duruyordu hâlâ.

“Sen ağabeyimi tanıyorsun!” dedi Semiha, yaver Emine hanımı kucaklayıp arabaya koyarken, “Ben senin karınım artık! Böyle bırakacak mısın bizi?”

Merdan bir adım öne attı “Semiha, bence şimdi bir şey söylemeyin! Eğer ki polis haklıysa, eğer ki ağabeyin, kız kardeşimin katili ise…” dedi durdu sesi titriyordu hem acıdan, hem öfkeden “kazayla bile olmuş olsa… Mustafa’nın sarhoş olduğunu herkes biliyor” dedi yutkundu, “Bu iş yürümez! Babamı duydun..”

Lokman başını önüne eğmiş, hiç bakmıyordu Semiha’nın yüzüne.

“Mustafa ağzına içki sürmez!” diye ağlamaya başladı Semiha, ne diyeceğini, ne düşüneceğini bilmiyordu.

“Şahitler var!” dedi Merdan

“Lokman? Hiç mi bir şey demeyeceksin?”

“Ablamın katilinin kardeşi ile evlenemem!” diye döküldü Lokman’ın dudaklarından, “Aileme acı getiren bir aileye giremem ben Semiha!” diye yükseldi sesi sonra.

Yaver konu iyice uzamasın diye kolundan tuttu nazikçe Semiha’yı götürdü arabaya doğru. Nurgül arkaya binmiş, hâlâ baygın olan Emine hanımın başını dizlerine almış ağlıyordu.

“Annenizi hastaneye götürelim!” dedi yaver, direnmedi Semiha, dönüp bindi arabaya.

Araba hareket ederken, Merdan kardeşine sarılmış, konağa doğru yürüyorlardı.

“Bu gerçek olamaz!” diyordu Semiha sürekli, “Bunlar gerçek olamaz!”

Yaver hiç konuşmadan Midyat Devlet Hastanesini aciline getirdi onları. Hastabakıcılar sedye getirip, Emine hanımı alınca da, bir şey demeden arabaya binip gitti.

“Mustafa ağabeyimi hapse mi atmışlar?” dedi Nurgül rüyada gibi, “Emine annem ölecek mi?”

“Aklını başına topla, önce annenle ilgilen!” diyordu kendi kendine Semiha sürekli, Nurgül’ün söylediklerini duymadı bile.

Emine hanım yarım saat sonra kendine geldiğinde, Nurgül ve Semiha başındalardı.

“Mustafa?” dedi kadın gözünü açar açmaz, “Yalan de ne olursun?”

“Anne hiç bir şey bilmiyorum!” dedi Semiha göz yaşları içinde, “Ne oluyor, ne yaşıyoruz bilmiyorum!”

“Yapmaz benim oğlum!”

“Yapmaz biliyorum.”

“Gidip görelim Mustafa ağabeyi!” dedi Nurgül hıçkırarak, “Herkes bizi bıraktı gitti, biz onu bırakmayalım!”

“Gideceğiz!” dedi Semiha burnunu çekip, “Annemi çıkaralım gideceğiz! Ağabeyime iftira atıyorlar!”

Doktor yarım saat sonra gidebileceklerini söyleyince toparlandılar hemen, Emine hanım strese bağlı kısa bir sarsıntı yaşamıştı. Serum verilmişti, kalbi için yeniden randevu almalarını tavsiye etti doktor ama doktoru dinleyecek hâl yoktu hiç birinde. Hastanenin önüne çıktılar Emine hanımın koluna girip.

“Nereye gideceğiz?” dedi Nurgül

“Bir taksiye binelim, o bilir karakolun yerini!” dedi Semiha, yola yürüyüp bakındı etrafına, uzaktan taksi durağını görünce, dönüp girdi annesinin diğer koluna. Taksi durağına kadar ağır ağır yürüdüler.

“Yüce Rabbim ne yaşatıyorsun sen bize!” diye inledi Emine hanım.

Karakolun önünde indiler hep beraber, Semiha, Nurgül ile annesini bir banka oturtup, “Siz bekleyin burada!” dedi ve koşar adımlarla girdi içeri.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın