Ölü tilkiyi gördüğü günden sonraki günlerde benzer bir şey görmeyince Derman’da düşünmeyi bıraktı onlar üzerinde. Çocuklarla vakit geçirmeye, onların oksijen tanklarını sürekli kontrol etmeye ve diğer rutin işlerine devam etti. Çocuklar uyuyana kadar karı koca hem çocuklarla ilgileniyor, hem uğrayan arkadaşları ile vakit geçiriyor hem de bir orman evinde yaşamaktan kaynaklanan ekstra işlerini yerine getiriyorlardı. Akşam çocuklar uyuduktan sonra da bazen baş başa biraz vakit geçiriyor, bazen de televizyon karşısında uyukluyorlardı erkenden. Şehir veya apartman hayatına göre çok fazla artısı olmasına rağmen elbette böyle bir yerde yaşamanın gerektirdiği bazı zorluklar vardı.
Çocukların taze yumurta yemeleri için önce arka bahçeye bir kümes yapmıştı Derman, bir kaç gün sonra kümese tilkiler dadanınca, farklı önlemler almayı denemiş ama tilkilerin ayağını kesememişti. Sonunda tilkiler kümesteki tüm hayvanları katledince de canı sıkılıp bu defa kapalı bir yer inşa etmeye karar vermiş, günlerce uğraştıktan sonra meyve ağaçlarının yanında çatısı açık ama dört duvarı kapalı bir yer inşa edip, kümesi içine yeniden kurmuştu. Böylece tavuklar açıkta da istedikleri gibi dolaşabilecek, tilkiler ise taş duvarı aşamayacaklardı. Doruk ağabeyinin onca zahmete girip yeniden inşa ettiği kümesi görünce tavuk kalesi diye dalga geçmeye başladı, şehirde bazı insanların bile bu kadar konforu yoktu ama yumurtaları ve tavukları korumanın da başka çaresi yoktu. Mevsim kış olunca taş duvarların üzeri kurduğu otomatik panelle kapanabiliyordu. Elbette ne kadar dalga geçerse geçsin, gelip kaldığı günler taze yumurta yemeye hiç itirazı yoktu. Yumurtaların bir kısmını tavukları çoğaltmak için hiç ellemiyorlar, kuluçka için bırakıyorlardı. İkinci kümesten ilk civcivler çıktığında çocukların sevinci görülmeye değerdi. Civcivlerin hepsini toplayıp eve sokmak istiyorlardı, o kadar tatlı ve miniklerdi ki, en azından bir kaçını eve sokmak için babalarına yalvarsalar da, Derman bunun sonunun gelmeyeceğini bildiği için kabul etmedi. Çocuklarla hayvanları evin dışında sevip beslemeleri konusunda bir anlaşma yapmışlardı. Zaten hastalıkları nedeni ile steril tutmaya çalıştıkları bir alana onları alamazlardı ki civcivler de dışarıda annelerinin yanında durmak isterlerdi.
“O zaman civcivler büyüyene kadar biz dışarıda onlarla kalalım!” dedi Mercan hemen, kardeşinin bu harika fikrine hemen katıldı Ercan da ama babalarını ikna etmeyi başaramadılar. Herkes kendi evinde duracaktı, gündüz istedikleri kadar tavuk kalesine girip, onları sevebilirlerdi.
Ayhan çocuklar büyüdükten sonra tankları sırt çantalarında bahçede özgürce dolanmaları için onları rahat bırakıyordu ama pencerelerden mutlaka gözü üstlerinde oluyordu. Derman sadece tavukları değil, evin bahçesini de yüksek ve geniş taş duvarlarla çevirmişti ve her yanda kameralar vardı. Duvarların dışı evin içindekiler için her zaman tehlike olabilirdi bu ıssız yerde. Ayhan yine de çocukların gözünün önünden kaybolma ihtimaline karşılık kendine ve onlara birer düdük almıştı. Onları eve çağırmak istediğinde kapının önüne çıkıp düdüğü öttürüyor, çocuklar da düdükle ona cevap veriyorlardı. Böylece geniş alanda birbirlerine seslenme dertleri de kalmıyordu. Hatta babalarının önerisi ile farklı düdük sesleri çıkararak aralarında anlaşmanın yolunu bile bulmuşlardı. Mors alfabesi gibi kısa ve uzun düdük sesleri ile kısa cümleler kuruyorlar ve çocuklar buna gerçekten bayılıyorlardı.
Taşınabilir tanklardaki oksijenin süresi yaklaşık sekiz saatti, evde oldukları süre içinde çadırda durduklarından bu tanklara ihtiyaçları yoktu ama dışarı çıktıklarında mutlaka kullanmaları gerekiyor, tanklar uzun dayandığı için de bir gün içinde bir tankla rahatça idare ediyorlardı.
Derman okula başlamadan önce hazır olmaları için onlara yavaş yavaş harfleri ve sayıları öğretmeye de başlamıştı. Sayı sayma oyunu oynamak için ormanda istemedikleri kadar çok malzeme vardı. Bazen kozalaklarla, bazen taşlarla oyunlar oynuyorlar. Bazen ise topladıkları malzemelerle bakkal kurup, taş veya yaprakları para yapıp alışveriş oyunu oynuyorlardı. Derman ve Ayhan’ın büyürken mahallede oynadıkları bu oyunlar şimdi çocukların günlerini doldurmak için çok işe yarıyordu. Mercan ve Ercan’da babaları gibi yetenekliydiler. Ağaç dallarından, taşlardan kendilerine bir sürü oyuncaklar icat ediyorlar, Derman’da onların ilk kurduklarını inceleyip geliştirmelerine yardım ediyordu. Evde elektrik veya internet sorunları yoktu. Güneş panellerinde olabilecek arızalardan kaynaklı kesintiler için de güçlü jeneratörler kurmuşlardı.
Su bahçede açılan kuyudan ve sarnıçtan geliyordu, yakınlarda dere olduğu için su sıkıntısı da yaşamıyorlardı.
Bir sabah kahvaltıdan hemen sonra civcivleri görmek için tavuk kalesine koşturan çocuklar, ellerinde üç tane ölü civcivle göz yaşları içinde eve döndüler. Ayhan ve Derman kahvaltı bulaşıklarını toplarken, iki çocuğun birden ağladığını duyup başlarını çevirince ölü civcivleri gördüler. Civcivlerin herhangi bir yaraları yoktu, ancak Derman onların ağzının içinde, ormanda gördüğü tilki de olduğu gibi köpükler olduğunu görünce, hızla çocukların ellerinden alıp bir poşete koydu onları ve Ayhan’a da çocukların ellerini hemen dezenfekte etmesini söyledi. Önce neler olduğunu anlayamayan Ayhan kocasının paniğini görünce hemen temizledi çocukları, neyse ki ellerinde civciv tuttukları için yüzlerine gözlerine sürmemişlerdi. Çocukların ağlamaları kesilmeyince, civcivler kat kat torbaya sarılı olarak evin dışında bir ağacın altına törenle gömüldüler. Ayhan ve çocuklar ön bahçede oyalanırken Derman, kümese girip, her yeri iyice araştırmaya başladı. Civcivlerin ölümüne neden olacak bir madde veya benzeri bir şey kümeste yoktu. Çocuklar girip çıkarken farkında olmadan bir şey mi döktüler diye baktı ama hiç bir şey bulamadı. Ön bahçeye geri geldiğinde, yeni oyuna dalan çocukları seyreden Ayhan,
“Neler oluyor, neden öyle panik yaptın?” diye sordu fısıltıyla.
“Ormanda gördüğüm o ölü hayvanları hatırlıyor musun? Tilki’nin ağzında da böyle bir köpük vardı. Ne olduğunu anlayamıyorum. Yarın sabah gidip o civarı tekrar kontrol edeceğim” dedi.
Hayvanlar bir mikrop kapmışlar ve bu evin civarına kadar geldiyse, mutlaka kontrol etmesi gerekiyordu. Hayvanlardan insana geçen mikroplar çok fazla olmasa da, bu hiç geçmeyeceği anlamına gelmezdi. Çocuklara bir süre civcivlerden ve diğer hayvanlardan uzak durmaları tembih edildi. Derman her gün kalan civcivlerin durumunu takip edecekti.
Ertesi sabah söylediği gibi erkenden kalkıp, tüfeğini aldı ve ölü kuşlar ve tilkiyi gördüğü yere doğru yürüdü. Yanılmamıştı, etrafta ölü kuşlar, sincaplar ve bir kaç küçük hayvan daha vardı. Kuşlardan birini eldivenle aldıktan sonra, yanında getirdiği kalın çöp poşetlerine bir kaç kat sardı ve eve döndü. Torbayı çocukların erişemeyecekleri bir yere sakladı ve kardeşi Doruk’u aradı.
“Bir hastalık olabilir ama bütün hayvanları etkilemesi ilginç” dedi Doruk.
Derman ondan gelip, poşetteki ölü kuşu alması ve ölüm nedenini incelemesini istiyordu. Zaten iki gün sonra gelecek olan Doruk, ağabeyinin endişelenmesine gerek olmadığını ama inceleyeceğini söyledi. Hatta getirebilirse yanında orada inceleyebilecekleri malzemeler getirirdi. Zaten ikisi çalışmalar yaptıkları için atölye olarak kullandıkları kulübede de bir sürü cihaz ve malzeme vardı.
Derman zaten durumları hassas olan çocukların bir de böyle bir şeyden etkilenmelerinden korkuyordu. Onları hasta etmemek için ellerinden geleni yapıyorlardı ama doğadan yayılan bir mikrop varsa buna karşı farklı önlemler almak ve belki de yetkilileri buna karşı uyarmak gerekiyordu. Diğer hayvanlar olmasa bile şehir de dahil, kuşlar her yere uçuyorlardı. Uçarken de bu mikrobu kolayca gittikleri yerlere dağıtabilirler ve epeyce telef yaşanabilirdi.
Doruk hafta sonu geldiğinde yaptıkları incelemelerde bir sonuç alamayınca, giderken kuşu da yanında götürdü. Bildiği bir hayvan hastalığına benzemiyordu bulunanlar. Donanımlı bir laboratuvarda baktırmak en iyisi olacaktı. Geçen iki üç gün içinde diğer civcivlerden ölen olmayınca, Derman da biraz rahatladı. Belki de zehirli bir bitki ısırmışlardı sadece ama kümesi o kadar temiz tutuyordu ki yabani otların çıkmasına fırsat bile kalmıyordu.
Doruk “Belki uçan kuşların birinin dışkısı ile toprağa karışmış olabilir” deyince de hemen kümesin üzerindeki paneli kapattı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.