Hüsna, çaylarını içerlerken Hasan’a iyice sokuldu. Artık koca onun, ev onundu, yeniden zengin bir kadın olmuştu. Hasan gecenin uykusuzluğu ile esneyip dururken o da geçmişten bu güne olanları gözden geçirdi. Çok akıllı buluyordu kendini. Hasan’a rastladıklarında paralı bir hayatları vardı ama parayı sağlayandan kurtulmaları gerekiyordu. Melike’ye deli gibi aşık bir serseri vardı. Son üç yıldır onun parasını yemekle meşguldüler ama oğlan serserinin biriydi. Sürekli sarhoş oluyor rezillik çıkartıyor, kıskançlık krizlerine giriyordu. Annesinin gazıyla oğlana yüz verip sonra tavırlarından yorulan Melike artık bu ilişkiyi istemediğini söylüyordu ama oğlan hayatlarından çıkarsa, ellerindeki bütün lükste biterdi. Hasan hızır gibi girdi hayatlarına, cilveli kadına aç, eli yeni para görmüş, cahil ve aptalın tekiydi. Hüsna’nın onu ayartması hatta evlilik hediyesi diye allem edip kallem edip tapuyu da üzerine alması zor olmadı. Safiye gibi bir salağı yenmek onun için basit bir işti, öyle de oldu. Sabah biraz endişelenmişti ama evdeki sessizlik zaferin sessizliğiydi. Çatı katında iki nefes artık bu eve ait değillerdi. Bu eve taşınırken kimseye haber vermemiş Melike’nin belalısının evinden istediklerini alıp gizlice ayrılmışlardı. Arasın dursundu o salak şimdi bunları. Artık nikahı da yaptığına göre buraya demir atarlardı zaten. Melike’nin söylediğine göre yan evdeki salak da gözlerini ondan alamıyordu ama daha kimdir nedir bilmediğinden hemen yüz verme demişti annesi. Parasız erkekten koca olmaz.
Ertesi sabah, ev yine aynı saatte canlandı. Bu kez roller değişmişti ama evin rutini değişmeden devam ediyordu. Alt katta evin yeni hanımı çayın suyunu kaynattı, sandalyeler gıcırdadı, Hüsna’nın sesi duyuldu. Safiye artık ezberlemişti o seslerin sırasını. Çaydan sonra kapı kapanır, motor sesi uzaklaşır, ev bir süre sessizleşirdi. O sessizlik, onun güne başlama işaretiydi ama artık Hüsna’nın her gün çıkıp gitmesine gerek kalmamıştı. Oyunları açığa çıkmış, gerçek hayatları daha yeni başlamıştı. Acı hayat ise Safiye’ye düşmüştü, saflığı yüzünden
Nilüfer çantasını hazırlarken “Anne, bugün yemek yapacak mısın?” dedi kafası hâlâ karışık ve endişeli olduğu için evin rutinin nasıl devam edeceğini merak ediyordu.
Safiye gülümsedi. “Yaparız kızım, sen merak etme. Bu çatının altında yaşıyoruz biz hâlâ. Evet bir şeyler değişecek ama sen ve ben hepsinin üstesinden geleceğiz.”
Nilüfer annesine güveniyordu ama evde değişen roller ile babasının tavrının daha da kötüleşeceğini içten içe sezinliyordu da.
Safiye Nilüfer daha fazla kaygılanmasın diye her şey normalmiş gibi davranmaya çalışsa da, hiçbir şey normal değildi. Sabah söylediği sözün arkasında durmak için, kızını okula bırakırken bakkalın önünde durdu. Poşetini doldurmadan sadece bir kilo patlıcan aldı. Kasiyerin bozuk para arayışını beklerken içinden “Her kuruşu saymak zorundayım artık,” diye geçirdi.
“Bak yemek yapacağım sana bu gün yine!” diye gülümsemeye çalışarak poşeti Nilüfer’e gösterdi.
“Onlara da yapacak mısın?” dedi Nilüfer.
“Baban patlıcan sevmez biliyorsun!” dedi çaresizce.
İkisinin de yaşadıklarını hazmetmesi, yeni dengeleri oturtması zaman alacaktı. Bu süre içerisinde Nilüfer’in içini rahatlatırsa, en azından kendini daha güçlü hissederdi.
Nilüfer okulun kapısından girer girmez, omuzları düştü, gözleri doldu hemen ama sonra “Dağılma Safiye, kızın için!” diyerek eliyle kirpiğinin ucuna asılan göz yaşlarını silip, hızlı adımlarla eve döndü.
Kapıdan girdiğinde Hüsna ve Melike mutfakta kahvelerini içiyorlardı. Tezgâhta fincanlar, çikolata ambalajları, yeni yıkanmış tabaklar… Belli ki keyifleri yerindeydi. Patlıcan torbasını tezgahın üzerine bırakıp çıktı. Mutfağa girişinden çıkışına kadar ana kızın gözlerinin onun üzerinde olduğunu biliyordu. Bir zamanlar en azından mutfağında mutlu olduğu bu evde sığıntıydı şimdi.
“Dolaptan kullanmıyor havalara bak!” diye seslendi Hüsna arkasından, “Laftan da anlamıyor, sanki düşman ilan ettik!” dedi kızına dönüp.
Melike ağzının kenarını eğip, omuz silkti, “Bırak ne yaparsa yapsın anne ya!”
“Kalk içeri geçelim biz, sabah programında Derya Baykal’ı seyredeceğim!”
Ana kız kalkıp salona geçtiler, biraz sonra televizyonun yüksek sesi evin tüm katlarına yayıldı.
Safiye çatı katına çıkmış, kızının kirlilerini toparlamış, yatağı düzeltmişti. Televizyonun sesiyle mutfağa inebileceğini anlayınca sessizce aşağı indi. Tezgahtaki kalabalığı eliyle itip, kendine yer açtı. Her zaman uzandığı soğanlara eli gidince yutkundu.
“Kullanacaksın!” dedi kendi kendine, “Paranı erzağa da harcarsan nasıl birikecek! Gurur yapmanın sırası değil!”
İki tane soğanı alıp, doğramaya başladı. Bir saat sonra patlıcan yemeği pişmiş, kokusu mutfaktan salona ulaşmıştı.
İşini bitirmiş tezgahın kendi kullandığı kısmı toparlarken Hüsna’nın sesi yaklaştı. Kapıya dayanmış, elindeki fincanı parmaklarının ucunda çeviriyordu.
“Merak etme, ben vicdansız bir kadın değilim,” dedi, sesi ipeksi ama içinde diken vardı. “Dolaptaki malzemeyi kullanabilirsin. Nikâhlı karısı benim, sen de artık kuma sayılırsın.”
Safiye’nin omuzları kasıldı, sırtı düzeldi. Elindeki tahta kaşık tencereye sertçe değdi, çıkan ses mutfağı doldurdu. Bir şey demedi.
Hüsna devam etti: “Böyle mağdur rolü oynayıp beni Hasan’la papaz etme. Barındırmam sizi.”
Safiye dönüp baktı. Göz göze geldiler. Safiye’nin gözlerinde ne korku vardı ne de öfke; yalnızca derin bir sessizlik. Dik dik baktı, ocağın altını kontrol etti, Hüsna’nın yanından geçip yukarı çıktı. Toparladığı kirlileri orta katın banyosundaki makinaya atıp, çalıştırdı.
“Kuma!” lafı beyninde çınlıyordu, “Ne kuması?” dedi kendi kendine, “Fazlalık artık bizim adımız!” Makinanın dönen kazanına boş boş baktı, kendi sesinden duyduğu bu son kelimenin ağırlığı içine fazla gelmişti. Koca evde bir küçücük odanın içinde geçecekti hayat.
“Farz et!” dedi kendi kendine “Kiralık bir oda tuttun, bu insanları da hiç tanımıyorsun!”
Zihni hiç ikna olmadı kendi yalanına, dönüp yukarı çıktı yeniden, camın kenarına oturup, bahçeyi seyretmeye başladı. Göz yaşları sel olup aktı yine, “Ah babam keşke hiç gitmeseydin!” diyerek iç geçirdi. Saatlerce boş gözlerle pencereye bakarak düşüncelere daldı, sonra inip, makinada unuttuğu çamaşırları çıkardı, banyodaki çamaşır askısını araya açıp, astı. Aşağı inip mantosunu aldı, kapıdan çıktı. Hüsna mutfağa girmiş yemek yapıyordu, kapının kapandığını duyunca başını uzattı, kimseyi göremeyince işine döndü.
Sokağa adım atarken nefesi titriyordu. “Bunlara yenilmeyeceğim,” dedi kendi kendine.
Kızını okuldan alana kadar bu cümleyi defalarca tekrarladı.
Akşam eve döndüğünde Nilüfer çantasını bıraktı, “Acıktım,” dedi evi saran yemek kokusunu duyunca. Safiye gülümsedi, patlıcanı ısıttı, bir tabak koydu önüne. İkisi de sessizdi ama sofrada bir huzur vardı. Hüsna işlerini bitirmiş televizyonun karşısına geçmişti. Yukarıdan gelen müzik sesi Nilüfer’in odasında keyfine bakan Melike’ye aitti.
Yemekten sonra bulaşıkları yıkadı, ocağın üzerindeki çaydanlığa baktı. Kaynayan çaydanlıktan bir bardak almak istedi, sonra vazgeçti. Tezgahtaki poşet çayı bir bardağa koydu, sıcak suyu ekledi. Nilüfer’e bir bardak süt ve bir elma verdi.
“Yukarı çıkalım kızım,” dedi sessizce.
Aşağıdan televizyonun sesi gelmeye devam ederken, kapı sesi duyuldu. Hasan eve dönmüştü, Hüsna sofrayı kuruyor, Melike koltukta bacak bacak üstüne atmış çekirdek çitliyordu.
“Seninkiler ayrı yemek yaptı bugün,” dedi Hüsna kıkırdayarak.
Hasan aldırmadı. “Boş ver, yeter ki ses etmesin,” dedi.
Televizyonun sesini biraz daha açtı, kanalı değiştirdi. Melike bir avuç çekirdeği ağzına atıp, gözlerini devirdi.
Hüsna kocasının yanına sokuldu. “Benim Hasan’ım, senin gibisi yok,” dedi cilveli bir sesle.
Hasan güldü, Hüsna kızın kaş göz edip yukarı çıkmasını işaret etti. Melike içini çekip çekirdek kasesini kaptı, basamakları çıktı.
Nülüfer, okul defterini açmış ödev yapıyor, Safiye yavaşça pencereden dışarı bakıyordu.
Sokakta loş bir ışık yanıp sönüyor, uzaktan köpek havlaması geliyordu.
(devam edecek)
Eski sürükleyici,tadı ve Türkçe’si güzel öyküler okumak bana keyif veriyor ve ertesi günü özlemle bekliyordum.Oysa şimdi sakız gibi çiğneyerek ve uzatarak yazıyorsunuz.Dinamiği ve Ruhu yok okuduklarımın. “nasılsa okunuyor”düşüncesi tanıyormuş gibi gibi..⚖️🖊📚
BeğenLiked by 1 kişi
Aslında tarzımız eskisine göre çok değişmedi ama gelişti, belki bu gelişim sizin beğeninizle paralel değildir. Çok sevgiler
BeğenBeğen