Nihayet operasyon tarihi geldiğinde çocukların iki gün öncesinden hastaneye yatmaları gerektiği söylendi. Doruk hastanede de onlarla kalacak yanlarından hiç ayrılmayacaktı. Sağlıklı olma fikri cazip gelse de, yaşadıklarından dolayı iyice hırçınlaşan çocukların psikolojileri, hastanede yatmak fikriyle daha da tetiklendi. Anne ve babaları gibi hastaneye yatacaklardı ve onlar çok uzun zaman olduğu halde bir türlü çıkamıyorlardı. Ayrıca madem burada hastaneye yatılabiliyordu, anne ve babalarını da getirip buraya yatırsınlardı. Kendileri de onlar gibi çok uzun süre yatarlarsa, ne zaman görüşebileceklerdi?
“Lütfen” diyordu Doruk artık, “Lütfen biraz daha sabredin olur mu? Biz çok güçlü bir aileyiz, buraya kadar benimle çok cesur davrandınız ve harika bir hayatın eşiğine kadar geldiniz. Bundan sonra her şeyin daha iyi olacağına söz veriyorum. Sadece bu kısım için de biraz cesaret ve sabır gerekiyor. Anne ve babanız sizin bu hale olduğunuzu görseler üzülürler değil mi? Babanız sizi buraya çok güzel bir plan için gönderdi. Sürprizi bozmamak için dayanmamız gerekiyor!”
“Neden babamla veya annemle konuşamıyoruz? Onunla görüntülü konuşabiliriz. Eskiden seninle de öyle yapardık.” diyorlardı bu kez.
Bu operasyondan sonra onları bu yalanlarla oyalayamayacağını iyice anlamıştı Doruk. Ama bu yaşta çocuklara neyi nasıl anlatacağını, burada birlikte yaşamak zorunda kalacaklarını ve anne ve babalarını bir daha göremeyeceklerini nasıl söyleyebilirdi.
Yetkililerle görüşüp, çocukların istediği gibi Derman’ı bu halde yurt dışına çıkarıp çıkaramayacaklarını bile sordu dayanamayıp ama beklediği gibi olumlu bir cevap alamadı bu girişimden. Bu noktadan sonra hele ki Derman’ın durumunda böyle bir operasyon gerçekleşmesi mümkün değildi. Çocukların hayatı yoluna konduktan sonra da Doruk’un burada belirlenen yeni görevine başlaması bekleniyordu. Bunca iyilik elbette ki karşılıksız değildi. Doruk yeğenlerinin sağlıklı ve güvende olması için sunulan her koşulu kabul etmişti, tıpkı yıllar önce babasının söylediklerini kabul etmek zorunda kalması gibi. Bir noktadan sonra bu iyilik sona erecek, o verilen işi yapacak ve çocukların bakımı ve geleceğini kurma sorumluluğu da ona bırakılacaktı. Hiç bir ülke bir başka ülkenin hainini bundan fazla sahiplenmezdi, Doruk’a yapılanlar babasından kaynaklananlar yüzünden bu ölçüdeydi ve bir sınırı ve koşulları elbette ki vardı.
Operasyon sabahı, ağabeyinin durumunu öğrenmek için aramak istese de, hemşirenin son konuşmalarında söylediği olumsuzluklar yüzünden cesaret edemedi. Bu iki ağırlığı aynı anda taşıyabileceğini sanmıyordu. Şimdi çocuklara odaklanıp onlar için güçlü olmak zorundaydı. Artık sadece anı kurtarmak zorundaydı. Sonrası sonra düşünülecekti çünkü hepsine gücü yetmiyor ve ayakta kalamıyordu.
Çocuklar operasyona alındıktan sonra kendini kapının arkasında öyle çaresiz ve bitkin hissetti ki, üç saat süren operasyon boyunca tek başına bir sandalyede boşluğa bakıp ağlayarak öylece oturdu. Onlar yoğun bakıma alındıktan sonra da değişen tek şey oturduğu kat ve sandalye oldu. Nihayet ikisi bir odada servise alındıklarında yavaş yavaş kendilerine gelmiş olan yeğenlerine mutlu ve rahatlamış gözükmeye çalışsa da, artık ayakta duracak bile hali kalmamıştı. Sonunda geçirdiği kısa baygınlıktan sonra kendini özel bir bakım odasında buldu. Neyse ki çocuklar bayıldığını fark etmemiş, odaya giren hemşire onu koltukta yığılmış bulunca hemen müdahale edilmişti.
Şiddetli bir depresyon geçiriyordu ve iki gün boyunca sakinleştiricilerin ve bedeninin tükenmişliği ile uyumuştu. Kendine geldiğinde panik halinde çocukları görmek istediğini söylese de hemen izin verilmedi. Onların durumları iyiydi. Çok fazla ağladıkları için yanlarına dillerini bilen bir hastane personeli verilmişti. Operasyon başarılıydı ve sağlıklı bir şekilde ayağa kalkmaları için biraz zamana ihtiyaçları vardı. Hemşireler Doruk’u ikna etmeye çalışsa da bir kaç saat sonra tekerlekli sandalye ile de olsa çocukların odalarına gitmeyi başardı.
Çocuklar onun tekerlekli sandalyedeki halini görünce önce ağlamaya, sonra Doruk’un bunun eğlenceli bir araba olduğunu anlatmaya çalışmasıyla biraz olsun gülmeye başladılar. Operasyon sonrası kesiklerin iyileşmesi zaman alacağı için çok hareket edemiyorlar, fazla da konuşamıyorlardı ama amcalarının varlığı biraz olsun rahatlamalarını sağladığı için Doruk’un da tedavisini aynı odada devam etmesine izin verildi.
“Sadece siz mi sağlıklı olacaksınız, beni de baştan yapıyorlar, bende iyi görünmek istiyorum” diyordu Doruk. Sürekli sakinleştirici aldığı için de kendini daha rahat hissediyor, gülmesi anlamsız da olsa kolay geliyordu. Günde bir saat depresyonu ile ilgili doktor görüşmesi vardı. Çocukların yanından alınıyor doktorla görüştürülüyor sonra yeniden çocukların yanına getiriliyordu. Hastanede durumları tam olarak bilinmediği için doktora her şeyi anlatamıyor olsa bu görüşmelere katılmak zorunda olduğu için sesini çıkaramıyordu. Vitaminler, sakinleştiriciler ve yüzeysel terapilerle bir hafta sonra biraz daha toparlanınca, artık hasta olarak değil, refakatçi olarak çocukların yanında kalmaya devam etti ve iki hafta sonra ilk defa tanksız olarak birlikte eve döndüler.
Kontroller bir süre daha devam edecek olsa da, sinir bozucu hastane ortamından eve dönmek ve artık tank bağımlısı olmamak çocukların üzerinde oldukça etkili oldu. İkisi de tankın onları ne kadar sınırladığını ilk defa anlıyordu ama hala iyileşme döneminde oldukları için tankları varmış gibi temkinli hareket etmeleri gerekiyordu. Çok şükür ki ikisi de aynı düzeyde iyileşme belirtisi göstermiş, ikisi de bundan sonraki hayatlarında sağlıklı çocuklar olarak yaşayabilmeleri için başlangıcı yapmışlardı. Önlem olarak ilk iki hafta çadırın içinde uyudular ve doktor artık ihtiyaçları kalmadığını söylediğinde çadır ve tanklar tamamen toplanıp, depoya kaldırıldı.
Doruk geçen bütün bu süre boyunca bir kez olsun hastaneyi aramadı, arayamadı. Henüz kötü bir haber almaya hazır değildi. Duymak, bilmek istemiyor, zihni ülkesinden, ailesinden olabildiğince kaçmak istiyordu. Hastaneden kaçınabilse bile, dünya haberlerinden kaçınması ne yazık ki mümkün değildi. Onların yaşadığı şehirden başlamamış bile olsa düşman füzeleri ülke sınırları içine düşmeye başlamış, askeri ve hayati tesisler hedef alınmıştı.
Derman ve Doruk’un açığa çıkardığı tesis ise artık aktif olmadığı için hedef değildi. Savaşın içine sürüklenmiş olan ülke ise, ölüme terk edilmiş insanların yaşadığı şehri çoktan unutmuştu bile. Doruk’un henüz haberi olmasa da, şehrin giriş çıkışlarındaki denetimler azaltılmış, kaçacak durumda olanlar hızla şehri boşaltmaya başlamıştı. Gıda ve personel desteği başka alanlara kaydırıldığından kalanlar için de bu yasakların kalkışı daha iyi bir durum yaratmıyordu. Şehirdeki tüm hastane personeli ve hastalar, yakın şehirlere nakledilmeye başlandılar.
Doruk yeniden hastaneyi arama cesareti bulduğunda aradan beş altı hafta daha geçmişti ve artık erişebileceği bir hastane, şehirde yaşayan birileri bile kalmadığı için Derman hakkında bilgi almayı başaramadı. Arkadaşının yakını olan hemşire başka bir hastaneye verilmişti ve Derman’ın nereye götürüldüğünü bilmiyordu. Durum zaten karmaşık olduğundan bunu öğrenmesi de artık mümkün değildi.
Çocuklar hayatlarında ilk defa havuza girmişler, bulundukları ülkenin dilini yavaş yavaş kavramaya başlamışlardı. Doruk arkadaş edinmeleri için bir kaç komşu ile iletişime geçmiş, çocukların toparlanma süreci atlatıldıktan sonra beraber oynayabilmeleri için çocukları ve ailelerini eve davet etmişti. Yeni ve meraklı bir sosyal çevrenin sorularını cevaplamak zorunda kalsa da, çocukların artık daha iyi olduklarını görmek içini rahatlatıyordu. Çocuklara geldikleri yeri unutturma umudu taşırken bunu önce kendisinin yapması gerektiğini anlamıştı. Yapmak zorundaydı, başka çaresi yoktu.
İki ay sonra çocuklar anne babalarını sadece gece uyuyacakları zaman sormaya başladılar. Yine ağlıyorlar, iyileştikleri halde neden gelmediklerini soruyorlar ama ertesi gün artık alıştıkları günlük hayata kendilerini kaptırıyorlardı. Evdeki stresin azalması ve Doruk’un kullanmaya devam ettiği sakinleştiricilerle hayat bir nebze daha kolaylaşmış olsa da. Doruk gece yatağa girdiğinde onun sorularına ve kaygılarına cevap verecek kimse yoktu. Bu nedenle uyku ilaçlarını da sakinleştiricilerin yanına eklemek zorunda kaldı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.