Hangi masal tatlı başlar? – Bölüm 16

Gülümser hanım sabah erkenden kalkmış kızlarına harika bir kahvaltı hazırlamıştı. Böyle muamele görmeye hiç alışmamış olan Ayşegül masayı görünce geceden kalma hüznü depreşip göz yaşlarına boğuldu.

“Kızım ne oldu? Bir yerin mi acıyor yoksa?” dedi Gülümser hanım telaşlanıp.

“Yok!” dedi Ayşegül bir çocuk gibi burnunu çekerek, “Sinirlerim boşaldı herhalde!”

“Ah zavallı çocuk!” diyerek sandalyeyi çekip oturmasını işaret etti Gülümser hanım, Ayşegül oturunca da ona sıcacık sarıldı arkasından, “Kolay değil yaşadıkların, zor bir karar aldın ama arkasından beklenmedik zorluklar karşıladı seni ama şimdi güvendesin merak etme. Göz yaşlarınla birlikte akıp gitsin korkuların da, acıların da. Geçmiş geçmişte kalır her zaman, ama yaralarının kapanması için zaman gerekiyor. Hem yüreğinde, hem de bedeninde!” dedi elini Ayşegül’ün kalbinin üzerine koyarak. Ayşegül tuttu bu güven dolu eli.

“Çok teşekkür ederim Gülümser teyze!” dedi yine burnunu çekerek.

Tam o sırada uyanıp mutfağa gelen Sema “Gülümser hanım iş başında!” dedi neşeyle, “Günaydın ikinize de!” dedikten sonra iştahla masaya bakarak çekip oturdu sandalyesini, “Annemin tadını çıkar! Onun kadar iyi bir ilaç bulamazsın, tecrübe konuşuyor!” dedi ağzına bir zeytin attıktan sonra.

Sevgiyle baktı Ayşegül arkadaşına, buraya kadar gelmesi onun sayesindeydi aslında, o imkan yaratmasa nereye giderdi aksi durumda. Bütün zor zamanlarında yanında olmuş, ona çoktandır durumu göstermeye çalışmış ama ne seçerse seçsin de asla yalnız bırakmamıştı. Aslında Sema’nın içinde olanı da açığa çıkaran yine annesiydi. Gülümser hanım gökten inmiş bir melekti sanki. Aynı melek şimdi onu da sarıp sarmalıyordu şefkatiyle. İkisinin de öz annesi değildi biyolojik olarak ama anne olmaya gelmişti belli ki dünyaya.

Gülümser hanım çayları doldurup o da geçti masaya, “Haydi başlayın bakalım!” dedi Ayşegül’ün henüz elini bir şeye uzatmadığını görünce, “Güne nasıl başlarsan, öyle devam eder ve kahvaltı bu keyfin başladığı yer!”

“Onun böyle şefkatli durduğuna bakma kahvaltı etmeden güne başlamamak için keskin kuralları vardır!” dedi Sema gülerek, “O kuralları çiğnersen, tatlı tatlı ikna eder seni, sen de kendin ikna oldun sanırsın!”

“Uğraşma benimle!” dedi Gülümser hanım da gülerek, “Biz de kolay gelmedik bu günlere, şimdi sıra Ayşegül’de! Çok şükür sağ salim geldi buraya kadar”

“Hakkınızı ödeyemem!” dedi Ayşegül gülümseyerek, ikisinin arasındaki o sevgi dolu neşe, bulaşıyordu herhalde ruhuna.

Sonra Sema’nın durumunu konuşmaya başladılar, nerede yaşayacaktı, neler yapacaktı, planları neydi hepsini anlattı Sema bir çırpıda ama uzatmadan kısaca.

“Konu ben değilim, şimdi asıl soru sen ne yapacaksın?”

“İş bakacağım öncelikle!” dedi Ayşegül, “Çok şükür ki bir mesleğim var!”

“Sınava girmeyi düşünüyor musun yeniden?” diye sordu Gülümser hanım, üniversite sınavıydı kastettiği.

“İstiyorum ama önce bir düzen kurmam gerek sanırım!”

“İş bulacaksın sadece, işte sana düzen!” dedi Ayşegül evi göstererek, “Bu evden hiç bir şey götürmüyoruz! Arada gelir seni ziyaret ederiz.” dedikten sonra annesine bakıp gülümsedi, “Gülümser hanım arada kaçar gelir yanına ya da ben kovalarım belli olmaz!”

“Bak sen!” dedi annesi, “Niye kovalayacaksın beni acaba?”

“Orası da bana kalsın! Arada ben de senden kaçar gelirim tabi o kısmı da es geçmeyelim!”

“Aman iyi olun da ne yaparsanız yapın!” dedi Gülümser hanım hemen, “Arada gelirim ben zaten, burada a eşim dostum var. Ayşegül de beni misafir eder o zaman!”

“Hiç misafirlik olur mu ne zaman isterseniz, burası zaten sizin eviniz!” dedi Ayşegül, “Gözüm gibi bakarım merak etmeyin.”

“Hayat bize bir şey öğrettiyse!” diye elindeki lokmayı ağzına attı Sema ve dudaklarını şişire şişire “Ev dediğinin, eşya dediğinin bir önemi yok, sadece başını sokacağın bir çatı, içinde ne yaşadığın önemli. O yüzden biz mutlulukla huzurla neredeysek evimiz orası. Demem o ki canım benim, bu evi sana emanet vermiyoruz, keyfine bak!”

İkisinin de buraya gelmeden önce yaşadıklarını bildiği için, bu sözlerin altında yatan gerçeği biliyordu Ayşegül. Ayrıca ikisinin de bu kadar mutlu ve neşeli olmalarına da çok sevinmişti. Yaşadıklarından sonra buraya gelince de zorluklarla karşılaşmışlar ama hayatı bir drama çevirmemişlerdi. Şimdi eşiğinde olduğu yeni hayatı için de ona hem moral oluyor hem de model oluyordu bu halleri. Geriye bakacak bir şeyi yoktu onunda. Her zaman istediği hayata gelmişti aslında, kendine ait ve seçimlerini kendi yaptığı.

“Seçimleri kendin yapınca özgür oluyorsun herhalde!” dedi elinde olmadan.

“Tabi ki, var olduğunu hissediyorsun çünkü!” dedi Sema, “Bir ailenin içinde, çatının altında var olabiliyor olsan, o çatıyı değiştirmezsin öyle değil mi? Hepimizin yaşadığı bu aslında!”

“Sen baya filozof olmuşsun!” diye kıkırdadı Ayşegül, sonra bunun üniversiteli olmakla ilgili olabileceğini düşünüp hüzünlendi biraz ama belli etmedi.

“Hayat öğretiyor şekerim!” dedi Sema

Kahvaltıdan sonra birer keyif kahvesi içip sohbete devam ettiler, Ayşegül’ün bedeni dün gelmiş olmasına rağmen ruhu ve zihni daha yeni yeni anlıyordu güvende olduğunu. Buraya vardığında boş bir evle buluşmadığına mutluydu o yüzden Kendi başına gelmiş olsa, gecenin devamında yaşadığı hüzün iki eli iki yakasında dolaşıyor olurdu tepesinde muhtemelen.

Mesut ertesi gün Ayşegül’ün uğramasını boşu boşuna bekledi durdu. Kendi kalkabiliyor olsa ya da izin verseler zaten onu görmeye giderdi ama Ayşegül uğrarım diye söz verince bunu denememişti. Babası kapının önünde orada olduğunu ve oğlunun kaza geçirdiğini öğrenip, geçmiş olsuna gelen arkadaşı ile sohbet ederken, gözü sürekli saatteydi. Taburcu işlemlerinin ne kadar süreceğini, Ayşegül’ün ne zaman uğrayacağını hesaplamaya çalışıyordu. Babası arkadaşını uğurlayıp odaya döndükten sonra saatler geçmesine rağmen doktor ve hemşirelerden başla gelen giden olmayınca içini derin biz hüzün kapladı. Aslında düşünecek olursa kızcağız zaten bir gün önce gelip veda etmiş, hatta ihtiyacı olup olmadığını da sormuştu. Yani onu yok sayıp da gitmiş değildi ama yine de uğrayacağını söylemesine rağmen uğramayınca kırılmıştı galiba biraz. Kim olarak kırılmıştı ondan da emin değildi ama aklına gitmek yerine kötüleşip kaldığı gelince yerinde duramadı. Babası onun ruh halinden anlamıştı zaten bir şeylere takıldığını. Kaza geçirdiği sırada yanında bir kız olduğunu ve süreci onunla atlattıklarını da biliyordu. Hatta Ayşegül uyurken odasına kadar gelmiş durumunu yoklayıp Mesut’a bilgi vermişti. Dün o aşağı indiğinde de kızın ziyarete geldiğinden bahsetmişti oğlu ve bu gün yeniden geleceğinden de. Akşam üzeri olduğu halde gelen giden olmayınca, oğlunun meraklandığı anlaması zor olmadı.

“Ben gidip bakayım istersen!” dedi Mesut düşüncelere dalmışken.

Mesut babasının aklını okur gibi söylediği söze şaşırdı önce ama “Evet, uğrayacağım demişti, iyi görünüyordu ama kötülemiş olabilir değil mi?”

“Anlaşıldı!” dedi Bahri bey yerinden doğrularak, “Ben gideyim de bakayım bari, yoksa sen rahat edemeyeceksin!”

Mesut gülümseyince, o da gülümsedi ve Ayşegül’ü daha önce ziyaret ettiği kata gitti yeniden. Ayşegül çoktan taburcu olmuştu. Yapacak bir şey olmayınca oğlunun yanına geri döndü.

“Gitmiş, iyi ama merak etme, hemşireye sordum durumunu, birini aradığını sonra da gittiğini söyledi!”

“Arkadaşının yanına gidiyordu İstanbul’a onu aramıştır!” dedi Mesut hayal kırıklığını gizlemeyerek.

“İyiymiş işte merak etmene gerek yok değil mi?” dedi Bahri bey imalı imalı.

“Doğru iyi olması yeterli değil mi?” dedi Mesut’ta. Başka bir şey konuşmadılar bir süre. Mesut sessizce gözlerini kapatıp uyuyormuş gibi yapmaya başladı. Babası da odadaki açık televizyona göz ucuyla bakmaya devam etti.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın