Sessiz Çığlık – Bölüm 48

Erkut geceleri uyuyamıyor, gündüzleri nereye sığacağını bilemiyordu. İçindeki hırs söner mi diye bekliyordu ama alevler her geçen gün biraz daha yükseliyordu.

O günlerde Safiye’nin uzatılmış yatış süresinin de sonları yaklaşmıştı. Nilüfer sınavları geçmiş, artık sadece mezun olmayı bekliyordu. Bağışçı ile görüşülmüş eğitim yardımının liseye başladığı günden itibaren devreye sokulmasına karar verilmişti. Lise giriş sınavına hazırlanması için gerekli kitaplar bağışçı tarafından temin edilmişti. İlaç firması parayı elden değil, bir banka hesabına yatıracaktı, Nilüfer reşit olmadığı, Safiye’nin de banka hesabı açmaya durumu müsait olmadığından taburcu olması bekleniyordu. Banka hesabı açılıp, hesap numarası verildiğinde para doğrudan yatacaktı. Bu süreç içinde Safiye’nin hayatını kaybetmesi durumunda ise, para doğrudan Nilüfer adına açılan bir hesaba yatacak, on sekiz yaşına geldiğinde parayı kendi kullanabilecekti. Üç yıl sonra.

Yeni eve geçiş ve Safiye’nin daha iyi olduğu haberlerinden sonra Hasan’ın davranışları da biraz yumuşamıştı. Hüsna beklediğini bulamıyor olsa da, en azından hır gür çıkmadan günleri geçiyordu. Hüsna kızı ile ne kadar konuştuğunu öğrenmek için arada bir Safiye’yi soruyor, hep aynı cevabı aldığı için de bir yere varamıyordu.

“İyi”

Erkut, uçurumun başına gittiği o gecenin sabahında doğruca muhtara gitti yeniden.

“Bir teşekkür borcum var, çıktığımı henüz haber vermedim. Sürpriz yapacağım” dedi sakince. “Ben içerideyken kardeşime bakanlara. Adreslerini verirseniz, uğrayayım.”

Muhtar evrakları çevirdi, gözlüğünü düzeltti, Hasan taşınmadan sonra adres değişikliği başvurusunu yapıp, kaydını aldırmıştı. Erkut’un gözlerine bakıp biraz tereddüt etse de, Melike ile nişanlı olduklarını Hüsna’dan duydukları için fazla uzatmadı.

Erkut not alırken elinin titremediği belli olsun diye daha yavaş yazdı. Çıkınca iki sokak dolaştı, derin derin nefesler aldı. Sonra otobüse binip verilen adrese gitti. Yeni evin sokağını uzaktan gördü. O günden sonra üç gün boyunca her gün gidip sadece izledi: akşamları ışık nerede yanıyor, sabah kim hangi kapıdan çıkıyor, hangi saatlerde sessizlik çöküyor…

Melike’nin gülüşü bir akşamüstü arkadaşının arabasından inip bahçeye dökülürken, Erkut avuçlarının içinin terlediğini fark etti. İçindeki uğultu, “Eren,” diyordu. “Eren…”

Sabaha doğru, şehir tam uykudayken, karar çoktan verilmişti. Cebindeki ince bıçak ne yeni, ne de yabancıydı; asıl yeni olan, elinin hiç durmadan kapıya yürümesiydi.

Döndüğünden beri, mahalle ona anlatırken, sesler düğümlenip bir sebze pazarındaki yankı gibi büyümüştü: “Safiye’yi de kanser ettiler, zavallı kadın.”, “Eren’i hep başı boş bırakıyorlardı.”, “Evden kaçıyor diye yakınıyordu Hüsna hanım ama biz hiç çıktığını görmedik!”

Her anlatan kendince bir şeyler eklemiş, Erkut’un aklı sürekli farklı senaryolar üretmişti. Düşündükçe gerçek olduğuna inandığı senaryolar. Rüyalarında kardeşinin çığlıkları, geceleri uçurumun kenarında duran bir siluet olmuş; uyanınca elinde hiçbir somut delil olmasa da inancı kesinleşmişti: o iki kadın kardeşinin katiliydi.

Kapı sabahın ilk saatinde çalındı. Hüsna saçını toparlarken, “Kim o?” bile demeden kilidi çevirdi; karşısında Erkut’u görünce nefesi boğazında kesildi. O an söyleyebileceği bütün cümleler yerinden kalkmadan düştü. Hüsna Erkut’la göz göze geldi; bir an suskunluk, sonra o sessizlikte bir şey kırıldı. Erkut hiçbir şey söylemeden bıçağı çekip bir hamlede göğsüne sapladı. Hüsna bir çığlık attı; Bıçağın çeliği göğse değdiği an, evdeki bütün uğultular sustu. Hüsna, duvara yaslanır gibi salındı ve yere doğru kaydı.

Melike koştu, “Ne oluyor!” diye bağırdı. Mutfaktan gelen tabak şıngırtısı kesildi, Melike “Anne?” diye kapıya koştu. Koridorun ucunda annesini yerde görünce birkaç adım sendeledi, bir adımı ileri, biri geri… Erkut, bıçağı tek bir hareketle çekip Melike’ye çevirdi; ikinci darbe daha hızlı, daha kördü. Melike’nin gözleri bir an büyüdü, sonra sesi çıkmadan yanına düştü.

Erkut birkaç saniye olduğu yere baktı; içeride saat tıkırtısı, dışarıda kuş sesleri… Kapıyı çekip sokağa çıktı. Nefesi düz ve sakindi. En yakın karakola yürüdü, kapının eşiğinde durup “İki kişiyi öldürdüm,” dedi.

Memur başını kaldırdı; sonra onu içeri aldılar. Amir odasında sandalyeye oturdu, kayıt açıldı. “Anlat,” dedi.

Erkut’un sesi ne yüksek, ne titrekti, ellerindeki kan izlerine baktı: “Kardeşimi benden aldılar,” dedi. “Önce evimi, sonra aklımı. Ben içerideyken onun yanında ben yoktum.” Durdu. “Eren uçurumdan düştü. Mahallede herkes bir şey söyledi. O evde olanları biliyorsunuz… Ercan’ın gecesini de.” Gözlerini kapatıp açtı. “Benim kardeşim sahipsiz değildi.”

Amir kaşlarını çattı. Kardeşinin tam adını sorup, bilgisayardan kaydını buldu. Sonra da Erkut’un dosyasını buldu.

“Zaten bu ilk değilmiş!” dedi kaşlarını kaldırıp.

Erkut derin bir nefes aldı “O cinayeti işleyenin ben olmadığımı herkes biliyor,” demedi; bunun yerine, sanki kendine konuşur gibi, “Bir gün çıkacağım ve konuşacağım demiştim,” dedi. “Bugün konuştum.”

Polisler, Erkut’un cinayeti işlediğini söylediği evin adresi yazan kağıt parçasını alıp hemen çıktılar.  Yarım saat sonra gelen telsiz bildirimi, Erkut’un söylediklerini doğruluyordu. İki kadın kapının önünde bıçaklanarak öldürülmüşlerdi. Cinayet genç olan kadının göğsündeydi.

Sorgu sürerken telefon çaldı. Bir başka memur, ev sahibi görünen Hasan’ın numarasını bulmuştu.

 “Hasan Bey? Emniyetten arıyorum. Bir olay var, gelmeniz lazım.”

Hasan o sırada iş yerinde evraklara bakıyordu. “Ne olmuş?” dedi, sesi boğuklaştı.

“Evinizde bir hadise yaşanmış,” dedi amir. “Lütfen merkeze gelin.”

Hasan on dakika sonra karakolun kapısından girdi. İçeri alındığında yüzündeki renk atmıştı. Gelirken evdekileri aramış ama cevap alamamış, yine de doğrudan karakola gelmişti.

Amir onu oturttu; uzatmadı,: “Hüsna ve Melike hanım… hayatını kaybetti.”

Hasan bir süre boşluğa baktı. “Ne diyorsun sen?” dedi en sonunda, sesi çatallanarak.

“Fail teslim oldu,” dedi amir. “Erkut isminde bir şahıs, önceden komşunuz olduğunu söyledi.”

O isim, Hasan’ın yüzüne soğuk su gibi çarptı.

“Neden? Hapiste değil miydi o?”

Erkut Hasan gelmeden ifadesinde Ercan cinayeti dahil her şeyi anlatmış, kayıtlara geçmişti. Amir ağır ağır Erkut’un anlattıklarını Hasan’a da anlattı.

Hasan’ın nefesi kesildi. Omuzları çöktü.

“Asıl katil Melike mi?” dedi, fısıltıyla.

“Evet, öyle söylüyor. Eski dosyada bir Ercan isimli şahıs varmış, o cinayeti üstlenmiş ama dosyada bazı tutarsızlıklar varmış.”

“Suçu Melike mi işlemiş yani?”

Polisler sustu, kimse kesin konuşmadı.

Hasan başını iki elinin arasına aldı, alnını masaya yasladı.

“N’oluyor bize?” diye mırıldandı. “Biz neye dönüştük?”

Bir polis kâğıt uzattı, imza gerekiyordu. Hasan kalemi aldı, yazılar bulanıktı. Eli titredi.

“Eşinizle kızınızı morga kaldırdık, teşhis için gitmeniz gerekecek.”

Hasan Elinin sırtıyla ağzını kapadı. Bir anlık sessizlikte, Nilüfer’in yüzü, Safiye’nin solgun eli, sonra o gün Nilüfer bunları yüzüne haykırırken attığı tokatlar geldi aklına; “İftira atıyorsun” dediği an, Nilüfer’in gözündeki kırılma. Boğazı düğümlendi.

Amir kayda döndü: “Erkut ifadesinde, ‘kardeşimi yaktılar’ dedi. Eren’in ölümünü onların üzerine yıkıyor. Dosya yeniden açılacak.

Hasan sandalyede öne eğildi, alnını avucuna dayadı. “Ben… hiçbir şey bilmiyordum,” diyebildi, sonra cümle kendiliğinden düzeldi: “Biliyordum da görmek istemedim.” Gözlerinin önünde, hastane koridorunda “Annem toparlanıyor,” diyen Nilüfer belirdi. Safiye’yi alıp yeni eve getirecekti bugün yarın. Şimdi o eve dönmek, oradaki boşluğu görmek… İçinden bir parça kopuyormuş gibi oldu.

Amir kesin ve düz konuştu: “Şimdi gidebilirsiniz, Biz resmi işlemleri yürütüyoruz. Erkut gözaltında.”

Hasan başını eğdi, tek kelime etmeden çıktı.

Hasan’ın içinde bir şey çatladı. O tokadın sesi, şimdi başka bir anlam kazandı geçmişte sönen, geri dönüp onu vurmuş bir yankı gibi.  Melike’nin adı, Ercan’ın dosyası ve Erkut’un motivasyonu ise sonra, kağıt üzerinde, parça parça gelmişti Hasan öğrenmiş, hatırlamış, irkilmişti. Ve öğrendikçe yüzü bembeyaz olup, elleriyle tekrar tekrar o tokadı hatırladı: Nilüfer’i susturduğu an.

(devam edecek)

Sessiz Çığlık – Bölüm 48’ için 4 yanıt

Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et