Aynı gökyüzü altında – Bölüm 6

Doruk sandığından daha uzun kaldığı başkentten döndüğünde önce üstlerine toplantı ile ilgili bir rapor sunması gerektiğinden ofisine kapandı hemen. Ancak işe başlamadan önce kilitli çekmecesinden bilgisayarını çıkarıp bir cevap gelip gelmediğini kontrol etti, henüz bir dönüş olmamıştı. Ağabeyine yapı hakkında bir bilgi bulamadığını, kimyasal bir tesis olma ihtimalinin çok düşük olduğunu zaten haber vermişti. Uydu haritalarından onun da bakmayı akıl edeceğini bildiği için boşuna bakmamasını gözükmediğini de söylemişti. Pek olumlu görüşlerin ortaya atılmadığını raporunu tamamladıktan sonra nihayet kendini laboratuvara atabildi ve örnekleri tek tek incelemeye başladı. Bitkisel örnekler çoktan kurumuştu ama yine de bir kimyasal içeriyorlarsa testlerde ortaya çıkardı.

Derman alışveriş için şehre indiğinde, uğradığı hırdavatçı onu her zaman ki gibi güler yüzle karşılamadı. Oysa her uğradığında birlikte çay içerler ve günlük hayattan, yeni malzemelerden konuşurlardı. Cebindeki alınacaklar listesini ona uzatırken.

“Yusuf bey bir sıkıntınız mı var?” diye sordu doğrudan.

Adamcağızın koah hastası olan yirmi bir yaşındaki yeğeni bir hafta önce uykusunda vefat etmişti. Kendi çocuklarının da oksijen sorunu olduğundan, Yusuf beyle konuşurlarken bu yeğen daha önce de gündeme gelmişti. Onun da evde önlem olarak bulundurulan oksijen sistemleri vardı.

“Çok üzüldüm! Durumunun iyi olduğunu söylüyorsunuz!” dedi üzüntüyle

“İyiye gidiyordu, doktorlar da öyle söylüyordu. Birden bire ölüverdi, kalp krizi falan sandılar ama değilmiş! İki gün önce de alt komşumuzun erken doğan torununun öldüğünü öğrendik. Bu ara canım çok sıkkın anlayacağınız. Biri bebek, biri gencecik çocuk! Hayat çok acımasız oluyor bazen! Sırası gelen onca kişi varken, bunların gitmesi..” dedi sözlerini tamamlayamadı ve elindeki listeyle dükkanın arkasına geçip, siparişleri toparlamaya başladı.

Çocuklar doğduğundan beri onları kaybetme korkusu ile yaşadıkları için duydukları Derman’ı da çok etkiledi. Allah korusun çocuklara bir şey olsa yıkılırlardı. Adamcağız gözleri dolu bir şekilde bir torbaya doldurduğu siparişleri getirip tezgahın üzerine bıraktı ve hesaplarını yapıp Derman’a borcunu söyledi.

“Kusura bakmayın sizin de moralinizi bozdum” dedi burnunu çekerek.

“Hiç olur mu çok çok üzüldüm inanın, elimden bir şey gelse keşke!”

“Maalesef!” dedi adam paranın üzerini verirken ve bu defa her zaman yaptığı gibi çay ikram etmediği için Derman da yeniden üzüntüsünü belirtip ayrıldı dükkandan. Kendi listesini tamamlamış, Ayhan’ın mutfak için hazırladığı listeyi tamamlaması gerekiyordu. Arabasına binip, markete yöneldi. Açık kalan radyodan yine savaş haberleri veriliyordu, gerildiği için uzanıp radyoyu kapattı. Marketten sonra yeni tankların gelip gelmediğini öğrenmek için firmaya uğradı ama tedariklerde gecikme yaşandığı için iki hafta sonra gelmesi beklenildiğini öğrenince eve döndü. Ayhan ve çocuklar arka bahçedeydiler, mutfağa ait torbaları tezgahın önüne koyup yerleştirdi, sonra aldığı hırdavatları yerleştirmek için arkaya geçeceği sırada, masadaki sürahinin yanında duran ağrı kesici haplarını fark etti. Ayhan çok nadir ilaç alırdı, bu haplar çocuklar için olmadığına göre bir sıkıntısı vardı herhalde. Torbayı alıp arkaya geçti. Ayhan meyve ağaçlarında henüz oluşmaya başlamış meyveleri incelerken çocuklarda ağaçlarına arasına kurdukları salıncaklardaydılar.

“Geldiğini duymadım” dedi Ayhan kocasının yanağına bir öpücük kondurarak.

“Bir yerin mi ağrıyor masada ağrı kesici gördüm”

“Ha! Biraz başım ağrıyor nedense” dedi Ayhan, “Sanırım regl dönemim yüzünden! Geçmeyince bir tane içeyim dedim, iyi geldi, yok şimdi!”

“Tamam ben mutfağı yerleştirdim, şunları da yerleştireyim gelirim” diyerek depoya yöneldi Derman. Öğleden sona birlikte biraz evin dışına çıkıp yürüyüş yapmayı planlamışlardı. Çocuklar bahçe duvarının arkasına çıkınca çok mutlu oluyorlardı. Öğlen yemeklerini yedikten sonra çıktılar ve yol boyunca çocuklar gördükleri şeylerin hepsine merakla bakıp incelerken doğum günleri için yapacaklarından konuştular. Ayhan çocukların da gelmesini istediği için bir kaç arkadaşlarını da çağırmayı istiyordu, Derman da isterse önce aileyle bir kutlama, sonra da arkadaşları çağıracakları daha büyük bir kutlama yapabileceklerini söyleyince mutlu oldu. Ön bahçeyi süsleyecekler, çocuklara özel bir pasta siparişi verecekler ve Ayhan ayarlayabilirse çocukları oynatması için de bir animasyoncu çağıracaklardı. Şimdiye kadar böyle bir kutlama yapmadıkları için çocukların da çok sevinip mutlu olacaklarına emindiler. Bir arkadaşından okul öncesi çocukların haftada bir gün toplandıkları bir oyun merkezi olduğunu duymuştu. Okula başlamalarından önce yavaş yavaş böyle ortamlara girmeleri iyi olurdu. Bu oyun grubu sayesinde farklı çocuklarla da birlikte olup, tam okul ortamı gibi olmasa da bir kaç öğretmenin kontrolünde olmayı da öğrenirlerdi. Onlar oyun grubundayken de karı koca belki bir sinemaya giderlerdi. Yıllardır hiç sinemaya gitmemişlerdi ve aslında baş başa ev dışında bir şeyler yapmayı da özlüyorlardı.

Mutlu planlar yapıp eve döndüklerinde, Doruk’un arabasını görünce şaşırdılar. Doruk normalde hafta içi hiç gelmezdi, onları bulamadığı halde aramamıştı da. İçeri girdiklerinde onu ön bahçede otururken buldular. Bir telefon görüşmesi yapıyordu, kendi anahtarı olduğu için içeri kolayca girmişti. Çocuklar güzel geçen bir günün ardından amcalarını görünce daha da mutlu oldular. Telefonu kapatınca, “Hafta sonu gelemeyince sizi çok özledim. Kalmayacağım ama biraz beraber vakit geçiririz diye düşündüm” dedi gülümseyerek Doruk.

“İyi yapmışsın biz de seni özledik” dedi Ayhan da gülümseyerek ve bir şeyler hazırlamak için içeri girdi. Çocuklar bir süre amcaları ile oynadıktan sonra anneleri sofranın hazır olduğunu söyleyince hep birlikte içeri girdiler. Yemekten sonra Ayhan çocukları uykuya hazırlamak için çadıra onlarla girdi. İki kardeş de kahve yapma bahanesi ile mutfağa geçtiler.

“Sadece bizi özlediğin için mi geldin gerçekten?” dedi Derman merakla.

“Seninle konuşmaya geldim” dedi Doruk hemen ciddileşerek, “Testleri tamamlamadım ama bu zehrin havaya da suya da karıştığı açık ve senin topladığın alan dışına da ulaşıp ulaşmadığını anlamamız gerek. “

Derman’ın yüzü gerildi hemen “Yani daha geniş bir alanda olabileceğini mi söylüyorsun, suya karışması demek zaten her şeye karışması demek olur!”

“Korkarım öyle ama geniş bir alana yayılmadıysa sizin için tehlike sayılmaz. Ben siz gelmeden çevreden bir şeyler topladım. Dereden su da aldım, bagajda. Onların testlerini de yaptıktan sonra sana net bir şey söyleyebilirim ama bu ara paketli su kullanmanız daha iyi olur sanırım”

“Henüz Ayhan’a bu kadarından bahsetmedim ama anlatırım. Yarın gider su da alırım epeyce ama banyo ve tuvalet, hatta bulaşıklar için başka su kullanma şansımız yok biliyorsun!”

“Evet biliyorum, zaten yayıldığını da düşünmüyorum, olsaydı buralarda da ölü hayvanlar görmen gerekirdi. Tedbir olarak bakalım istedim sadece. İçin rahat olsun.”

“Tesis ile ilgili bir şey çıktı mı başka?”

“Hayır bir şey çıkmadı. Konu orası olmayabilir. Belki bir fabrika atığı falan karışmıştır dereye diye düşündüm sadece, bakacağım işte!”

“Buralarda fabrika bile yok doğru dürüst.”

“Yani o kadar büyük ölçekli olmasa da herhangi bir üretim tesisi atıklarını bırakıyor olabilir, bakacağım dedim ya. Sen hemen panik olma. Önlem olarak sadece bunlar! Siz sadece günlük içme ve yemek suyunuzu bir süre şehirden alın yeter. Test sonuçları çıkana kadar fazla değil. Abartma yani stok işini de!”

“Ben değil de Ayhan duyunca, çocukları bile o suyla yıkamak isteyecek eminim! Neyse bir süre idare ederiz herhalde!” dedi Derman düşünceli bir şekilde. Ayhan çocukları uyutup yanlarına gelince, beraber birer fincan kahve içtiler ve sonra Doruk ayrıldı yanlarından.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın