Geçmişin Gölgesinde – Bölüm 34

Nazan o kadar duygulanmıştı ki kollarını Oya’ya sıkı sıkı sarmış öylece kalmıştı.

“Çok özür diliyorum senden gerçekten, o kadar iyi birisin ki!” diye ağlamaya başladı. Oya laboratuvarın içinde yaşanan bu duygusal sahneye nasıl tepki vereceğini bilemiyordu. Nazan ona sarılmışken Ender ile göz göze geldiler. Nazan toparlanıp geri çekilince, “Bunu annem istediği için değil, kendim istediğim için yapıyorum!” dedi, “Çok kızgınım, hem de çok, kalbim de kırık. Düzeldi dersem yalan söylemiş olurum.” Durdu, “Ama” dedi, “Eğer senin yerinde Tuna olsaydı, ona da aynı şeyleri hissederdim ama silemezdim. Kardeşler silinmez!”

Ender artık etrafa aldırmadan ağlıyordu, ekibin kalanı özel bir şeylerin yaşandığının farkında olsalar da, göz ucuyla izleyerek başlarını işlerinden kaldırmıyorlardı.

Ender ve Oya bir süre yaşlı gözlerle birbirlerine baktıktan sonra ikisi aynı anda hamle yapıp sarıldılar. Nazan’da ikisine birden sarıldı.

“Her neyse!” dedi göz yaşlarını silerek geri çekildi Oya, “Gelirseniz beni çok mutlu edersiniz. Bu her şey eskisi gibi oldu demek değil ama bitti demek de değil!” diyerek toparlanmak için tuvalete gitti. O çıkınca bu kez Ender ve Nazan sarıldı birbirine. Tüm bu süreçte hala adı dostluk olsa da çok yakınlaşmışlardı ve Ender artık Nazan’ı ayrı kaldıkları her an özlediğini biliyordu.

“Benimle evlenir misin?” dedi pat diye herkesin içinde.

Nazan geri çekildi, gözleri büyümüştü.

“Biliyorum böyle teklif edilmez ama dayanamadım. Sensiz olmak istemiyorum artık!” dedi Ender.

Ekiptekiler bu sefer mutluluk ve şaşkınlıklarını gizlemediler, Oya geri geldiğinde herkes mutlu bir hayranlıkla Ender ve Nazan’a bakıyordu. Onlar ise birbirlerine.

“Bir şey mi kaçırdım!” dedi Oya gülerek.

“Evleniyoruz!” dedi Nazan artık zıplıyordu küçük bir kız gibi, “Biz Ender ile evleniyoruz!”

Oya’ Ender’e, baktı gülümseyerek, “Bence geç bile kaldınız Annem duyunca çok sevinecek!”

Oya akşam eve geldiğinde Serpil Hanım salonda oturuyordu. Televizyon açıktı ama bakmıyordu.
“Anne” dedi Oya. “Bir şey söyleyeceğim.”

Serpil Hanım başını kaldırdı.

“Ne oldu kızım?”

“Ender’le Nazan evleniyor.”

Serpil hanım bir an durdu. Sonra gözleri doldu.

“Ağlayacağım ama bu sefer yine mutluluktan.” dedi. Ayağa kalktı, Oya’ya sarıldı.
“İki evladım da mutlu olacak.” dedi. “Allah daha ne versin. Keşke baban da burada olsaydı.” diye tamamladı sözlerini.

Bu sefer ağlaması uzun sürdü. Oya annesini tuttu, susturmaya çalışmadı. Bazen yükleri boşaltmak için ağlamak da gerekiyordu.

Ertuğrul beyin gözaltına alındığında ilk başta kimse bunun bu kadar büyüyeceğini tahmin etmedi. Sorgular uzadıkça dosyalar çoğaldı. Oya gelişmeleri uzaktan izliyordu. Artık o projelerin içinde değildi ama sonucu bilmek istiyordu.

Araştırmalar ilerledikçe tablo netleşti. Ertuğrul’un yalnızca bu projede değil, daha önce de benzer yöntemlerle insanları baskı altına aldığı ortaya çıktı. Akademik çalışmaları kendi şirketine mal etmişti. Patentleri başkalarının emeğiyle almış, şirketini bunun üzerine büyütmüştü.

Sonunda karar açıklandı. Şirket kapatıldı. Patentler iptal edildi. Mal varlığına el konuldu.

Ender haberi laboratuvarda okudu. Ekrana uzun süre baktı. İçinden bir şey koptu ama bu kopuş acıtmadı. Daha çok, uzun süredir sırtında taşıdığı bir yükün yere bırakılması gibiydi.

Nazan sessizce yanına geldi.

“Bitti mi?” dedi.

“Bitti.” dedi Ender, “Sonunda layığını buldu!”

Ve ilk defa bunu söylerken sesi sakindi. Oya sessizce haberi dinlemekle yetindi ama onun da içine soğuk sular serpilmişti ve evet layığını bulmuştu ve bu onların elinden olduğu için mutluydu.

Oya ve Tarık’ın Nikâh yemeği sade ama sıcaktı.. Serpil Hanım ve Rutkay bey masanın başındaydılar. Ender ve Nazan bir an olsun serpil hanımı yalnız bırakmadılar. Sanki herkes zaten yıllardır bu masanın parçasıymış gibi.

Serpil Hanım bir ara Nazan’ın elini tuttu.
“Kızım” dedi. “Sen de benim evladımsın artık. Kızım birdi iki oldu.”

Nazan’ın gözleri doldu. Ender başını eğdi. Tarık Oya’ya baktı. Oya o an ilk kez içinden, her şey yerini buluyor, diye geçirdi. Nihayet yıllar sonra yeniden büyük bir aile olmuşlardı.

Dört ay sonra bu kez Nazan ve Ender’in nikâhındaydılar. Oya ve Tarık artık karı kocaydı. Yan yana oturuyorlardı. Serpil Hanım nikâh boyunca ellerini birleştirmiş, dualar mırıldanıyordu. Rutkay Bey sessizce gülümsüyordu. Bu defa kalbi kapalı değildi. Serpil hanım bu hikayedeki herkesin kalbine kendi güzelliğinden bir parça bulaştırmış, tüm kırık kalpler onarılmıştı.

Bir gün binada bir dairenin boşalacağı haberi gelince, Tarık hemen babasını aradı.

“Baba,” dedi. “İstersen… Bizim bina da bir daire boşalıyor. Konuşmuştuk hatırlarsan.”

Rutkay Bey düşündü.

“Bunu bekliyordum!” dedi sonra neşeyle.  Evini kapatmak istemedi, karısının anıları hâlâ oradaydı. Ama yeni eşyalar aldı. Taşındı. Aynı binada yaşamaya başladı.

Serpil Hanım her fırsatta onu yemeğe çağırıyordu.

“Dünür” diyordu telefon açıp “Bugün de bizde.”

İki dünür yan yana oturup sohbet etmeye başladılar. Zamanla dert ortağı oldular. Can yoldaşı oldular.

Serpil Hanım bazen unuttu.
Rutkay Bey bazen sustu.
Ama ikisi de yalnız değildi artık.

Akşamüstüydü. Pencereden içeri güneş vuruyordu. Ender ve Nazan’da yemeğe davetlilerdi.  Oya ve Nazan mutfakta serpil hanıma  yardım ediyordu. Tarık ve Ender salondaydı. Rutkay Bey yanlarında telefonunda haberlere bakıyordu.

Serpil Hanım birden durdu.

“Bugün çok kalabalığız, mutlu bir kalabalık” dedi. Sonra gülümsedi. “Ne güzel.”

Oya annesine baktı. “Evet anne,” dedi. “Ne güzel.”

SON

Geçmişin Gölgesinde – Bölüm 34’ için 4 yanıt

  1. Gülseren hanim bize çok güzel hikayelerinizi paylaşıyorsunuz size çok teşekkür ediyorum bütün sayfadaki tüm hikayelerinizi okudum hepsi bir birinden güzel ve duygu dolu sağlıkla huzurla selamlar

    Liked by 1 kişi

  2. Çok keyifle okuduğum bir hikaye daha bitti. Ama biliyorum ki arkası yarın…

    Kaleminize, yüreğinize sağlık, gezi yazılarımı yazarken okuduğum sayfalarınız soluklanma sebebim teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle kaleminiz hiç tükenmesin… Alev Kaplan.

    Liked by 1 kişi

Alev Abla için bir cevap yazın Cevabı iptal et