O gece çocukları uyutmak çok zor oldu. Onlar uyduktan sonra da kayınpederi ile birlikte oturup haberleri izlediler. Ayhan’ın annesini saat başı arayıp durumu soruyorlardı. Ayhan’ın durumunda ne bir ilerleme, ne de bir gerileme yoktu. Serumuna katılan ilaçlarla derin bir uykuya dalmıştı.
Derman’ın bilmediği, hastaneye son bir kaç gündür benzer belirtilerle gelen insanlar olduğu ve durumlarının hiç de iyiye gitmediğiydi. Doktorlar şehir sularına bir şeyler karıştığından şüphe ederken, Derman’ın doktora teslim ettiği test sonuçları ile hasta tahlil sonuçlarını karşılaştırmak için hastanede o gece acil bir toplantı düzenlendi. Toplantıdan çıkan sonuç, hasta sayısının artabileceği ve şehrin bir tehlikeyle yüz yüze olabileceği gerekçesi ile devlet yetkililerine haber vermekti.
Ertesi sabah Derman erkenden kalktı kahvaltıyı hazırladı, çocuklar uyanana kadar bekleyip, tanklarını sırtlarına taktıktan sonra kayınpederine çocuklarla ilgili dikkat etmesi gereken şeyleri söyleyip hemen hastaneye koştu. Ayhan sabaha karşı bir kaç kez kusmuştu, o saatten beri de hiç bir şey yiyemiyordu. Rengi iyice beyazlamış, dudakları kupkuru olmuştu. Doktor sabah vizitesi için gelmiş ama bir şey söylemeden gitmişti. Derman karısının daha da kötüleştiğini görünce hemen doktorun odasına gitti, sekreteri bir toplantıya katılmak için hastaneden ayrılmak zorunda kaldığını öğrenince, kata dönüp hemşireyle konuşmaya karar verdi. Hemşire sadece tahlil sonuçlarının henüz çıkmadığını söyledi, doktor öğlen hastanede olacaktı ve o zaman bütün sorularını cevaplayabilirdi. Akşamdan beri hastaneye benzer sıkıntılarla sekiz kişi daha gelmişti ama hemşirelere devlet yetkilileri ile görüşene kadar kimseyle bahsetmemeleri tembihlenmişti. Bu salgın bir hastalık değildi, tüm hastaların kanında aynı zehre rastlanıyordu ve durumları kritikti.
Doruk iş çıkışı hastaneye uğramış, ancak doktorlar toplantıda olduğundan hiç biri ile görüşememişti. Ayhan’ın durumunu görünce iyice emin olmuştu etkilendiğinden ama bu etkilenmenin boyutlarını ancak tahliller söyleyebilirdi. Ülkenin alarm durumunda olmasında ötürü izin de alıp, onların yanında da olamadığı için canı çok sıkkındı.
Ertesi sabah işe gittiğinde ise durumun çoktan onun birimine ulaştırılmış olduğunu gördü. Tesis açığa çıkmış, kurumdaki herkes gizlilik konusunda uyarılıyordu. Bir denetim ekibi sabahın erken saatlerinde, askeri yetkililerle tesise denetime gitmişlerdi. Civarda ölçümler yapılacak, durum kontrol altına alınacaktı. Aslında bütün testleri kendisi yapmıştı ama gizli bir tesis hakkında meşru olmayan yollardan bilgi edindiği açığa çıkmasın diye bir şey söylemedi. Bu testler hızlıca sonuçlanacağı için zaten ertesi gün durum ortaya çıkacaktı. Tesiste üretilen zehir çok hızlı havaya yayılan bir tür kimyasaldı. Sürekli soluma durumunda bir hafta içinde ulaştığı bölgede canlı bırakmayacak kadar etkiliydi. Akciğerleri yavaş yavaş eritip sonunda nefes darlığı ve ölüme neden oluyordu. Kan da tespit edilmesi zor değildi ama sonucu son anlara kadar anlaşılamadığından, sağ kalanların da kurtulma şansı kalmıyordu. Geceden beri Ayhan’ın durumunu düşünüp durduğu için uyuyamamıştı. Ona bir şey olursa, ağabeyi ve iki çocuk ne yapardı? Ayhan bu kadar çabuk etkilendiyse, günlerce orada dolaşıp duran Derman’ın da yakında belirtileri başlayabilirdi. Ortalıktaki karmaşadan sıyrılıp, kendini yangın merdivenlerine attı ve hemen Derman’ı aradı.
“Mutlaka kanına baktır sende” dedi açar açmaz
O sırada hastaneye varmış doktoru bulamadığı için kat hemşiresinin yanına giden Derman “Bir şeyim yok benim iyiyim!” dedi gergin bir sesle.
“Derman lütfen beni dinle, kanına baktır. Ayhan etkilendiyse sen daha çok etkilenmiş olmalısın. Bir an önce tesbit edilmeli”
Karısı ve çocuklarını her zaman kendinden fazla düşünen Derman, kardeşinin endişesini yersiz bulduğu için “Tamam! Tamam!” diyerek telefonu kapatıp, hemşirenin yanına gitti ve bir şey öğrenemeden sonunda Ayhan’ın yanına döndü. Ayhan’ın konuşacak hali bile yoktu. Karısının yanına oturup elini tuttu, “Merak etme, çocuklar çok iyi” dedi yumuşak bir sesle, “Sen de yakında düzelip, yanımıza geleceksin” derken gözleri doldu ama hemen toparladı kendini.
Kayınvalidesine, eve gidip bir kaç saat dinlenmesini söyledi. Daha fazla kalmak istiyordu, hatta karısının yanından hiç ayrılmak istemiyordu ama çocukları dedeleri ile evde çok uzun süre bırakamazdı. Adamcağız iki çocukla hem baş edemez, hem de yapılması gerekenleri yapamazdı. Kadıncağız karı kocayı yalnız bırakmak için kafeteryaya indi ama kızı iyi olana kadar eve dönmeyeceğini de açık bir dille ifade etti. Derman çocuklarla ilgilenmek zorundaydı, o da kendi çocuğu ile ilgilenecekti.
“Derman!” dedi Ayhan annesi çıkınca nefesini zorlayarak, “Çocukları alıp, annemlerin evine geçin!”
Aslında Derman’da akşamdan beri aynı şeyi düşünüyordu. Bu şekilde hastaneye gelmek çok zor oluyordu, Ayhan’ın ne kadar kalacağı belli olsun öyle yapayım diye düşünmüştü, onu sabah böyle kötü bulacağını da hiç ummuyordu. Oksijen çadırı, yedek tankların bir kısmını kayınvalidesinin evine taşıması gerekti. Bu çocuklar için de daha güvenli olacaktı.
“Ben de öyle planladım merak etme, doktorunla konuşalım. Sonra hemen gerekenleri toparlar, getiririm çocukları! Annen onların başında olursa, ben de senin yanında kalırım”
Ayhan ancak gözlerini kapayıp açarak cevap verebildi. Derman o daha fazla yorulmasın diye, çocukların yaptıklarından, eskilerden bir sürü şey anlatmaya başladı karısına. Anlattıkça bunların elinden kayıp gidebileceği korkusu daha da güçlendiğinden sesi titriyordu arada ama Ayhan gözlerini kapattığı için yanaklarına düşen göz yaşlarını görmüyordu. Kayınvalidesi iki saat sonra geri gelene kadar karısının elini hiç bırakmadı. İki kez evi aramış kayınpederinden bilgi almıştı. Çocuklar annelerini soruyorlardı ama oyunlarını da oynamaya devam ediyorlardı. Derman yokken arka bahçeye geçmeleri yasak olduğu için dedeleri de onlarla ön bahçede oturmuştu. Amcalarının getirdiği arabalarını ve yollarını dedelerine gösteriyorlardı.
Derman bir saat daha kaldıktan sonra çocukların öğle yemekleri için gideceği sırada, doktor kapıdan girdi. İçeride Derman’ı görünce onu dışarı çağırıp konuşmak istediğini söyledi. Derman’ın kalbi öyle bir sıkıştı ki, iyi bir şey duymayacağını çoktan anlamıştı.
Doktor yarım saat boyunca neredeyse fısıltıyla, hastanedeki diğer hastaları, gece gerçekleşen toplantıyı kısaca anlattıktan sonra, diğer hastalarla birlikte Ayhan’ın durumunun da hiç iyi olmadığını söyledi. Ona verdiği fotoğraftaki testleri nerede yaptırdığını sordu arkasından ama Derman duyduklarının etkisiyle sendelemiş, neredeyse yığılacak gibi olunca hemen onu bekleme sandalyelerine oturttular.
“Sizin de etkilenmiş olma olasılığınız yüksek!” dedi doktor ve hemen hemşireye haber vererek, Ayhan’a yapılan testleri ona da yapmalarını istedi. Derman çocuklar için eve gitmesi gerektiğini söylese de Doktor gereken tetkikler yapılıp, kanı alınmadan gidemeyeceğini söyleyince mecburen evi arayıp, kayınpederine çocuklara ne vermesi gerektiğini anlattı.
Bir kaç saat içinde tetkikler tamamlandığında daha iyi hissediyordu. Karısının durumunu görmek için eve dönmeden için yeniden Ayhan’ın odasına gitti.
“Oğlum sen gitmedin mi?” dedi kayınvalidesi şaşkınlıkla, doktorla konuşup, sonrada uğramadan eve döndüğünü sanmıştı damadının.
“Biraz işlerim vardı onları hallettim şehirde” dedi Derman belli etmemek için, Ayhan gözleri kapalı sessizce yatmaya devam ediyordu. Karısının yanına geldi yeniden elini tutup alnından öptü ve çocukları daha fazla bırakamayacağı için hastaneden ayrılıp eve geldi.
Bu arada Doruk beş kez mesaj atmış ve ağabeyine test yaptırıp yaptırmadığını sormuştu. Yoğun bir gün geçirdiklerinden arayamamıştı bile. Eve dönerken “Yaptırdım merak etme” yazdı kısaca ona, “İyiyim ben bir şeyim yok, Ayhan pek iyi değil!”
Doruk toplantı masasının altından gelen cevabı okuyunca yüz kasları iyice gerildi. Bu iş sandıklarından çok daha büyüktü, denetim ekibi tesisi mühürlemişti. Tesis yönetimi sızıntının farkında değildi ve tesisin çalışması durdurulduğu halde sızıntı henüz önlenememişti.
“Çocuklarla o evden ayrılman gerek, sonra anlatırım!” yazıp telefonu cebine koydu yeniden.
Derman cevabı okuduğunda evin önüne gelmiş, arabadan yeni inmişti.
“Allah kahretsin!” dedi öfkeyle. Aceleyle içeri girdi, çocuklar ve kayınpederdi içeride yeni bir oyuna dalmış görünüyorlardı. Adamcağız daha “Ayhan nasıl?” demeye fırsat bulamadan.
“Baba hemen toparlanıp buradan gidiyoruz, sizde kalacağız!” dedi Derman telaşla, gözü kocaman çadıra takılınca, “Önce sizi götüreyim, sonra ben döner, bunları sökerim” dedi ve çocukların gerekli eşyalarını bulduğu bir çantaya doldurmaya başladı aceleyle.
“Oğlum ne oluyor? Ayhan nasıl? Ne bu telaşın?”
“Baba bu bölgeye zehirli bir madde yayılmış, Ayhan ve daha bir çok kişi ondan etkilenmişler”
“Ne?”
“Burası zehrin kaynağına çok yakın, çocukların zaten tankları var onlar etkilenmez. Seni ve onları bir an önce buradan uzaklaştırmam gerek. Şimdi başka şey sorma olur mu?”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.