Derman gözlerini açtığında kendini hastane odasında buldu. Karısı hemen yanı başındaki yatakta gözleri kapalı sessizce yatıyor, kayınvalidesi ise yorgunluktan ve üzüntüden iyice çökmüş vaziyette ağlıyordu. damadının gözlerini açtığını görünce yutkunup yüzünü sildi ve onun yanına geldi.
“Derman, oğlum iyi misin? Neler oluyor böyle? Çok acayip şeyler duydum!”
“Çocuklar nerede?” dedi Derman hemen.
“Evdeler, baban başlarında merak etme, sabah seni de bulamayınca biraz mızırdanmışlar ama baban bir iş için çıktığını söylemiş, hastalandı dememiş!”
“Tamam ben iyiyim zaten, eve gideyim de çocuklara bakayım!” diyerek doğruldu Derman, başı çatlayacak gibi ağrıyordu “Ayhan için bir şey dedi mi doktor?” dedi kalkınca.
“Yok oğlum, doktorlar bile gelmez oldu, herkes bir yana koşturuyor! Sen de doktor görmeden nereye gideceksin? Bari hemşireyle bir konuş!”
Dermanın kolunda akşam takılan serumdan kalan damar yolu açma aparatı duruyordu hâlâ “Tamam şunu da çıkarttırayım!” diyerek odadan çıktı. Akşam aldığı serum ona biraz can vermişti belli ki ama hala kendini kötü hissediyordu. Koridor odalara girip çıkan sağlık görevlileri ile doluydu. Hasta yakınları da birini yakalayıp bir şey sormak için peşlerinde dolanıp duruyorlardı. Kimseye bir şey soramayacağını anlayınca, kendi kendine aparatı kolundan söktü ve hemşire masasında bulduğu gazlı bezi koluna bastırarak hastaneden çıktı. Her şey öyle karmaşıktı ki, kimse onunla ilgilenip sen nereye gidiyorsun diye sormadı bile. Ambulansla geldiği için arabası orada değildi. Sokaklar insan kalabalığı ile doluydu. Kimsenin işine gücüne gitmediği belliydi, herkes bir cevap, çare bulmak için sokaklara dökülmüştü. Bir kısım da kamu binaları önünde gösteri yapıyordu. Bir yerden sonra polisler de kendileri ve ailelerinin can derdine düştüğü için insanların üzerine gitmeyi bırakmışlar. Pek az polis kenardan olanları izlemekle yetiniyordu. Caddenin bir tarafına dizilmiş beş kamyon herkese maske dağıtıyordu. Belli ki gece epeyce maske sevkiyatı sağlanmıştı. Herkes suratındaki maskelerle uzaylı gibi görünüyordu. Derman da kamyonun birine yaklaşıp kendine bir maske aldıktan sonra, durumu öğrenmek için Doruk’u aradı.
“Eve gidiyorum, beni hastaneye sen mi getirdin?” diye sordu açar açmaz.
“Akşam kendinden geçmiştin, doktor ne dedi? Eve gidebileceğine emin misin?”
“Doktor falan bulamadım, kendim çıktım. Arabayla mı getirdin beni, nerede araba?
“Derman delirdin mi sen? Hemen geri dön!” dedi Doruk endişeyle.
“İyiyim dedim ya uzatma, çocuklara bakmam gerek, araba nerede?”
“Çocuklar gayet iyi ben gece yarısı ofise geldim ama bir kaç saat önce gidip baktım durumlarına. Çocukları bana emanet ettin zaten hatırladın mı? Şimdi hemen geri dön!”
“Tamam eve gidip bir de ben bakayım sonra gerekirse dönerim. Hastanede tam bir kaos yaşanıyor. Durum nedir, neler öğrendin?”
Doruğun sesi fısıltı seviyesine indi hemen, belli ki yerini de değiştiriyordu konuşabilmek için, “Durum iç açıcı değil, şehir tam karantinada hala. Ben hepimiz için çözümler araştırıyorum ama sen de Ayhan gibi olursan sizi çıkarmam zor olur. O yüzden hemen geri dön ve ben söyleyene kadar da çıkma!”
“Şehirden çıkmayı mı kastediyorsun? Çocukları hazırlamam gerek!”
“Derman uzatma! Konuşamıyorum şimdi hazırlık gerekirse ben yaparım, senin kadar biliyorum her şeyi, lütfen ağabeyciğim, ama lütfen beni dinle ve geri dön!”
“Doruk söz veriyorum çocuklara bakıp döneceğim. Araba nerede?”
“Araba yok seni ambulansla getirdik! İnatsın sadece. Olduğun yerde kal, ben geleceğim birazdan!” diyerek kapattı telefonu Doruk. Ceketini alıp hemen ayrıldı iş yerinde bu kaos içinde kimse kimsenin nerede olduğunu bilmiyordu zaten. On dakika sonra arabasıyla hastanenin önündeydi.
“Atla hadi, hemen geri dönmem gerek. Çocuklara bakalım sonra seni kendi ellerimle geri getireceğim!”
Birlikte eve vardıklarında kayınpederi çocuklarla çadırın içindeydi. Sabah kahvaltılarına ait tabaklar yanlarındaydı. Çadıra bağlı tankın oksijen oranı henüz iyi durumdaydı. Doruk zaten gelir gelmez ilk onu kontrol ediyordu. Çocuklar ikisini birden maskeli görünce önce irkildiler, sonra maskeler çıkınca hemen yanlarına koşup sarıldılar.
“Baba annem gelmeyecek mi?”
“Yine gidecek misin?”
Derman’ın gücü az kaldığı için kanepeye oturup ikisini de kucağına aldı ve sarıldı.
“Merak etmeyin, bütün şehirde bir sorun yaşanıyor ama biz iyiyiz. Anneniz de iyi ama biraz daha hastanede kalması gerek. Kontrol için tabi. Ben de onun yanına gidiyorum ki tek başına kalmasın tamam mı? Amcanız ve dedeniz sizinle olacak mutlaka merak etmeyin. Bunlar yakında bitecek ve biz evimize gidip yine rahat ve mutlu yaşamımıza döneceğiz!”
“Ne zaman?” dedi Mercan burnunu çekerek.
“Yakında oğlum, yakında!” dedi Derman, o çocuklarla konuşurken, Kayınpederi ve Doruk’un gözleri dolmuştu. İkisi de her şeyin Derman’ın söylediği gibi iyi olmasını dilerdi ama ne yazık ki değildi. On beş dakika çocuklarla sarmaş dolaş oturduktan sonra Doruk “Gitmemiz lazım çocuklar, dedenizi üzmeyin, ben geleceğim akşama tamam mı?” diyerek onları babalarının kucağından indirdi, “Şimdi size bir görev vereceğim benim için önemli. Bu çadır sizin askeri merkeziniz anlaşıldı mı? Hiç çıkmayacaksınız ve güvenliğimiz için de şu tankın üzerinde ki işareti takip edeceksiniz. Eğer babanız veya ben yokken kırmızıya yaklaşırsa, yaklaşırsa gelirse değil, hemen ikimizden birini arayacaksınız anlaşıldı mı? Dedenizi koruma görevi de sizin.
Çocuklar heyecanla başlarını salladılar, “Aferin size askerler!” dedi Doruk gülümseyerek ve sonra ağabeyine gitmeleri için işaret etti. Derman bir kez daha kucakladı çocukları ve ikisinin de kokusunu içine çektikten sonra vedalaşıp ayrıldılar evden.
“Neler oluyor anlat bana çabuk!” dedi Derman arabaya yeniden bindiklerinde.
“Dinle, bazı bağlantılarım var. Başarabilirsem hepimizi ülke dışına çıkaracağım!”
“Ülke dışına mı?”
“Evet, bu çok gizli bir durum, sakın kimseye bahsetme! Sadece ikimiz biliyor olacağız. Gideceğimiz zaman bile kimseye söylememelisin!”
“Hangi ülkeye? Neden başka ülkeye gidiyoruz. Durum o kadar vahim mi?”
“Fazla soru sorma Derman, dedim ya gizli. Eğer bu duyulursa bırak ülke dışına, kodese gireriz doğrudan!”
“Ne işler çeviriyorsun sen?”
“Bizi ve özellikle çocukları kurtarmaya çalışıyorum. Böyle söz istemedin mi benden? Nasıl yaptığıma karışma!”
“Neyse bizi buradan çıkar da nereye gidersek gidelim! Hangi ülke bari onu söyle?”
“Söyleyemem ne kadar az bilirsen o kadar iyi!” dedi Doruk, hastanenin önüne geldiklerinde ağabeyinin içeri girip girmeyeceğine güvenemediği için o da indi beraber ve Ayhan’ın yanına kadar çıktılar birlikte. Odaya girdiklerinde doktor ve hemşire odadalardı.
“Nereye gittiniz?” dedin doktor şaşkın şaşkın, “Tahlil sonuçlarınız geldi. Gözetim altında kalmanız gerek, Ayhan hanımı yoğun bakıma taşıtacağım şimdi, siz de bu yatağa geçeceksiniz!”
“Yoğun bakım mı?” dedi Derman kaygıyla, “Kötüye mi gidiyor?”
“Maalesef” dedi doktor, “Şimdilik başka bir şey beklemeyin!”
Az sonra odaya giren hastabakıcılar Ayhan’ı bir sedyeye alıp çıkartırlarken, Ayhan’ın annesi artık kendini kontrol edemediği için bağırarak ağlıyordu. Doruk hemen komodin üzerindeki kolonyayı alıp kadıncağızı rahatlatmaya çalıştı. Doktor o sırada, Derman’ı yatağa yerleştiriyordu, bu sefer eline damar yolu açıldı ve serumlar yeniden bağlandı.
“Karım gibi mi olacağım?” dedi doktora adam çıkarken.
“Olmamanız için uğraşacağız!” dedi doktor ve aceleyle çıkıp gitti.
“Doruk bir an önce yap ne yapıyorsan?” dedi Derman kardeşine.
Doruk sessizce başını salladı, Ayhan’ın annesine onu eve götürmeyi teklif etmişti. Hem biraz dinlenir hem de torunlarını görürdü. Kadıncağızın zaten durumu hiç iyi görünmüyordu ama o konuda bir şey söylemedi. Derman da şimdilik kalması için bir neden olmadığını söyleyince, o da toparlanıp Doruk ile birlikte çıkıp gitti.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.