Aynı gökyüzü altında – Bölüm 1

Derman son üç yıldır karısı ve üç yaşına gelen ikiz oğulları ile şehirden uzakta, şehrin sırtını dayadığı ve insan yaşamının az olduğu bir yamaçta yaşıyordu. Ercan ve Mercan isimlerini verdikleri dünya tatlısı iki oğlu ne yazık ki Ondline’ın Laneti denilen az rastlanır bir durumla dünyaya gelmişlerdi. Doktorların az rastlanır genetik bir hastalık olduğunu söyledikleri bu hastalık ne karısı Ayhan’ın ne de kendi ailesinde bildikleri kadarıyla yoktu. Yine de bilmiyor olmaları çocukların bu lanetle doğmuş olmaları gerçeğini değiştirmiyordu.

Erkek kardeşi ile varlık içinde büyüyen Derman bir mühendisti Anne ve babalarını kaybettiklerinde iki kardeş de üniversiteyi bitirmiş çalışmaya devam ediyorlardı. Derman o sırada bir yıllık evliydi bile. Uçak mühendisi olarak mezun olan Derman, bir süre üniversite de hocalarının projelerinde yer aldıktan sonra, kendi işini kurarak, projelerle iş almaya başlamıştı. Kardeşi Doruk ise Biyomedikal Mühendisliği okumuş arkasından yüksek lisansını da yapıp, staj için girdiği savunma sanayi şirketinde çalışmaya başlamıştı. Ağabeyi gibi hemen evliliği düşünmediği için de henüz bekardı.

Derman’ın karısı Ayhan ise bir evin bir kızıydı. O da Sağlık Bilimleri ile ilgili bir bölüm okumuş ama evlendikten kısa süre sonra sağlık sorunları ile doğan ikizleri yüzünden çalışmaya devam edememişti. Bir süre sonra çocukların bakımı ve evin düzeni boyunu aşmaya başladığından, Derman’da çocukların hayatı daha önemli olduğundan şirket yönetimini ortağına devrederek sadece sermaye ve kar ilişkisini korumuş ve şehir hayatından uzaklaşarak şimdi yaşadıkları bu evi yaptırmıştı.

Ercan ve Mercan’ın hastalıkları temelde beynin nefes almayı unutması ile ilgiliydi. Bu lanete sahip olanların daha çok uykuda nefes almayı unutması durumu yaşanırken, doktor ikizlerin gündüz uyanık olduğu saatlerde de bu riski taşıdıklarını söyleyince, Biyomedikal alanında çalışan kardeşinin desteği ile çocukların en azından bebekken içinde rahatça hareket edebilecekleri bir oksijen çadırı kurdurmuştu. Evin geniş salonunun ortasında çocukların içine yatakları sığacak ve anne ve babalarının da içine girebilecekleri kadar geniş bir çadırdı bu. Normalde bu ölçülerde bir çadır üretimi yoktu ama iki mühendis kardeş birlikte çocukların ihtiyacına uygun bu kendilerine has modeli tasarlamışlardı. Çocuklar biraz daha büyüdükten sonra taşınabilir oksijen tankları ile dolaşabilecekleri için bebekliklerini bu çadır içinde rahatça geçirebildiler ki gece uykularında da da zaten bu çadırda uyumaya devam ediyorlardı. Evin tek dezavantajı şehirden uzak olması ve yedek oksijen tanklarını depolamak zorunda olmalarıydı ama yine iki mühendis kardeş evin projelendirilmesi sırasında, hemen salonun altına kocaman bir depo yaptırmış ve uzun süre yetecek kadar oksijenin burada uygun şartlarda depolanmasını sağlamışlardı. Doruk da en az ağabeyi kadar yeğenlerine düşkündü ve onların en iyi şartlarda yaşaması için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Hafta sonları mutlaka yeğenlerini ziyarete geliyor, onlarla sürekli oyunlar oynayıp, ağabeyi ve eşinin yükünü de biraz hafifletmeye çalışıyordu.

Ercan ve Mercan henüz hastalıklarının farkında olacak yaşta olmadıkları için onlar için özenle düzenlenmiş bu yaşam alanının içinde anne-babaları ve sık sık ziyarete gelen amcaları ile yaşamaktan memnunlardı. Ayhan ve Derman ev işleri ve çocuklardan başka sorumlulukları olmadığı için bir çok anne babanın sahip olamadığı, çocuklarıyla sürekli vakit geçirme avantajına da sahiptiler. Doktorlar çocuklar büyüdüğünde bazı operasyonlarla bu sorunun azaltılabileceği veya tamamen ortadan kalkabileceğini söyleseler de mevcut hastanelerde bu operasyon henüz yapılamıyordu. Yurt dışında yapılabiliyor olması bile çocukların hayatlarının kalanında normal bir yaşama kavuşmaları için bir umuttu elbette.

Şehirde bir apartman dairesine sıkışıp kalmaktansa, çocukları ile kurdukları bu hayatı oksijenin doğal olarak da bol olduğu bu evde sürdürmenin hayatlarında aldıkları en doğru karar olduğunu düşünüyorlardı karı koca. Sabahları kuş sesleri ile uyanıyorlar, ormanın küçük hayvanlarının da onlara alışması ile belgesel tadında anlar geçirebiliyorlardı. Artık taşınabilir tanklarla evin dışına da çıkabilen çocukların en büyük eğlencesi de bu anlardı. Anne ve babalarıyla oynuyor, doğayı keşfediyor ve deneyimliyorlardı. Derman onları sadece evin ihtiyaçlarını karşılamak için yalnız bırakıyor, mümkün olduğu kadar stoklanabilen her şeyi eve stokluyordu. Kalan eksikler olursa da Doruk gelirken hepsini tamamlıyordu zaten. Evin tüm yaşamı salonda geçecek şekilde düzenlenmişti. Evde karı kocanın uyuyacağı ve bir de Doruk geldiğinde uyuyabileceği iki küçük oda vardı. Mutfak salonda ayrı tutulmuştu. Tuvaleti de olan bir banyo ve olabildiğince geniş bir salonları vardı.

Onlar çocuklar ile şehre inmedikleri ve onları bırakamadıkları için, arkadaşları onları ziyarete geliyordu. Zaten yaşadıkları şehir çok büyük bir şehir değil, ülkenin en uzak ucuna kurulmuş ve sonradan şehirleşmiş bir yerdi. Savunma sanayine dair bir kaç kamu kurumu ve devlet kurumları ve bir kaç özel şirketten başka da büyük ölçekli bir iş sahası yoktu. Nüfusun büyük çoğunluğu da o şehirde doğmuş büyümüş insanlardan oluştuğu için hemen herkes birbirini uzaktan da olsa tanıyordu. İki kardeşin de kendi şehirlerinde çalışacak şekilde meslekler seçmeleri de bundandı aslında. Yaşlanan anne ve babalarından uzaklaşmak istememişlerdi ama maalesef hayat ikisini birden erkenden almıştı. Ayhan’ın ailesi başka bir şehirde yaşıyor arada bir torunlarını görmek için kızlarının evine gelip bir kaç gün kalıyorlardı.

Derman evin ön bahçesini çocukların oynayabilecekleri şekilde düzenlerken, arka bahçeye meyve ağaçları ve meyve sebze yetiştirebileceği alanlar kurmuştu. Tüm ihtiyacı karşılamıyor olsa da, en azından kendi yetiştirdikleri sağlıklı sebze ve meyve ile beslenmek güzeldi, en çok da çocuklar için. Çocukların gözünün önünden uzak tuttuğu av tüfeği ile de evin uzaklarına gidip avlanıyor, avladığı hayvanları eve getirmeden temizliyor ve çocuklara da marketten aldıklarını söylüyorlardı.

Tüm arkadaşları, çocukların neden olduğu bu doğal hayat düzenlerini kıskanıp, yakınlara evler kurmaktan bahsediyorlardı ama herkesin aldığı maaşa ihtiyacı olduğu için ancak emeklilikten sonra yapabilecekleri hayaller kuruyorlardı. O zamana kadar Ercan ve Mercan’da gerekli operasyonları geçirip normal hayata dönecekleri için tüm arkadaşları bu güzel alanda bir arada emekli yaşların tadını çıkarabilirlerdi. Derman hepsine böyle bir yerde yaşamayı öğretecek kadar deneyime ve kendi donanımlarını kurabilecek kadar da mühendislik bilgisine sahipti. Doruğun mesleki bilgisi ve ulaşabildiği donanım da buna eklenince, doğanın içinde ama ilkel olmayan bir hayat kurmak mümkündü. Özellikle depolar için enerji ihtiyacı büyük olduğundan, buna uygun güneş panelleri ve evin hemen yakınındaki dere sayesinde de küçük bir hidroelektrik santrali bir kurmuşlardı. Ayrıca yağmur suyunu ziyan etmemek için de bahçenin altında kocaman bir sarnıç vardı.

Ercan ve Mercan’ın dünyaya gelişi annesi, babası ve amcasını doğal hayatın içinde kendilerine uygun icatlar ve düzenler kurmalarına neden olmuştu. Çevreleri dünyada onların yaptıkları ve kurdukları düzenin bir örneği daha olmadığını düşünüyorlardı. Tabi ki ekonomik güç sayesinde yapılabilmişti bu donanımların hepsi. Bu yüzden de babalarına dua ediyorlardı. Kendi kazançları az olmasa da tek başına en azından bu düzenin kuruluşu için yeterli olmayacaktı.

Çocuklar doğduğunda büyük bir çaresizlik ve umutsuzluk yaşasalar da şimdi onlarla birlikte doğanın içinde ve güvende olmaktan oldukça memnunlardı. Hayat iki kardeş geldiğinden beri onlara bir keşif ve macera alanı açmıştı sanki. Her ne kadar sağlık sorunları ile boğuşuyor olsalar da mutlu olmak için kendilerine bir sürü neden buluyorlardı.

(devam edecek)

Yorum bırakın