Derman vakit kaybetmeden karısına kardeşi ile konuştuklarını anlattı. Ayhan’ın yüzü o devam ettikçe şekilden şekle giriyordu. Her şeyi dinledikten sonra, elini alnına götürdü biraz ovuşturduktan sonra;
“Ne yapacağız?” dedi endişeli bir sesle, “Ben savaş çıkarsa ne önlemler alırız diye düşünürken, güvenli sandığımız evimizin etrafını kimyasallar mı sarmış yani?”
“Evimizin etrafını saran bir şey yok henüz, dedim ya Doruk buradan topladıklarını götürüp test edecek! Suyumuza dikkat edeceğiz sadece, ne olur olmaz diye o da? Yoksa zehrin bu tarafa geldiğine dair bir kanıtımız yok!”
Ayhan sıkıntıyla başını sallayıp, başına yeniden bir ağrı saplandığını söyleyerek bir ağrı kesici daha aldı ve bir şey söylemeden yatağa girdi. Derman onun gece boyu dönüp durmasından uyuyamadığını anlamıştı ama konuşup, kaygılarını körüklememek için uyuyormuş gibi yapmayı yeğledi.
Doruk çekmecesinden çıkardığı bilgisayarında gelen cevabı okuyunca bir süre endişeyle ekranı seyretti, sonra odaya giren birine yakalanmamak için yeniden kapattı ve kilitledi. Gelen mesajda devletin çok gizli tuttuğu bir kimyasal silah projesinin ağabeyinin evine yakın o tesiste gerçekleştiği söyleniyordu. Ağabeyinin şüphelerinin boşa çıkmadığı açıktı. Yeni getirdiği örneklerin testlerini yapmadan ona bir şey söylememeye karar verdi. Bu sızıntının boyutu sandığından büyükse gerçekten tehlike de büyük demekti. Sadece ağabeyi ve ailesi değil, tüm şehir bundan etkilenebilirdi.
Ayhan ve Derman ertesi günü çok az konuşarak geçirdiler. Derman sabah erkenden şehre gidip, kolilerle su getirmişti. Tam da tahmin ettiği gibi Ayhan çocukların diş fırçalama ve yıkanma sularında kesinlikle depolardan gelen suyu kullanmak istemiyordu ama bütün bahçe sulamasında kullanılan su da oradan geliyordu. Henüz ağaçlar meyve vermediği ve sebzeler de yeni olgunlaştığı için gerekirse bu seneki hasadı olduğu gibi çöpe atarlardı. Kış başından beri ya geçen sene dondurup, kuruttukları ya da marketten alınanları kullanıyorlardı zaten. Derman çocukların banyo sularını ısıtmak için kovaların içine sokulan elektrikli ısıtıcılardan da iki tane alıp gelmişti hırdavatçıdan. Ayhan’ı daha fazla korkutmak istemiyordu ama yine de “Senin de böyle yıkanmanı istiyorum” dedi suları yerleştirirken.
“Sen?” dedi Ayhan hemen.
“Tabi ben de böyle kullanacağım, sadece bir süre. Doruk’tan haber gelene kadar!”
“Ya Doruk’tan iyi haber gelmezse?”
“O zaman bir çare düşüneceğiz şimdiden kaygılanmayalım!”
Doruk aldığı cevabın ardından işler çok yoğun olsa bile testleri üç günde tamamladı. Neyse ki aldığı örnekler de çok az miktarda zehir çıkmıştı, henüz insan sağlığını tehdit edecek boyutta değildi ama artabilirdi elbette.
Ertesi gün akşam iş çıkışı test sonuçlarını alıp Derman’a gitti yine. Derman onu görür görmez sonuçların iyi olmadığını anlamıştı zaten.
“Tesis konusunda haklıymışsın, sızıntının kaynağı o mu bilemiyoruz tabi ama kimyasal işler yapan bir yermiş.”
“Bulamadığını söylemiştin?”
“Evet. Bulamamıştım ama sonra bir yerden öğrendim işte.” dedi Doruk geçiştirmeye çalışarak. Çevreden topladığı örneklerin sonuçlarını da onlara gösterdi.
“Buna inanamıyorum” dedi Ayhan kızgınlıkla, “Bunca emek verdiğimiz yaşam alanımızı mahvediyorlar. Çocukları buradan başka yere götürmek zorundayız!”
“Tesise bir sızıntı olduğunu bildirebilirsin” dedi Derman, Doruğa bakarak, “Bunu biliyorlar mıdır ya da ne bileyim?”
“Böyle bir tesiste sızıntı olmuşsa fark etmemiş olamazlar, zaten düzenli ölçümler yapılmıştır. Muhtemelen geçici bir durumdur ve engellenmiştir. Hemen paniğe kapılmanıza gerek yok. Daha fazla yayılacağını sanmıyorum”
“Yine de bundan emin olamayız, senin işin bu değil mi? Çalıştığın yere durumu bildirirsen onlar da denetim yaparlar!”
“Bu tesis çok gizli diyorum Derman, böyle bir yerin varlığını bildiğimi nasıl söyleyeyim”
“Nasıl öğrendiysen onlara söyle onlar söylesin o zaman!”
“Olmaz! Bu hiç mümkün değil!”
“Neden tartışıyorsunuz?” dedi Ayhan, “Sonuçta orayı Derman buldu, sızıntıyı da biz tespit ettik. Doruk devreye girmeden biz kendimiz şikayette bulunabiliriz değil mi?”
“Doğru!” dedi Derman hemen, “Nereye başvuracağımızı söylersen biz hemen bir başvuru yapalım”
Doruk biraz düşündükten sonra bir kağıda hangi kuruma başvuracaklarını ve nasıl teslim edeceklerini açıklayan kısa bir not yazıp bıraktı.
“Ben gitmek zorundayım, yarın erkenden toplantılarım var. Endişe etmenize gerek yok. Dilekçenize cevap gelene kadar suyu kontrollü kullanın” diyerek ayrıldı.
O gider gitmez karı koca hemen bilgisayarın başına geçtiler ve Doruk’un getirdiği sonuçlardan örnekler ekleyerek bir dilekçe hazırladılar. Derman zaten ölü hayvanların fotoğraflarını çekmişti ve onlarla birlikte dilekçeyi yazıcıdan döktüler. Ertesi sabah ilk iş Derman götürüp elden teslim edecekti.
“Umarım önlemini alıp, durdurmuşlardır” dedi Ayhan yatmaya giderken, bir gece öncenin uykusuzluğu ve geçmeyen baş ağrısı yüzünden kendini iyice yorgun hissediyordu artık.
“Umarım” dedi Derman sıkıntıyla.
Ertesi sabah Derman herkes uyurken kalkıp erkenden şehre gitti. Ayhan kendini iyi hissetmiyor olmasına rağmen çocuklar uyandığı için mecburen uyanmış, telefonundan kulakla haberleri dinliyordu yine. Savaş başka ülkelere de yayılmıştı. Kalan ülkeler de bir çeşit taraf olarak dolaylı olarak savaşa dahil oluyorlardı. Kendi ülkelerinin pozisyonu ise giderek tehlikeli bir duruma sürüklenmeye başlamıştı. Çocuklar ön bahçede oyuna dalmışken o da evin içini toparlıyordu bir yandan ama yavaş yavaş başı dönmeye başlayınca kendini kanepeye bıraktı.
Derman geri geldiğinde, çocuklar bahçede oynamaya devam ediyordu, karısına bakmak için içeri girdiğinde, onu kanepede yarı baygın vaziyette bulunca paniğe kapıldı.
“Ayhan?” diyerek onu doğrultmaya çalıştı.
“Derman ben çok kötüyüm” diyebildi Ayhan sadece. Kucakladığı gibi ön kapıdan fırladı ve çocuklara hemen onunla arabaya binmelerini söyledi. İki çocuk annelerini baygın vaziyette babalarının kucağında görünce korkuyla söyleneni yaptılar.
Doktorlar, ona ne olduğunu anlamak için bir kaç soru sorduktan sonra tahlil ve tetkikleri yapmaya başladılar. Derman çocuklarla doktorlardan haber bekliyordu. İki çocuk da endişeyle babalarına sarılmış iki yanında oturuyorlardı. Ne olduğunu anlayamamışlardı bile. Derman çocuklarla ilgilenmeleri için Ayhan’ın anne ve babasını aramıştı ve gelmek üzereydiler. Bir kaç saat sonra doktorlar Ayhan’ın tetkiklerin tamamlanması için hastanede kalması gerektiğini söyleyince, Derman’ın endişeleri iyice arttı, acaba o da mı etkilenmişti bu zehirden? Yaşadıkları yerde hayvanların öldüğünden doktora bahsetti hemen, telefonunda fotoğrafları olan test sonuçlarını gösterince doktorun yüzü değişti, bir şey söylemeden fotoğrafı kendine göndermesini söyleyerek yanlarından ayrıldı.
Hepsi birlikte Ayhan’ın alındığı odaya girdiğinde, Ayhan gözleri yarı açık, halsiz görünüyordu. Çocuklar “Anne!” diyerek hemen yatağa tırmanıp, ona sarıldılar ve geldiklerinden beri tuttukları göz yaşlarını bıraktılar hemen. Anneanneleri, annelerini böyle üzüp, bunaltmamaları gerektiğini söyleyerek onları yatağın üzerinden indirdi. Doktorun söylediğine göre gece kimsenin kalmasına gerek yoktu. Derman zaten kalamazdı çocuklarla eve dönmek zorundaydı, hiç bir şey olmasa bile tanklarının değişmesi gerekiyordu. Bu yüzden onları anneannelerine de bırakamıyordu. Ayhan’ın annesi yine de kızının yanında kalmak istediğini söyleyince, çocukları ve kayınpederini alıp kendi evlerine getirdi. Böylece gerekirse kayınpederi evde bırakıp karısının yanına gidip gelebilirdi. Çocuklar annelerinden ayrılıp gelmek istemeyince, Ayhan zorla da olsa onlarla konuşup ikna etti. Sadece yorulmuştu ve hastanede biraz dinlenip çabucak eve geri gelecekti. Kocasına baktığında, onun gözlerinde aklından geçenleri hemen gördü. Onlar da etkilenmiş miydi bu zehirden? Derman karısını öpmek için eğilince, “Doktora durumu anlattım, annenlere şimdilik söyleme! Seni seviyorum” diye fısıldadı. Ayhan’ın gözleri dolmuştu, kocasının elini sıkarak başını salladı. Tahlil sonuçları ancak ertesi gün çıkacağı için o gün sonuç alma şansları yoktu. Çıkmadan Doruk’u arayıp, hastaneye yatırdıklarını haber verdi. Onun da aklına aynı şeyin geldiğini anlamak zor değildi.
“Merak etme ben iş çıkışı hemen yanına gider, gerekirse doktor ile ayrıca konuşurum” dedi ağabeyine.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.