Kayıt Dışı – Bölüm 25

Ali Rıza Cenk’in görev sınırlarını zorlayan bir şey istediğini biliyordu ama yine de sormak zorundaydı. 

“Cenk, son bir ricam daha var. Araba takibi yapabilir misin?” 

“Hangi arabayı?” 

“34 XYZ 1234. Kiralık araç. Son görüldüğü yer şehir çıkışı. Nereye gittiğini bulmam lazım.” 

Cenk sessizliği sürdü. “Ali, bu artık çok fazla. Resmi talep olmadan—” 

“Biliyorum,” dedi Ali Rıza. “Ama lütfen. Bir kişinin hayatı tehlikede. Eminim.” 

Cenk derin bir nefes aldı. “Tamam. Ama bu son. Bir daha yapamam.” 

“Anladım. Teşekkür ederim.” 

Şimdi beklemekten başka yapacak bir şey yoktu. Elindeki notları tekrar gözden geçirdi. Şeyda’nın ailesi değil de kendi insiyatifi ile bir dosya açarsa her şey çok daha hızlı ilerlerdi. Üstlerine bu konuyu açıklaması gerekirdi ama Şeyda’nın kayıp olması işin ucundan bir şey çıkacağını zaten hissettiriyordu. Şeyda teşkilatla iyi işler çıkaran genç bir gazeteciydi ve dedektifin iş ortaklarından birinin bulunması için dosya açmaya hakkı vardı. 

“Yeter ki başına bir şey gelmiş olmasın!” dedi sıkıntıyla. Onun aklına da önceki işlerle bağlantılı birilerinin onu kaçırmış olabileceği ihtimali gelmişti başlangıçta ama sonra medya grubu ile bağ çıkınca kafası karışmıştı. 

Akşam sekizde telefonu çaldı. Cenk’ti. 

“Ali, buldum.” 

Ali Rıza yerinden fırladı. “Nerede?” 

“Şehir dışı. Yalova yönünde. Ana yoldan ayrılmış. Bir köy yolu. Son kamera kaydı orada. Sonrası yok.” 

“Adres?” 

Cenk adresi okudu. Ali Rıza not aldı. 

“Orada ne var?” diye sordu Ali Rıza. 

“Bilmiyorum. Kamera kayıtlarında sadece orman görünüyor. Belki bir tesis var. Belki bir çiftlik. Emin değilim. Özel mülk görünüyor, fazlasına bakamadım açıkçası.” 

“Tamam,” dedi Ali Rıza. “Çok teşekkür ederim Cenk. Sana borçluyum.” 

“Rica ederim. Ama dikkatli ol. Eğer gerçekten bir şeyler oluyorsa…” 

“Merak etme resmi soruşturma başlayacağım” dedi Ali Rıza. “Dikkatli olurum.” 

Telefonu kapattı. Ceketi aldı. Anahtarlarını aldı. Kapıya yürüdü. 

Durmadan önce bir an düşündü. Sonra telefonunu eline aldı. Bir numara çevirdi. 

“Hasan Bey? Ben Ali Rıza. Bir adres buldum gibi. Şimdilik eşinize söylemeyin isterseniz endişelenmesin. Sabah Şeyda için resmi bir soruşturma dosyası açtıracağım kendi adıma, adreste ne olduğunu öğrenince de bir arama emri alacağım ama bir kaç gün sürebilir.” 

“Ben de geleceğim,” dedi Hasan Bey hemen. “Sizi nerede bulabilirim?” 

“Hayır,” dedi Ali Rıza. “Siz bekleyin. Eğer bir şeyler bulursam hemen ararım. Eğer Şeyda görev dışında alıkonuyorsa da mutlaka ortaya çıkaracağım merak etmeyin. Umalım da sadece görevi uzamış olsun” 

Hasan Bey itiraz edecek gibi oldu ama Ali Rıza devam etti. 

“Lütfen. Güvenin bana. Şeyda’yı bulacağım.” 

Telefonu kapattı. Derin bir nefes aldı. Sonra kapıdan çıktı. 

Ertesi sabah soruşturma dosyasını oluşturup, sisteme kaydını yaptırdı ve hemen arkasından bir ekibi Cenk’in verdiği adrese yolladı araştırmaları için. Ekip sivil bir ekipti ve polis olduklarından bahsetmeyeceklerdi. Elinde öyle büyük başka dosyalar vardı ki araya Şeyda’nın olayını sıkıştırırken onları ihmal ediyor görünmemesi gerekiyordu. Elindeki olay zincirlerinin yanında genç bir gazetecinin kaybolmasını öne almasını şimdilik açıklayamazdı ama Şeyda’yı tanıyordu, oraya kendi isteği ile gittiği ortadaydı, gazete görev olduğunu söylemişti. Ortada bu riske girecek bir şey olmasa kalkıp da oraya gitmezdi. Mutlaka bir şeyler çıkacaktı arkasından.  

Şeyda Yılmaz adına soruşturma dosyası kaydı sisteme girince, haber büyük patronlara kısa zamanda ulaştı. Dosya başvuru aile tarafından değil bir polis dedektifi tarafından yapılmıştı. Şeyda’nın daha önceki işinde birlikte göre yaptığı polis dedektifi. 

Klinik şefi telefonda gelen sesin gergin olduğunu hemen anlamıştı.  

“Gazeteci kızın ilaç dozlarını artırın, şimdilik kimseyle konuşacak durumda olmasını istemiyorum” dedikten sonra Orhan bey kapattı telefonu. Hemen patronunu arayıp gerekli talimatı verdiğini rapor etti. Bu Ali Rıza denilen dedektifi nasıl gözden kaçırdığına dair epeyce bir fırça yemişti. Üstelik dedektifin onların işlerinin takip eden bir iz üzerinde çalıştığını biliyorlardı. Bu kızın, dedektif için önemli olacağı kimsenin aklına gelmemişti, dahası İstanbul’a geldikten sonra bağlantılarını sürdürdüklerini de bilmiyorlardı. İpin ucu sadece Şeyda’ya değil kliniğe gidiyordu doğrudan. Bunca yıl başarıyla gizledikleri yeri kısa sürede taşıma şansları da yoktu. O yüzden her ihtimale karşı kızın şimdilik konuşamayacak halde olmasını istiyorlardı. Klinik kayıtlarında kendi adı gözükmese de, her şeye hazırlıklı olmalıydılar.  

Orhan bey sözde memleketinde ailesi ile ilgili miras işleri için İstanbul’dan ayrılmıştı. Bir kaç önemsiz tarlanın satışı için gerekli hukuki süreçleri takip ediyordu. Büyük davaları çözen dedektifin işin içine girmesi onu da strese soktuğu için ne yapacağını bilemiyordu. O yukarıdan azarı yedikçe o da kendi adamlarını fırçalıyordu. Şimdiye kadar hiç böyle büyük bir hata yapmamışlardı. Kimsenin aklına önemsiz bir gazetecinin bir dedektif için önemli olabileceği gelmemişti. Klinikte tüm resmi evraklar usulüne uygun hazırlanmıştı ama bir soruşturmaya konu olması istenmeyen sonuçlar doğuracaktı haliyle, o yüzden iş büyümeden bundan sıyrılmak zorundalardı. Orhan bey büyük patronların hepsinin bu işten sıyrılıp, her şeyden onu sorumlu tutacaklarından emindi. Klinikle ilgili tüm işlemleri bu güne kadar ona hallettirmişlerdi.  

Öte yandan Cemal Arman, klinikle ilgili soruşturma başlatıldığını duyunca hemen medya grubu yönetim kurulundaki arkadaşını arayıp detayları sordu.  

“Halledeceğiz endişelenmene gerek yok” dedi arkadaşı zaten konunun sana gelmesi bile mümkün değil.  

“Oğlumun orada olduğuna dair basın da en ufak bir haber görmek istemiyorum!” dedi Cemal bey 

“Hepimiz aynı gemideyiz. Halledeceğiz rahat ol. Kıytırık bir gazeteci kızın hepimizi yakacak bir sonuç doğuracağını düşünmüyorsun herhalde. Bu güne kadar neleri hallettik.” 

“O aptal kız umurumda değil, şu Ali Rıza denilen adam için bir şeyler bulsanız iyi olacak!” diyerek kapattı telefonu.  

Ertesi sabah Ali Rıza’nın ekipleri şehir dışına doğru yola çıktı. Hava açıktı, gökyüzü masmaviydi. Bir saat sonra ana yoldan ayrılıp köy yoluna girdiler. Yol dardı, iki şeritliydi. İki yanında ağaçlar vardı. 

On beş dakika daha sürdü. Sonra bir tabela göründü “Huzur Köşkü”. Küçüktü, göze çarpmıyordu. Üzerinde sadece bir ok vardı. Başka bir şey yoktu. Yol daha da daraldı. Toprak yola dönüştü. Ağaçlar sıklaştı. Beş dakika sonra bir bina belirdi. Yüksek duvarlar. Demir kapılar. İsim tabelası yoktu. 

Ekipten biri planladıkları gibi araçtan inip, kapıya yaklaştı. Kapalıydı. Zil vardı. Bastı. 

Bir süre bekledikten sonra diyafondan bir ses geldi. “Evet?” 

“Merhaba,” dedi sivil memur. “Burası ne?” 

“Özel mülk. Ne istiyorsunuz?” 

“Ben… yolumu kaybettim. Adres arıyorum.” 

“Aradığınız yerde olmadığınız kesin. Geri dönün.” 

Ses kesildi. 

Sivil memur duvarlara baktı. Yüksekti. Üstünde tel örgüler vardı. 

“Bu ne tür bir yer?” diye mırıldandı, çoktan alarma geçmiş olan güvenlik ekibi, kameralardan kapının önündeki adamı izlemeye devam ediyordu 

Memur arabaya döndü.  Yakındaki ağaçlıkta bir yer bulup arabayı park ettiler. Sonra inip yürüyerek duvarın etrafında dolaştılar ve arka tarafa geçtiler. Bina dört yönden yüksek duvarlarla çevriliydi. Ön kapıdan başka bir yerde kapı görünmüyordu.  

Ama neden bu kadar gizli? Neden isim tabelası yok? Neden haritada görünmüyor? Sorularının cevabına dair henüz bir ip ucu yoktu. Güvenlik kameraları ikişer metre arayla tüm binanın çevresini taradığı için yabancıların dolandıklarını içeriden görebiliyorlardı.  

Ertesi gün bütün gün yatmaktan tüm etleri ağrıyan Şeyda, odasının penceresinden bahçeye bakıyordu. Hareketsizdi. Sadece bakıyordu. Uyanık olduğu zamanlar beyni öyle bir sis perdesi yaratıyordu ki, sisin içinden bir şeyleri bulup hatırlamak giderek daha zor bir hale geliyordu. Gözleri bahçe duvarlarına takılınca, kendi sesine benzer bir ses duydu zihninde, içinden değil de sanki çok uzaktan geliyordu. Bir sis bulutunun arkasında uyuşmuş olan Şeyda’dan. 

Buradan çıkmalıyım. 

Ama nasıl? 

Bilmiyorum. 

Birisi yardım etmeli. 

Ama kim? 

Kemal. Orhan. Anne. Baba. Polis Dedektifi, sahi adı neydi onun? 

(devam edecek)

Yorum bırakın