Geçmişin Gölgesinde – Bölüm 27

“Herkese mutlu, sağlıklı bir yeni yıl diliyoruz”

O sırada polis ekipleri Nazan’ın bulunduğu yere gelmişti. Ekibin başındaki yetkili Nazan’ın yanına geldiğinde, Nazan yukarıda ne olup, bittiğini bilmediği için endişeden bayılmak üzereydi. Yetkiliye olanı biteni hızlıca anlattı, adam ekipten inip bekleyen kurtarma timine gerekli bilgileri verdikten sonra “Sessizce binaya gireceğiz!” dedi dört beş adamına, diğerlerine de binanın etrafını sarmalarını söyledi. İki memur, Nazan’ın yanında kalıp, tam ifadesini alacaklardı.

Dört beş adam aynı anda hareketlendi. Silahlar çıktı ama kaldırılmadı. Binanın kapısına doğru yürüdüler. Dört tanesi de binanın arka ve yan tarafına dolandılar.  Sessizce merdivenleri çıktılar, laboratuvarın açık kapısından koridora ışık vuruyordu. Konuşmalar boş koridorda yankılanırken, tim sessizce kapıya doğru yaklaştı, açık kapının hemen yanında durdular ve liderlerinden komut beklemeye başladılar.

Ve sonra Oya’nın sesi yükseldi.

Bağırıyordu.

“Eğer!” dedi “Anneme bir zarar gelirse, o zaman bu sözleşme hiçbir anlam ifade etmez anladın mı? O zaman suçun sabit olur ve ben senin peşini asla bırakmam!”

“İmzalayacaksın yani!” dedi Ertuğrul bey ve Oya’nın arkasında duran adama “Çöz ellerini!” dedi

Ender , “Oya! Sakın! Lütfen imzalama!” dedi yalvarır gibi. Nazan’ın polisleri çoktan aramış olduğunu tahmin ediyordu.

İş bitirici adam çalışma masasının üzerindeki makasla Oya’nın ellerini çözdü. Oya bileklerini ovuşturarak, “Henüz imzalayacağımı söylemedim pislik!” diye hırladı yine. Adamın masaya geri bıraktığı makası hırsla kapıp ayak bileklerindeki bantları da çözdü.

“Bir başka planın varsa duymak isterim!” dedi Ertuğrul, ceketinin iç cebinden çıkardığı kalemini masadaki sözleşmenin üzerine koyup ona doğru ittirdi.

“Oya! Sakın!” diye inledi Ender yine.

“Oya üzerinde bir hükmün kalmadığın açık!” dedi Ertuğrul ona dönüp, “Bu iş onun ve benim aramda, eğer Oya istemezse ki isteyeceğini sanmıyorum. Sen bu işin parçası bile olamazsın artık ama yapacağın her yanlış ikinizi de bağlar! Bu kez kaybedeceğiniz sadece arkadaşlığınız ya da projeniz olmaz!”

Polis timinin lideri o anda elini havaya kaldırdı ve içeri işareti yaptığında diğer polisler hızla içeri girip silahlarını içerdekilerin üzerlerine doğrulttular.

 “POLİS! ELLER YUKARI!”

Ertuğrul’un yüzü dondu. Gerçekten dondu. Arkasından gelen sesin, oyunun ve iş hayatının sonu olduğunu anlayacak kadar hızlı düşünen bir adamdı. Bacaklarını toplayıp, sessizce ellerini kaldırdı. Oya ve Ender’in arkasında duran iki adam da aynı şaşkın ifadeyle ellerini kaldırmışlardı. Ender, polisleri görünce derin bir “Oh!” çekti ve Ertuğrul’a dönüp, “Beni hafife aldın, tek kaybeden ben değilim artık!” dedi onun alaycı tavrını taklit ederek.

Polisler silahlarını indirmeden odaya dağıldılar. Bir adam diz çöktürüldü. Sonra diğeri. Sonra Ertuğrul.

Ters kelepçeler takılırken, Oya ayağa kalkmış Ender’e bakıyordu. Ender’in omuzlarının düşmüş, gözleri ıslaktı.

“Çok özür dilerim! Bunun bir anlamı yok biliyorum ama gerçekten çok özür dilerim!” diyebildi Ender sadece.

Bantlar çözüldü. Polislerden biri, “Güvendesiniz” dediği sırada merdivenlerden ayak sesleri geliyordu.

Yukarıdan gelen “Suçlular etkisiz hale getirildi” anonsundan sonra bekleyen memurlarla birlikte Nazan ve Tarık da yukarı koşmuşlardı.

Tarık kapıdan girince Ender’i gördü önce, sonra Oya’yı. Koştu ve onu hemen kollarına aldı, “Çok şükür, çok şükür iyisin!” diyordu sürekli.

Oya onca olaydan sonra bulduğu bu güvenli kollara bıraktı kendini.

“Çok şükür!” diye inledi.

Nazan bir adımda Ender’in yanındaydı. Hiçbir şey söylemedi. Sadece sarıldı. Ender karşılık verdi ama gözleri Oya’daydı hâlâ. Polisler Ertuğrul’u ve adamlarını dışarı çıkardı. Laboratuvar yavaş yavaş boşaldı. İki polis memuru Tarık, Oya, Ender ve Nazan içeride kaldılar.

Sözleşme dosyası üzerinde, Ertuğrul beyin süslü kalemiyle masanın üzerinde duruyordu.

Oya biraz olsun sakinleşmişti, Tarık’ın güven veren sıcaklığıyla nefesinin yavaşladığını hissetmişti.

“Bu nasıl oldu böyle?” dedi Tarık kulağına fısıldar gibi. Sesindeki şaşkınlık hâlâ geçmemişti. Olan biteni tam anlayamamış sonucun ortasına düşmüştü.

Oya cevap vermedi.

Bakışları Tarık’ın omzunun üzerinden kaydı. Nazan’ın sıkıca sarıldığı Ender’e baktı

Neredeyse iterek bir anda Tarık’ın kollarından sıyrıldı.. Bir adım attı. Sonra bir adım daha. Ender’in karşısında durdu.

“Sen…” dedi.
Kelime ağzından çıkmadı.
“Sen…” diye tekrarladı.

Ve o an tuttuğu her şey çözüldü. Ağlamaya başladı. İçeride biriken her şeyin kırıldığı yerdi o an.

“Nasıl yaptın?” dedi “Neden?”

Sesi titriyordu. “Bana neden söylemedin? Beni… annemi… projeyi… her şeyimizi…”
Nefesi kesildi. “Bu tehlikenin içine nasıl sokarsın?”

Ender’in dudakları kıpırdadı ama söyleyecek bir şey bulamadı

“Oya dur” dedi Nazan. “Seni Ender kurtardı.”

Oya bir kahkaha attı. Kısa. Acı.

“Kurtarmışmış,” dedi, “Kendi açtığı beladan kurtardı.”

Ender’in omuzları çöktü. “Doğru” diye cevap verdi. Sesi neredeyse duyulmuyordu.
“Haklısın. Hiçbir savunmam yok.”

Başını kaldırdı. Oya’ya baktı.
“Sanırım…” dedi yavaşça, “yollarımız burada ayrılıyor.”

Nazan irkildi.

“Tek yapabildiğim” diye devam etti Ender, “hatalarımı telafi edebilmekti. Onu da yaptım.” Bir an durdu. Yutkundu. “Artık seninle ve bu projeyle yürümeyi hak etmiyorum. Serpil teyzenin de… senin de yüzüne bakamam.”

Arkasını döndü. Kapıya yöneldi.

Tam o anda odadaki memurlardan biri

“İfadeler alınacak. Kimse ayrılmıyor.” dedi duygusuz bir sesle.

Ender olduğu yerde kaldı.

Laboratuvar ikiye bölünmüş gibiydi. Bir köşede Tarık ve Oya. Diğer tarafta Ender ve Nazan.

Tarık’ın aklı birden Serpil Hanım’a gitti.

“Annen…” dedi Oya’ya dönerek. “Evde telaş içindedir. Arayıp iyi olduğunu söylesen iyi olur.”

Oya hemen telefonunu aldı. Ararken elleri hâlâ titriyordu.

“Anne…” dedi. Sesini toparlamaya çalışarak. “Arayamadım, özür dilerim. Telefonumda bir arıza vardı.”

Bir an durdu. Tarık’a baktı.
“Şimdi buradayım, Tarık yanımda. Telefonum düzeldi. Biraz daha işim kaldı ama merak etme.”

Serpil Hanım’ın sesi telefondan taşıyordu neredeyse

“Kızım aklım başımdan gitti. Babanı aradım ulaşamadım.”

Sonra nefesi yumuşadı,  “Sesini duydum ya… çok şükür.”
“Tarık’a çok teşekkür ettiğimi söyle. Sen gelene kadar uyumam, beklerim.”

Oya’nın gözleri doldu  “Tamam anne,” dedi. “Merak etme.”

Telefonu kapattığında bir süre elinde tuttu. Sonra indirdi.

Gecenin devamında polis arabalarıyla karakola gittiler. Nazan ve Ender ayrı araçta.
Oya ve Tarık başka bir araçta.

Yolda Oya olan biteni Tarık’a detayları ile anlattı. Şaşkındı, yorgundu ve öfkeliydi. Tarık, Oya’nın şüphelerini doğru çıkmasına üzülmüştü ama yapılacak bir şey yoktu. Üzerine gidip sinirlerini iyice germemek için fazla bir şey söylemedi. Sonuçta olanları anlatan Ertuğrul beydi, Ender’de dinlemek gerektiğini düşünüyordu. Karakolda hepsinin ayrı ayrı ifadeler alındı.

Nazan, ifadesi bitip Ender’in ki başlayınca Oya’nın yanına geldi. Ender’in söyleyemediği her şeyi anlattı. Borcu. Baskıyı. Nasıl sıkıştığını. Nasıl yanlış yaptığını.

Oya, sessizce dinledi. Sinirliydi. Şaşkındı. Yorgundu.

 “Tamam” dedi sonunda Tarık. “Artık bitti. Eve gidelim. Annen iyice merak etmiştir biraz dinlenin hepiniz. Sonra bu konular zaten konuşulur.”

Oya başını salladı, “Ender’le konuşmak istediğimi sanmıyorum” diye mırıldandı.
Nazan’ın yüzü düştü ama bir şey demeden, dönüp Ender’i beklemeye başladı. Oya ve Tarık eve döndüklerinde, Serpil Hanım uyumamış bekliyordu.

Kızını görünce hemen kalkıp sarıldı, hafif çekilip Oya’nın yüzünü görünce.
“Oğlum,” dedi Tarık’a dönerek, Bbak sen söyle… ne hale gelmiş. Bu kadar da çalışılmaz. Gözleri kan çanağı gibi, saçı başı dağılmış.”

Tarık gülümsemek zorunda kaldı.

“Ben söyledim Serpil teyze,” dedi. “Merak etme. Bir daha bu kadar çalışmayacak.”

Serpil Hanım iç çekti.

“Ender nerede, Nazan nerede? Hep sen çalışıyorsun. Konuş şunlarla, her şeyi başına yıkıp gitmesinler!” dedi sinirli sinirli.

Oya’nın annesine lâf anlatacak hâli kalmadığı için : “Tamam anne” dedi yumuşak bir sesle, “Konuşacağım. Çok yorgunum. Hadi dinlenelim.”

Tarık’la vedalaştılar.

“Sabah uyanınca ara beni” dedi Tarık, “İyi olduğundan emin olmak istiyorum.”

Oya başını salladı. Kapıyı kapattı. Annesini ikna edip yatağına götürdü. Üzerini örttü. Işığı kapattıktan sonra odasına geçti.

Saat gece yarısını çoktan geçmişti.

(devam edecek)

Yorum bırakın