Aynı gökyüzü altında – Bölüm 19

Aradan iki yıl geçtiğinde çocuklar anne ve babalarını neredeyse sormaz olmuşlardı. Doruk sorularla baş edemeyeceğini anlayınca ilk önce ülkede yaşanan karmaşayı bahane etmiş, savaşı mümkün olduğunca çocukları korkutmadan anlatmaya çalışmıştı. Bu arada çocuklar dillerini geliştirmiş, yakınlarındaki bir kilisenin açtığı ilkokula başlamışlardı. Artık bir sürü arkadaşları vardı, evlerinin yerine ve çevreye hakimdiler. Elbette ki amcaları ya da okul görevlileri olmadan tek başlarına hareket etmiyorlardı ama yine de iki yıllık yaşanmışlık ve tanıdıklık olağan hale gelmişti.

Neredeyse on yaşına geldiklerinde, artık anne ve babalarının gelmeyeceğini idrak etmeye başlamışlar, amcalarını yeniden çapraz sorguya almışlardı. Ters olan bir şeyler vardı. Savaş durumu sona ermişti, ülkeleri savaşın bir kazanını olmadığı için halen bağımsızdı ama ekonomik olarak ciddi bir çöküş yaşıyordu. Savaş boyunca ciddi bir yıkım yaşanmış ve yaraların onarılması için yeterli kaynak kalmamıştı. Çocuklara göre orası artık ülkeleri değil, geldikleri yerdi sadece. Onlar için ülkenin anlamı anne ve babalarının geleceği yer olmasıydı ve gelmiyorlardı.

Ercan annesinin yüzünü bile hatırlamadığını söylüyordu ağlarken, o bunları söyleyince Mercan daha da dertlenip, anne ve babalarının artık onları sevmediğini ve unuttuğunu. Gelmedikleri gibi hiç arayıp sormadıklarını, terkedildiklerini söylüyor daha çok ağlıyordu. Çocukların operasyonu sonrası sakinleştiricileri ve uyku ilaçlarını bir türlü bırakamayan Doruk o kadar üzülüyordu ki hallerine sonunda onlara anne ve babalarının artık hayatta olmadığını söylemek zorunda kaldı. Umudu kesmeleri gerekiyordu. Bu şekilde devam ederlerse terk edildiklerine, sevilmediklerine inanacaklar, bu psikolojilerini daha da bozacaktı.

Gelemiyor olmakla, gelmemek aynı şey değildi.

Okulların bir hafta tatil olduğu bir zamana denk getirerek, çocukları karşısına aldı ve onlara anne ve babalarının gelemediklerini, çünkü artık hayatta olmadıklarını söylemek zorunda kaldı. Onlara bu durumu çocuklara söylemeyeceğine söz verdiği için, bu güne kadar sözünü tutmuştu. Ama artık anlıyordu ki, bilerek ve isteyerek gelmiyor olduklarını sanmaları çokca daha acı vericiydi.

Çocuklar önce ne söylendiğini anlamıyor gibi yüzüne baktılar. Konu sadece anne ve babalarının çoktan ölmüş olmaları değil, güvendikleri tek kişinin onlara yalan söylemiş olduğuydu.

“Bunu nasıl yaparsın?” diye bağırdı Ercan, “Bize nasıl bunca zaman yalan söyledin? Biz onları güvenilmez sanıyorduk ama asıl güvenilmez olan senmişsin!”

Ergenliğin eşiğinde olan iki çocuk yaşadıkları şaşkınlık ve acıdan o kadar delirmişlerdi ki, Doruk onların saatlerce bağırıp çağırmasına ve içlerindekini boşaltmalarına izin verdi.

“Haklısınız” diyordu sessizce, “Haklısınız ama kendinizi benim yerime koyun biraz da!”

Tam bir ay boyunca evde ciddi bir kriz yaşandı. İki çocuk da amcaları ile konuşmayı bırakmışlardı. Önlerine konan yemekleri sessizce yiyerek odalarına gidiyorlar. Yüzleri hiç gülmüyordu. Sonunda gittikleri okuldan eve neler olduğunu anlamak için haber gelince, Doruk gidip öğretmenleri ve okul ile konuşmak zorunda kaldı. Çocukların babası olduğunu söylediği için, şimdi yeni yalanlar uydurması gerekiyordu. En gerçek yalanı söylemeye karar verdi ve onların yeğenleri olduğunu, aileleri öldükten sonra ikisini de evlat edindiğini açıklamak zorunda kaldı. Gerçekte de olan zaten buydu. O güne dek anne ve babalarını hayatta sandıkları ve yeni öğrendikleri için ciddi bir kriz yaşıyorlardı.

Okul yönetimi, çocukların psikolojik olarak desteklenmesi gerektiği sonucuna vardı ve anlaşmalı bir doktorla hafta da iki gün görüşmeler ayarlandı. Doktor görüşmelerinin zorunluluğu amcaları değil, okuldan gelince gitmeye mecbur kaldılar.

Bir yıl boyunca düzenli olarak yapılan görüşmelerin ilk bir ayından sonra amcalarına davranışları eskisi gibi olmasa da yumuşamaya başladı. O zamana kadar ne okulda olanlar, ne de görüşmelerde olanlarla ilgili tek kelime anlatmıyorlardı. Doruk onlara yeniden yakın olmaya çalışıyor, mutlu olmaları için elinden gelen çabayı gösteriyor ama hiç bir karşılık alamıyordu. İçtiği sakinleştirici ve uyku haplarının dozunu artırarak, bu süreci atlatmaya çalışsa da, son beş yıl içinde yaşadıkları artık ne ilaçlarla, ne çocukların yanında ve güvende olmaları hissiyle bastırılamaz hale gelmişti. İçinde yaşadığı fırtına, keder ve öfke bastırıla bastırıla sağlığını bozmaya başlamıştı. Bu kadar uzun kullanılmaması gereken haplar yüzünden de rahatsızlıkları giderek artıyordu.

Görüşmeler başladıktan iki ay sonra, çocuklar yeniden günaydın demeye başladıklarında, öyle sinirleri boşaldı ki, tam bir saat boyunca sarsılarak ağladı. Sadece günaydın dedikleri için amcalarının geldiği hali gören çocuklar, önce ne yapacaklarını bilemediler. Sonra gidip boynuna sarıldılar.

“Özür dileriz amca!” diyerek ağlamaya başladılar. Henüz çocuktular ve yaşadıkları onca şeyden sonra amcalarının yaşadıklarını anlayacak ve onun durumunu kavrayacak durumda değildiler ama o an biraz olsun hissetmeye başladılar. O akşam okuldan geldiklerinde Doruk onlarla yeniden bir konuşma yaptı. Çocuklar tarafından haksız görünse de yaşananlar açısından haklı olduğunu açıklamaya çalıştı. Kendi yaşadığı süreçleri, hissettiklerini samimiyetle dile getirdi. Bunların hepsini çocukları korumak için yapmıştı, belki hatalıydı ama onları çok seviyordu ve kendince doğru olan şeyi denemişti.

Çocuklar onu sessizce dinlediler. Hak verdiklerini söylemediler ama bundan sonra ona küskün yaşamayacaklarını söylediler. Üçü için de zor olduğunu artık anlıyorlardı. Tatile diye heyecanla geldikleri bu yerde hayatlarına devam edecekler ve anne babalarını bir daha göremeyeceklerdi. Gerçek en acı haliyle böyleydi ne yazık ki.

Bu ikinci konuşma ve devam eden terapi sürecinin çok büyük etkisi oldu. Çocuklar yaşadıkları evi, okulu, arkadaşlarını seviyorlardı. Anne ve babalarının bir daha dönemeyecek olmalarını kabullenmelerinin ardından bir daha bu konular açılmadı. Doruk’un sandığından daha kolay bir şekilde, yaşadıkları ülkeyi benimsemişlerdi. Bir başka yerden gelmiş gibi değil, doğma büyüme buralılar gibi konuşuyorlar ve düşünüyorlardı.

Bu sakin süreç Doruk’a da iyi geldi, çocukların görüşmeleri sona erdirildiğine o da artık daha sakin hissediyordu. Mücadele edilecek durumlar sona ermişti ve bedeni, zihni artık çok yorgundu. Üç dört ay boyunca yoğun baş dönmeleri, baş ağrıları ve kusmayla geçen bir süreç yaşadı. Bedeni savunma durumunda çıkınca, o güne kadar bastırılmış her şeyi dışarı çıkarmaya çalışıyor gibi davranıyordu. Üç ay boyunca iş yerinden rapor aldığı için evde dinlendi, çocukların artık yumuşamış ve normalleşmiş olmalarının etkisiyle de evde yeni ve huzurlu bir dönem başladı. Kendi başlarına bir çok işi de yapabilir hale gelmişlerdi. Mikrodalga da yemek hazırlıyor, banyolarını kendileri yapıyor, odalarını topluyor ve hastalığı süresince amcalarını yormamak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı.

Liseye başlamalarına bir kaç ay kalaya kadar her şey yolunda ve güzel gitti. Doruk artık bildikleri için arada bir anne babaları ve eski hayatlarına dair bir şeyler anlatıyor, onlar da hatırlamadıkları için bir sürü yeni soru soruyorlardı. Okulda başarılı ve uyumluydular. Öğretmenleri ve arkadaşları tarafından seviliyorlardı. Babaları gibi becerikli ve zeki, anneleri gibi sakin ve mantıklıydılar. Küçükken fizik olarak daha çok annelerine benzerken, büyüdükçe babalarına benzemeye başlamışlardı. Dolayısıyla da Doruk’a.

Doruk’un da kendine göre bir sosyal çevresi vardı. Komşular ikiz çocuklarla yaşayan yalnız bir baba olduğu için onunla ilgileniyorlar, sık sık evlerine davet ediyorlardı. Duygusal olarak yakınlaşmak isteyen iş veya mahalle arkadaşları olsa da, Doruk kendi duygusal dengesizliğinin farkında olduğu için o zamana kadar hiç bir özel arkadaş edinmemişti. Artık geçmiş çok uzakta bir hikaye gibiydi hepsi için.

Okulda çocuklar hangi liselere gideceklerinin seçimlerini yapıyorlardı. Doruk onların sürekli rehber öğretmenleri ile bu konuda görüşmeler yaptıklarını bildiği için fazla karışmıyordu. İkisinin de başarılı çocuklar olduğunu biliyordu ve liseden çok üniversite seçimlerinin önemli olduğunu düşünüyordu.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın