Aynı gökyüzü altında – Bölüm 20

O gün akşam yemeğinde çocuklar artık kararlarını verdiklerini söylediğinde, Doruk heyecanla onları dinlemeye hazırlandı.

“İkimiz de aynı okula gideceğiz amca!” diye söze girdi Mercan. Artık kocaman ve yakışıklı delikanlılar olduklarından, konuları ciddiyetle anlatıyorlar, amcalarına arkadaşları gibi davranıyorlardı.

“Harika fikir!” dedi Doruk neşeyle, “Nereye karar verdiniz, umarım çok uzak bir yer seçmemişsinizdir!”

“Biraz uzak!” dedi Ercan tereddütle kardeşine bakarak, “Yani biz bu konuda çok düşündük ve senin nasıl karşılayacağından pek emin değiliz!”

Doruk doğrudan söylenmeyen okul seçiminin, onu mutlu etmeyecek bir sonuç yaratacağını anlayınca, gülümsemesi silindi ve o da ciddileşti.

“Nereye karar verdiniz ki?”

“Amca biz askeri okula gitmek istiyoruz. Asker olacağız!”

“Ne?” dedi Doruk şaşkınlıkla, “Asker mi? O da nereden çıktı?”

“Denizci olmak istiyoruz”

“İyi de denizci olmanın tek yolu askeri okula gitmek değil ki! Askeri okullar çok disiplinli olur, bu yaşınızı eğlenerek normal bir lise de okumak varken, askeri okul tercihi niye?”

“Biz ülkemiz için çalışmak istiyoruz” dedi Ercan, Mercan’da başını sallayarak onayladı.

O sırada Doruk’un hissettiği şeyleri anlamaları mümkün değildi, “Ülkemiz için çalışmak istiyoruz” cümlesi o kadar ağır gelmişti ki, ağzını açıp bir şey söyleyecek gücü bile kendinde bulamadı.

“Burası sizin ülkeniz değil!” diyemiyordu, geri dönecekleri bir ülkeleri kalmadığı gibi, ülkelerini hatırlamıyorlardı bile, hiç yaşayamamışlardı. Büyürlerken onlara ülkeleri, milletleri hakkında özellikle fazla konu açmamıştı ve burayı övmüştü daha çok, çünkü buraya uyum sağlayıp kabullenmelerini istemişti.

Ama şimdi bu ülke için kendini feda etmeye hazır askerler olmak istiyorlardı. Buraya ait hissediyorlardı, hatta sandığından çok daha fazla hissediyorlardı belli ki.

Yutkundu. Çocuklar onun sessizliğinden uzağa gidecekleri için mutsuz olduğu sonucunu çıkardılar.

“Hafta sonları geleceğiz merak etme!” dedi Mercan yumuşak bir sesle.

“Tabi!” diye çıktı Doruk’un ağzından bir onay kelimesi gibi ama değildi.

İstemiyordu, onların asker olmasını istemiyordu. Bu ihtimal aklının ucundan bile geçmemişti. O ülkesine ihanet etmişti, bunu aklının gerisinde tutmak için yıllardır mücadele ediyor, çocuklar için yaptığını söyleyip kendini ikna ediyordu.

Ama..

Çocukları başka bir ülkenin, üstelik kendi ülkelerini mahveden bir ülkenin askeri yapmak..

“Ne diyeceksin onlara?” dedi iç sesi, “Buraya ait değilsiniz, sizin ülkeniz burası değil mi diyeceksin. Bunca yıl tam tersine ikna ettin onları. Onlar için sadece burası var!”

“Amca?” dedi Ercan merakla. Doruk’un rengi bembeyaz olmuş, dudakları bir şey söyleyecek gibi aralanıp, sonra kapanıyordu.

“Hoşlanmayacağını tahmin ediyorduk ama sen baya şoka girmişe benziyorsun!” dedi Mercan endişeyle.

“Hayır!” dedi elini havada sallayarak, “Hayır! İyiyim yani bir şeyim yok. Şaşırdım sadece.”

“Yatılı ve uzakta olacağız ama her hafta sonu geleceğiz amca merak etme! Yalnız kalmayacaksın!”

“Yalnız kalmayacaksın!” cümlesi iyice oturdu Doruk’un içine. Ağabeyine söz verdiği gibi onları kurtarmış, korumuş, sağlıklı ve güvende olmalarını sağlamış, bunu yaparken kendini çoktan unutmuştu. Kendi hayatı diye bir şey hatta kendisi diye bir şey kalmamıştı geriye. Onlar gittiğinde yalnız kalmaktan çok daha kötüsü olacaktı bu yüzden. Çocukların giderek endişelendiklerini ve gerildiklerini görünce, yeniden toparlandı.

“Elbette karar sizin! Bu sizin hayatınız. Ben sadece.. Ben yani.. Ben sizin bu niyette olduğunuzu hiç bilmiyordum. Hiç bahsetmediniz bu güne kadar o yüzden bir an için algılayamadım sanırım!”

“Yani gidebilir miyiz?” dedi çocuklar amcalarının söylediğine aldırmadan, onları ilgilendiren kısmı izin almaktı sadece.

“Evet, tabi gidebilirsiniz! Çok başarılı olacağınıza eminim!”

İki çocuk birbirine bakıp, neşeyle ellerini çaktılar ve “Teşekkürler amca, formları doldurmaya başlayabiliriz o zaman!” diyerek masadan heyecanla kalkıp gittiler ve Doruk arkalarından bakmaktan başka bir şey yapamadı.

Altı ay sonra onları evdeki büyük aynanın önünde öğrenci üniformalarını denerken izliyordu. Saçları okula uygun olarak kesilmiş, üzerlerindeki yeni ve ütülü üniformalarla gençlikleri ve yakışıklıkları iyice ortaya çıkmıştı.

Son altı aydır onun yerinde Derman olsa bu karara ne söylerdi diye düşünüyordu. Henüz bir cevap bulamamıştı ama çocuklar iki gün sonra yeni okullarına başlamak üzere evden ayrılacaklardı. O kadar heyecanlı ve mutluydular ki kendilerini aynada seyrederken. Seçimlerinden dolayı duydukları gurur yüzlerinden okunuyordu. Doruk gülümseye çalışıyordu ama içindeki kırgınlık çok derindi. Kimeydi bilmiyordu, çocuklara değildi elbette.

Aynı gökyüzü altında bir başka ülkede mutluluk ve huzur içinde başlayan hatırlamadıkları hayatları, şimdi bir başka ülkenin askeri olmanın eşiğindeydi işte. Onlar için yepyeni ve gurur duydukları bir başlangıçtı bu. Gökyüzü aynı ama onlar aynı değillerdi artık. Hiç bir şey aynı değildi. Doruk bile.

Artık kim olduğunu bile bilmeden, sevgiyle sarılarak yolcu etti onları. Heyecanlı ve mutlu görünmeye çalıştı. Bindikleri otobüs ikisi için heyecan dolu bir geleceğe doğru ilerlerken, Doruk da geçmişleri gibi arkalarında kalmıştı.

SON


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın