Adam her zaman hava karardıktan sonra gelirken, o gün canı çok sıkkın olduğu için ikindi vakti çıkıp gelmiş, kadıncağız daha kapıyı açar açmaz da, öfkesini boşaltacak yer aradığı için tokadı basmıştı. Neye uğradığını şaşıran kadın, daha soru sormaya başlamadan tekme tokat devam etmişti. O sırada mutfakta soğan doğrayan olan Nurgül elinde bıçakla ne olduğuna bakmak için içeri gelince, adam ona saldırmak istediğini sanıp, bu sefer onun üzerine yürümüştü. Kızcağız da annesi gibi ağzını açamadan adamın elinden bıçağı kapıp “Sen beni mi öldüreceksin lan!” diye bağırması ve arkasından gelen tokatlar ile yere yığılıp kalıvermişti. Annesi adamın önüne atlayıp durdurmak isteyince, adam ikisine birden saldırmış annesi kapıyı açıp onu dışarı itivermiş, “Kaç!” diye bağırınca, o da panikle sokağa fırlamıştı.
“Ya annene bir şey yaptıysa!” dedi Semiha korkuyla.
“Abla gider miyim anamı bırakıp, adam peşime düşmeyince, kapıyı dinledim uzun süre. Annem ağlıyordu ama adam da durmuştu. ‘Kendimi kaybettim!’ diyordu duydum. Biraz daha bekledim, sakinlediler ama kapıyı çalıp girmeye de korktum bekledim öylece kapının önüne oturup.”
“Niye kaçıyordun öyleyse?” dedi Mustafa bu kez.
“Anam adam uyuyunca beni içeri alır diye bekliyordum. Her yanım sızlıyordu zaten. Sonra birden kapı açıldı. Adam beni görüp, ‘Sen daha defolup gitmedin mi?’ diye gürleyince, korkumdan fırlayıp sokağa çıktım ben de!”
“Hay Allah belasını versin o adamın da onun gibilerin de!” dedi Emine hanım, “Tamam kızım kal burada nereye gideceksin bu saate? Yarın olsun bakarız günün getirdiğine!” dedi Emine hanım.
Semiha o gece annesiyle, Nurgül’de utana sıkıla Semiha’nın yatağında uyudu.
Kız uyuyunca, oğluna “Bu kızı geri yollayamayız Mustafa!” dedi fısıltıyla, “Sen yarın dükkanı açınca, milletin ağzını bir yokla bakalım. Kadına bir şey yapmış olmasın o soysuz!”
“Tamam ana merak etme”
“Sakın ola kimseye deme kızın burada olduğunu ha?”
“Yok demem ama akşam bir kaç esnaf gördü beni kapatırken, geldi kız!”
“Tamam neyse sen gene de kimseye söyleme! Adamı başımıza musallat etmeyelim, soran olursa, gitti kız dersin!”
“Tamam” dedi Mustafa ve yattılar.
Ertesi gün, adam gidince kızını aramaya çıkan kadın, esnafın Mustafa ile gördüklerini söylemesi ile geldi dükkana. Onun da kızı gibi yüzü gözü şişmişti. Mustafa kapıdan girince kadının kim olduğunu anlasa da hiç belli etmedi. Başını koyu renk bir eşarpla sarmış, yüzüne de koyu renk gözlükler takmıştı ama yanağındaki morluklar ile neredeyse kapanan bir gözü gözlükten bile belli oluyordu.”
“Nurgül sizin evde mi?” dedi kadın laf hiç dolandırmadan.
Mustafa zaten saf iyi niyetli bir adam olduğundan, “Yok!” diyemedi salladı başını.
“Kızım tertemiz.” dedi kadın ağlar gibi, “Ben mecbur olmasam bu belaya bulaşmazdım.” dedi ve çantasından bir tomar para çıkarıp tezgaha koydu, “Mahalleden gideceğiz, iki güne kamyon gelecek. Kızımı şimdi yanımda götüremem. Bu parayı ona verin, ben gittiğim yerden haber yollayacağım. O zamana kadar kızım size emanet” dedi ve Mustafa bir paraya bir kadına şaşkın şaşkın bakarken dönüp gitti.
Semiha okuldan sonra ağabeyinin yanına uğrayınca, bir çırpıda olanları ona da anlattı.
“Annem daha da bırakmaz o kızı!” dedi Semiha.
“Nereye bırakacak, kızın gidecek yeri mi var?” dedi ağabeyi de ne kadar üzgün olduğunu belli edercesine.
Akşam gittiklerinde, Emine hanım kızı güzelce banyo yaptırmış Semiha’nın kıyafetlerinden biriyle de giydirmişti. Akşama kadar beraber yemek yapmışlar, evi toparlamışlar, güzel de bir sofra kurmuşlardı.
“Maşallah, pek hamarat!” dedi Emine hanım çocuklar sofrayı görünce.
“Eline sağlık!” dedi Mustafa, kız suyu getirmeye mutfağa geçince, “Annesi gelmiş dükkana!” diye fısıldadı Semiha hemen annesine. Emine hanımın gözleri açıldı “Ne demiş? Şükür hayatta o zaman!”
“Ağabeyime bir tomar para bırakmış kıza versin diye. Taşınacaklarmış iki güne, ben haber ederim, şimdi onu götüremem demiş.”
“Vay yavrum vah!” dedi Emine hanım, o sırada elinde sürahi ile geldi Nurgül masaya.
İçerdekilerin yüzlerinden bir şey oldu anladı hemen, bütün gün annesini merak edip durmuştu .
“Annen iyiymiş merak etme dükkana gelmiş!” dedi Emine hanım elinden sürahiyi alırken, Nurgül doğrulamak ister gibi baktı Mustafa’ya, o da başıyla onayladı.
“İki güne taşınacakmış mahalleden” diye devam etti Mustafa, “Gittiği yerden sana haber gönderecekmiş, o zamana kadar da bize emanet etti seni. Bir de para bıraktı sana!” diyerek ceketin iç ceplerine bölüştürdüğü iki tomar parayı çıkarıp masaya koydu.
Paraya hiç aldırmadan, “Nereye gidecekmiş?” dedi Nurgül endişeyle.
“Söylemedi!”
“İyiymiş ya çok şükür!” dedi Emine hanım hemen yumuşak bir sesle, “Belli ki sana bir zarar gelmesin istiyor. Başımızın üzerinde yerin var, bu evde sana zarar gelmez kızım. Haber de edeceğim demiş bak! Kalırsın burada, bizim kızımız olursun bir süre.”
Nurgül sesini çıkarmadan oturdu masaya, yanaklarından yaşlar iniyordu. Hepsi kızın haline çok üzüldükleri için seslerini çıkarmadılar. Paralar öylece kaldı masada, yemekten sonra kız doğrudan odaya girince de, Emine hanım “Bırakın biraz ağlasın, gariban!” deyince, herkes sessizce televizyon izledi bir süre.
Emine hanım, Nurgül’ün annesinin getirdiği parayı sonra kıza lazım olur diye sakladı güzelce, “Bu evde bizim misafirimizsin sen, paranı harcamak yok!” dedi ertesi sabah.
İki yıl sonra annesinden yeniden haber çıkana kadar kaldı Nurgül, Emine hanımlarda. Babalarını yeni kaybetmiş ailenin hem merhemi, hem dert ortağı oldu o süre boyunca. Mustafa’nın ile Semiha’nın kardeşi, Emine hanımın da can yoldaşıydı. Semiha ile Nurgül aynı odada yatsınlar diye düzenlendi ev yeniden. Semiha derslerini çalışıp, dükkanda ağabeyine yardım ederken, Nurgül’de Emine hanıma hem can yoldaşlığı yaptı hem de işlerine ortak oldu. Emine ana diyordu artık ona. Kendi anası bırakıp gittikten sonra ona sahip çıkan bu güzel insanlara minnet borçluydu.
Annesi taşınıp gittikten sonra, kıza Emine hanım sahip çıkınca, önce biraz daha döndü dedikodu sonra mahalleli de unuttu, alıştı Nurgül’e. Komşular bir süre doluştular kızı görmek laf almak için ama sonra zavallı yavrucağın sessiz, ürkek halini görünce onlar da geri çekilip sustular. Kader kurbanı bir garibandı nihayet. Lafı seviyorlardı ama öyle kötü kadının kızı diye kem gözle bakacak insanlar değillerdi çok şükür hiç biri.
Semiha babasını kaybettikten sonra bir kız kardeş sahibi olmuş oldu böylece. İki yıl sonra Nurgül’ün annesinden bir mektup geldi dükkana, başka bir şehre göç etmiş, adamdan da ayrılmıştı ama başkası vardı şimdi. Bir gün gelip kızını görecekti mutlaka, kızını bu işlerden uzak tuttukları için de aileye minnettardı, telefon numarasını yazmamıştı ama kızını arayabileceği bir numara olsun diye soruyordu. Biraz daha para yollamıştı zarfın içinde, daha da yollayacaktı.
Nurgül hemen annesine bir mektup yazıp, ne kadar iyi olduğunu Emine annesinin ona ne kadar iyi baktığını anlattı. Çok özlemişti annesini, Mustafa ağabeyi annesi ile konuşsun diye ona ikinci el bir telefon alacaktı o zaman yazacaktı numarasını da.
İki üç gün sonra Mustafa sözünü tutup ona telefon alınca da hemen ikinci bir mektup yolladı. Yaklaşık bir hafta sonra telefonu çalınca heyecanı görülmeye değerdi. Tam bir saat konuştular annesiyle. Emine hanım öyle duygulandı ki, ağlayıp durdu o akşam. Annesinin sesini duyup rahatlayan Nurgül bir yandan, o bir yandan göz yaşları ile geçirdiler o akşamı. O günden sonra annesi sık sık aradı Nurgül’ü telefonda da olsa hasret giderdiler. Şimdilik bir araya gelme şansları yoktu ama ileride inşallah olacaktı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.