Dünya liderlerinin savaş çığlıklarının ardı arkası kesilmiyordu. Ülkenin güneyinde ve kuzeyinde yer alan ülkeler sınırda çatışmaya başlamışlardı bile. Herkesin kendine göre haklı bir nedeni vardı. Komşu ülkelerin giderek ısınan ortamları yüzünden de Doruk’un çalıştığı yerdeki yoğunluk da artmıştı. Yeni projeler, yeni yatırımlar konuşuluyor, askeri yetkililer sık sık gelip giderek, olası bir saldırı durumunda yeni geliştirilen projeleri nasıl savunmaya dahil edebilecekleri tartışılıyordu. Yine de döner dönmez ağabeyinin ormandan aldığı ölü kuşu laboratuvar ortamında yeniden incelemeye başladı. Yaptığı testlerden aldığı sonuçlar onu çok şaşırtmıştı, bu hayvanlar bir hastalıktan ölmemişti, kanlarında büyük oranda zehirli kimyasal madde vardı. Zehirlenmişlerdi. Emin olmak için testleri bir kaç kez tekrarladı. Eğer hayvanları zehirleyen bu kimyasal havadan veya sudan yayılmışsa, herkesin bundan etkileneceği açıktı. Testler sonuçları doğrulayınca, arayıp Derman’a haber vermek istedi ama ağabeyini telefonda söyleyip panik yaptırmak da istemiyordu. Anlattığına göre küçük ve zayıf hayvanlar etkilenmişti şimdilik ve çok sayıda ölü hayvan da yoktu. Belki de geçici bir zehirlenme durumuydu, devam edip etmediğini anlamak için bölgeden örnekler almaları gerekiyordu. Ağabeyi iki gün sonra arayıp ne yaptığını sorunca sonucu söylemek yerine testlerin tamamlanmadığını, hafta sonu geldiğinde ona bilgi vereceğini söyledi. Şu anda onlar için tehlike olacak seviyede bir durum yaşandığını sanmıyordu.
Derman her gün ormanın o bölgesinde dolanmaya, daha önce gitmediği yerlere gidip araştırmaya devam etti. O Doruk’tan önce zaten bir çok örnek toplamaya başlamıştı, sular, toprak, bitkiler ne bulduysa hepsini özenle topladı ve üstlerine bulduğu bölgeyi yazarak evin dışında bir alanda biriktirmeye başladı. Panik yapmasın diye eve getirip, Ayhan’a göstermek istemiyordu şimdilik. Doruk gelmeden bir gün önce yine sabah kalkıp o bölgeye yakın farklı bir yöne doğru yürümeye başladı. Bir saat sonra karşısına çıkan tel örgüleri görünce şaşırdı. Tel örgüler uzun bir alan boyunca uzanıyordu ve üstlerinde girişin yasak olduğuna dair bir çok uyarı asılmıştı. Tel örgülerin arkasında da ağaçlık devam ettiği için bakınca, ileride ne olduğu görünmüyordu. Bir giriş bulmak amacıyla, tel örgüler boyunca belli bir yönde yürümeye başladı. Görünüşe göre epeyce geniş bir alan bu tel örgülerle kapatılmıştı. Evden epeyce uzak olmasına rağmen bu güne kadar burayı nasıl görmediğine kendisi de şaşırmıştı. Yakınlarında böyle bir yerin varlığına dair de hiç bir bilgisi yoktu. Orman alanı olduğu için birinin özel mülk olarak alıp, etrafını çevirdiğini sanmıyordu. Kendisi bile evi oraya yapmak için bir sürü yere başvurmak ve onay almak zorunda kalmıştı. Tel örgüler metrelerce insan ve hayvanların yerden geçemeyeceği şekilde jiletli ve yüksek olarak düzenlenmişti. Epeyce bir süre yürüdükten sonra toprak bir yola açılan bir kapıya ulaştı. Toprak yol kapıdan sonra da ilerliyor ve ağaçların içinde nereye vardığı belli olmadan kayboluyordu. Girişte herhangi bir tabela ya da isim yoktu. Tel duvarların herhangi bir yerinden içeriyi görebilme umuduyla kapıyı geçip yürümeye devam etti. Burası her neyse çevirdiği alan sandığından büyüktü. Nihayet ağaçların daha seyrek olduğu bir açı yakalayınca, ileride binalar olduğunu fark etti ama bu kadar uzaktan sadece bir kısımları görünebiliyordu. Yanına dürbününü almadığına pişman olmuştu. Biraz daha dolanıp bir sonuca varamayınca Ayhan ve çocuklar merak etmesin diye geri döndü ve onlara hiç bir şeyden bahsetmedi.
Doruk ertesi sabah erkenden çocuklara aldığı bir sürü şeyle birlikte kapıdaydı. Derman kapıyı açar açmaz ona test sonuçlarını fısıltıyla sorsa da, amcalarını gördüklerine ve hediyelerine çok sevinen çocuklar bir süre konuşmalarına fırsat vermedi. Hediyeler açılıp, kahveler de içildikten sonra çocuklar bahçeye, Ayhan da ev işlerine dalınca, iki kardeş atölyeye geçtiler.
Doruk ağabeyini korkutmamaya çalışarak yaptığı test sonuçlarında kısaca bahsedip, yanında getirdiği sonuç kağıtlarını ona gösterdi.
“Zehirli kimyasal mı?” dedi Derman endişeyle, “Bunun mutlaka o gördüğüm yerle bir ilgisi olmalı?”
“Hangi yer?” dedi Doruk anlamadığı için ve Derman ona bir haftadır o bölgede dolaşıp, örnekler topladığını ve dün çitlerle çevrili ismi cismi olmayan gizli binaların olduğu bir yer olduğundan bahsetti.
“İyi de belki de bambaşka bir şeydir, oranın bu kimyasalla ilgisi olabileceğini nereden çıkardın?”
“Çünkü etrafta bir sürü ölü hayvan vardı” dedi Derman endişeyle.
“Tamam diyelim orada vardı ama bu yine de o binalarla ilgisi olduğunu göstermez, ayrıca buraya çok uzak orası, civcivlerin test yaptığımız kuşlarla aynı nedenden öldüğünü de bilmiyoruz!”
“Onları gömdüğümüz yerden çıkartabilirim ama tilkinin ağzındaki köpükle aynı olduğundan adım gibi eminim! Eğer kümese kadar ulaştıysa bu zehir ya havadan ya da sudan dağılıyor olmalı!”
“Kalan civciler yaşıyor mu?”
“Evet kalanlar büyümeye devam ediyor onlara bir şey olmadı!” dedi Derman, “O bölgeden topladığım örneklere de bakmalısın. Bence o binada bir şey olabilir! İstersen seni oraya götüreyim beraber bakalım!”
“Bak sana her şeyi anlatamıyorum ama ben bu tip tesislerin yerlerini biliyorum Derman ve bu yakınlarda bu kimyasal zehri yayacak bir tesis olsaydı emin ol onu da bilirdim.”
“Tamam beraber gidelim, konumunu kaydet ve dönünce bir tarama yap o halde! Burası neymiş öğrenelim!”
“Kimyasal işler yapan bir yerse bulabilirim biliyorsun, ben de mit ajanı değilim.”
“Tamam zaten öğrenmek istediğim de o benim, başka bir şeyse zaten beni ilgilendirmez! Ama çocuklarımı riske atacak bir yerse bilmek istiyorum. Hayvanları etkilediğine göre uzun vadede insanları da etkileyebilir.”
“Onlar zaten tanksız çıkmıyor eğer dediğin gibiyse bence Ayhan ve kendin için endişelenmelisin!” dedi Doruk.
Ertesi gün sabah beraber çitlerin olduğu yere gitmeye karar verdiler. Doruk’un getirdiği testlerden sonra Derman, Ayhan’a göstermeden depodan iki tank alıp, o bölgede takmaları gerektiğini söyleyince, Doruk itiraz etmedi. Eğer o çitlerin arkasından yayılan bir kimyasal varsa ve hayvanları öldürüyorsa, Doruk haklıydı, asıl tehlikede olan kendisi ve Ayhan’dı.
Sabah birlikte ava gideceklerini söyleyip erkenden evden ayrıldılar. Çıkarken çocukların iki tankını, dürbünü ve tüfeği de yanlarına almışlardı. Derman her ihtimale karşı bir de tel kesme makası koymuştu çantasına. Uzun bir yürüyüşten sonra tellerin olduğu yere oradan da dolanarak kapının önüne ve arkasından da ağaçların seyrek olduğu yere geldiler. Doruk dürbünle binaları inceledi ama camlardan içerisi görünmüyordu, dışarıda bir kaç tane askeri kamyona benzeyen kamyon vardı. Ortalıkta dolaşan kimse de görünmüyordu.
“Buranın sandığın tarz bir tesis olduğunu sanmıyorum” dedi dürbünü indirip, ağabeyine verdi. Derman’da uzun uzun bakmasına rağmen ağaçların arasından kardeşinin gördüğünden fazlasını göremedi. Kapının olduğu yere geri dönüp, konumunu telefonlarına kaydettiler. Doruk döner dönmez, ağabeyinin topladığı örneklerle bu konumda bulunabilecek bir kimyasal tesis olup olmadığını kontrol edeceğine söz verdikten sonra yanlarından ayrıldı. Ayhan ve çocukların yanında konuşmadıklarından, onlar bir şeyin farkında varmadılar. Birlikte dolaşırken bir kaç küçük ölü hayvana da rastlamışlardı. Derman’ın içi hiç rahat değildi, bunun gerçek bir tehlike olup olmadığını bir an önce öğrenmek istiyordu.
O gece sabaha kadar internette Doruk’un getirdiği test sonuçlarında yazan maddeleri araştırdı. Doruk zaten ona söylemişti ama o yine de kendi bakmak istiyordu. Kardeşi yıllardır savunma sanayinde çalışıyordu ama belki de bu maddeler farklı alanlarda da kullanılmaya başlamıştı. Pek fazla bir şey bulamadı, Ayhan sabah doğru yatakta onu bulamayıp yanına gelince, uyku tutmadığını söyleyip, bilgisayarı kapatıp yatmak zorunda kaldı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.