Kör Kurşun – Bölüm 11

Küçük kuzenin tiz çığlığını önce duymadı kimse. Gülistan göğsünün altına acıyla elini atıp yığılmıştı yere.

“Abla! Abla! Yetişin Gülistan ablam vuruldu!” diyerek içeri koştu kız korkuyla. Sesini değil kanlı ellerini gördüler önce. Aşağıdaki eğlencenin gürültüsü kesilmemiş, bir şeyin farkında değildi kimse.

Kadınlar uğultu ile taş balkona doluşunda aşağıdakilerden bir kaçı fark etti yukarıdaki karmaşayı. Başlar yukarı çevrildi. Safire hanımın kızını kanlar içinde görünce eli ayağı boşalmıştı. Kızına sardığı kanlı elini kaldırınca, gördü aşağıdakiler. Müzik aniden sustu.

Ahmet ağa karısının elindeki kanı görünce kalabalığı yardı geçti. Arkasından Lokman ve diğerleri. Bir anda neşeli kalabalığın yerini derin bir sessizlik almıştı. Kimse ne olduğunu anlayamadı önce. Yirmi dakika sonra kapıya gelen ambulans alıp götürdü Gülistan’ın cansız bedenini ama herkesin içinde ölmediğine dair bir umut vardı hâlâ. Ertuğrul, Ahmet ağa, Safire hanım gitmişti ambulansın peşinden. Nurgül başından beri korktuğu silah sesleri kan dökünce iyice korkmuş, Emine hanıma sarılmıştı. Herkes şoktaydı. Semiha herkes koşarken olduğu yerde donup kalmış, Gülistan kanlar içinde balkondan içeri taşınırken düşüp bayılmıştı olduğu yere. Kolonyalarla kendine getirilmiş. Başı annesizinin dizinde yatıyordu şimdi sedirde. Lokman aşağıda erkeklerin yanındaydı. “

“Sen kal!” demişti babası, “O kurşunu kızına kim sıktıysa! O avludan çıkamasındı!”

Polis, erkekleri avluya toplamış, tek tek ifade alıyordu. Tüm silahlar toplanmış, silah atanlar tek tek belirlenmişti. Mustafa Safire hanımın elindeki kanı görünce, koşup arkada bir yerde kusmuştu uzun uzun. Sonra da ağacın dibinde sızıp kalmıştı.

Polisin sorgusu sürerken, köşede sızan Mustafa da fark edildi haliyle. Kusmak için giderken elinde tuttuğunu bile fark etmediği silah masanın altına düşmüştü. Ertuğrul’un kuzenleri onunda havaya iki el ateş ettiğini gördüklerini söyleyince, polis diğer silahlılarla onu da alıp araçlara götürdü. Kalanlara dağılmaları söylense de, herkes içeri girip kadınların yanına çıktı. Ağlayanlar, dövünenler, karnında bebesi ile vurulan Gülistan’a ağıtlar yakanlar doluydu konağın içi. Erkekler sessizdi, herkes kimin sıktığını tartışıyordu. Kaza kurşunuydu belli ki ama gidip zavallı genç kadını bulmuştu işte.

Bir kaç saat sonra Safire hanım, Ertuğrul ve Ahmet ağa yüzleri bembeyaz kesilmiş göz yaşları içinde döndüler eve. Gülistan ve karnındaki bebek kaybedilmişti. Düğün evi cenaze eviydi şimdi. Bir kaç saat önce neşeyle gülüp oynayanların yerini başları önde sessiz yas tutanlara bırakmıştı.

“Kimin parmağı bastıysa o tetiğe!” dedi Ahmet bey sesi titreyerek, “Yaşatmayacağım bilesiniz! Kızımın torunumun canını alan o adi kimse, yedi sülalesini kurutacağım! Anladınız mı beni!”

Akrabalar, Ahmet beyi alıp oturttular sakinleştirmeye çalışsalar da, adamın acısı her dakika arttığından, diline dökülüyordu birer birer ahları.

Kimse anlamamıştı kimin silahı balkona doğrulttuğunu. Herkes yiyor, içiyor, dans ediyordu. Silah sıkanların kim olduğunu biliyorlardı da, kimin kör kurşunu Gülistan ile bebeğini almıştı onu bilemiyorlardı. Safire hanım ayılıp, ayılıp bayılıyordu, göğsüne vura vura ağlıyor, sonra yeniden kendini bırakıyordu.

“Yaktılar canımızı! Kıydılar canımıza! Gül gibi kızımı soldurdular, kana buladılar hayinler!”

Ertuğrul başını iki elinin arasına almış, sessizce oturuyordu sadece. Kuzenleri etrafını sarmış, bir şey söylesin diye uğraşıyorlardı ama çıt çıkmıyordu ağzından.

Sonunda başını kaldırdı ağır ağır, “Ben gördüm!” dedi tıslar gibi, “O Mustafa denilen serseri vurdu karımı!”

“Dur oğlum peşin hüküm verme!” dediler etrafındakiler.

“O herif sarhoş olmuştu, kolunu kaldıramıyordu gördünüz!”

“Polis bulacak kimin vurduğunu, sen şimdi sakin ol!” deyip susturdular Ertuğrul’u.

Konağın her yanında kurulmuş kameralar vardı. Güvenlik için yedi yirmi dört saat kayıt yapıyorlardı. Ertuğrul hışımla kalkıp kamera odasına yürüdü, diğerleri de peşinden. Görüntüler açıldı. Kamera uzaktan çekmiş, bazı anlarda kim kim olduğu pek anlaşılmıyordu ama Mustafa’nın silahından çıkan ilk kurşunun alevi duyulduktan hemen sonra ikincisi görünüyor ardından durup yukarı bakıyordu herkes.

“İşte! İşte gördünüz mü? Son kurşunu bu hain sıkmış!”

Herkes sessizce birbirine baktı. Silahı Mustafa’nın eline verenin Ertuğrul olduğunu biliyorlardı. Sessizlik olunca, Ertuğrul anladı onu da suçladıklarını.

“Ulan, tetiği çeken Mustafa! Ben karımı vursun diye mi verdim eline silahı!”

“Tamam ağabey, zaten kayıtları polis inceler. Sen şimdi sakin ol!” dedi kuzenlerin biri.

Ama Ertuğrul’un durmaya niyeti yoktu, gömleğinin düğmelerini koparır gibi çekiştirerek çıktı avluya.

“Kayıtlara baktım!” dedi bağırarak, hâlâ alkolünde etkisindeydi, “Mustafa denilen o it vurmuş karımı!”

“Ahmet bey ayağa kalktı bir anda, damadının yanına gitti hemen!”

“Ne diyorsun sen?”

“Baba git de kendin seyret!”

Bu defa Ahmet ağa ile peşine takılanlar girdi kayıt odasına. Az önce izlenilen sahne ekranda açık duruyordu. Geri sarılıp tekrar tekrar izlendi.

Önce herkesin arkasın dönüktü, Mustafa’nın etrafında bir sürü adam vardı. Bir anda Mustafa’nın kolu kalabalığın içinden kalkıyor, iki kez üst üste ateş ediyordu. Kayıtta ses olmadığından, kurşunun sesi duyulmuyordu.

Ahmet ağanın yüzü kıpkırmızı oldu.

“Ağam bu kaydın tamamına bakılmadan karar verilmez!” dedi yaveri.

“Alın götürün polise başından beri tüm kaydı!” dedi Ahmet ağa hışımla çıktı kayıt odasından. O Ertuğrul gibi kendini kolay kaybedecek adam değildi ama yanıyordu ciğeri.

“Gördün mü baba!” diye inledi Ertuğrul, “Doğmamış çocuğum ile canım karımın canını alanı gördün mü?” diyerek yere kapaklandı ve ağlamaya başladı.

Damadının sarhoş olduğunu bilen Ahmet ağa, yaverine başıyla işaret edip, içeri taşımalarını istedi. Lokmanın taze kayınbiraderinin kızının katili olduğuna inanmak istemiyordu hemen. Misafirlerin büyük kısmı taziyelerini bildirip ayrıldıktan sonra konakta kalanlar sabaha kadar uyuyamadı.

“Anne neler oldu böyle?” diyordu Semiha. Mustafa’nın da eli silah tutanlarla götürüldüğünü öğrenmişlerdi. Erkekler kendi aralarında, kadınlara Ertuğrul’un söylediklerini söylememe kararı almıştı. eve çağırılan doktor, hem Safire hanıma, hem Semiha’ya, hem de Ertuğrul’a bakmış, Ertuğrul hem alkolün etkisi, hem de doktorun verdiği hafif ilaçla sızıp kalmıştı. Ahmet bey yaverine damadının başında durmasını, odasından çıkıp ortalığı velveleye vermesine izin vermemesini tembihledi.

Gülistan ertesi gün aile mezarlığına defnedileceği için amcalar ve kuzenler o işleri haletiler. Lokman karısının yanına gelmiş sarılmıştı. O da babası gibi kayınbiraderinin böyle bir şey yaptığına inanmak istemiyordu. Mustafa’yı ne zamandır tanıyordu, ağzına içki koymaz, dünya iyisi bir adamdı. Kamerada elinde silah görüldüyse de mutlaka bir hata olmuş olmalıydı. Semiha’ya bir şey söylemiyor ama sonucu öğrenmek için içi içini yiyordu. Sevdiği kadınla vuslata ereceği gece ablasının yasını tutuyorlardı. Kafaları karmakarışık, yürekleri acı doluydu.

Ahmet ağa iki adamını kayıtlarla birlikte karakola yollamış, haber bekliyordu. Gençler tek tek sorguya alınıyorlar, parmak izleri, sabıka kayıtlarına bakılıyordu. Silahların tamamı ruhsatlı çıkmıştı ama tetiği çekenin kim olduğu henüz tespit edilememişti. Kamuya açık, kalabalık yerlerde silah atmaktan hepsine ceza gelecekti ayrıca ama Gülistan’ın bedenine giren kurşunu sıkana olacaklar daha fenaydı.

Safire hanım fenalaşınca yeniden hastaneye götürdüler. Lokman ile babası annesiyle gidince, Semiha’da annesi ile Nurgül’ün yanına döndü. Sabaha kadar herkesin kafasındaki düşünceler doldurdu konağın koridorlarını. Sonunda Emine hanım kızını odaya götürüp gelinliğini çıkarmasına yardım etti. Semiha o gecenin hayallerini kurmuştu, Lokman yerine şimdi annesi çıkarıyordu gelinliği üzerinden. Nurgül durmadan ağlıyordu. Sonunda hepsi üzerlerini değişip, banyo yaptılar. Yatakların üzerine oturup, sessizce oturdular.

Sabah konakta kahvaltı yine hazırlanmıştı ama o eski şaşalı kahvaltılardan değildi. Kimsenin bir şey yiyecek hali kalmamıştı. Herkes masanın ucuna yaklaşıp ağzına bir şey atıp geri çekiliyordu. Ahmet ağa sabaha kadar boşluğu seyretti sessizce ama gözlerinden ateş çıkıyordu

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın