Tedavi başlayınca evdeki küçük ilerlemeler birleşti. Umut merdivenleri dinlenerek çıktı ama daha az durdu. Kahvaltıda iki dilim ekmek yedi. Öğleden sonra uykusu kısaldı. Gece nefesi daha düzenli oldu. Videolar uzun olmadı ama sayıları arttı. Umut, her yeni şey öğrendiğinde ellerini havaya kaldırıp sevindi.
“Bak.” dedi. “Yapıyorum.”
Ece her seferinde aynı cümleyi söyledi.
“Görüyorum.”
Bu küçük tekrarlar ikisine de iyi geldi.
Altıncı ayın sonunda tablo bambaşkaydı. Umut bazı günler Ece olmadan da evde ailesi ile kalabiliyordu. Kendi kendine su içiyor, ilacını hatırlatıyor, kapıyı parmak kadar aralık bırakması gerektiğini biliyordu. Gülşen aradan kontrol ediyor. Yusuf uzaktan bakyor. Doruk bilgisayarı açıyordu.
Ece o gün, Taner’le kısa bir dışarı çıkmayı kabul etti. Yıllardır kendine hiç vakit ayırmamıştı. Taner sokak arasında yürürken onun adımlarına uydu. Kahve aldılar, bankta oturdular.
“Bu bana iyi geldi.” dedi Ece.
“Bana da.” dedi Taner.
“Umut iyi.”
“İyi.”
“Onlar da iyi.”
“İyi.”
Kısa cümleler uzun bir rahatlamayı taşıdı.
Eve döndüğünde Umut kapıda karşıladı.
“Nasıldı.”
“İyi.”
“Ben de iyiyim.”
“Biliyorum.”
Ece kardeşinin yüzüne baktı. Bu yüz artık panikten değil, meraktan hareket ediyordu. Gözlerinde tedirginlik varsa bile kısa sürüyordu. Ece’nin içindeki sıkışma giderek boşaldı.
“Yıllar gitti.” diye düşündü. “İmkânsızlıkla geçen yıllar.”
Gözlerinin kenarında bir sızı dolaştı.
O akşam Taner uğradı. Sofrada herkes bir aradaydı. Doruk, Umut’a yeni bir oyunu gösterdi. Yusuf, Umut’un bardağını doldurdu. Gülşen, pilav tenceresinin kapağını kapattı. Umut seviyor diye sofradan pilav eksik olmuyordu. Ece kısa bir an için masanın etrafındaki halkayı seyretti.
“Hazırlanıyoruz değil. Artık yaşıyoruz.” diye düşündü
Umut kafasını kaldırdı.
“Ece.”
“Buradayım.”
“İyi ki.”
“İyi ki.”
O gecenin sonunda Taner, Ece’yle mutfağa geçti. Artık sözü uzatmadan konuşmak istiyordu.
“Bir şey soracağım.” dedi Taner.
“Dinliyorum.”
“Umut daha iyi. Ev düzene girdi. Sen biraz nefes aldın. Teklifimi tekrar edebilir miyim.”
Ece nefesini tuttu. Taner gözlerini kaçırmadı.
“Evlen benimle.” dedi Taner.
Ece bu kez susmadı. Masanın kenarına parmaklarını koyup bir an bekledi. Gözlerinden iki damla yaş yuvarlandı.
“Evet.”
Taner gülümsedi. Gülümsemesi büyümedi, yerini buldu.
“Ben seni hiç bırakmayacağım.”
“Biliyorum.”
“Umut ne zaman isterse, nasıl isterse.”
“Biliyorum.”
“Evi kapatmıyoruz.”
“Kapatmıyoruz.”
“Yakında küçük bir yer bakarız.”
“Bakarız.”
“Yan yana.”
“Yan yana.”
Salona döndüklerinde Umut ekranın karşısında Doruk’la kahkaha atıyordu. Yusuf sandalyesini geri çekti, Gülşen ortalığı topladı. Ece kapının eşiğinde bir an durdu. İçinden geçen cümleyi yüksek sesle söylemedi.
“Ritim bende.”
Kalbine ikinci cümle eklendi.
“Taner yanımda.”
Masaya yürüdü. Umut başını kaldırıp bakınca Ece gülümsedi.
“Yarın kısa bir yürüyüş.”
“Kısa.”
“Sonra poster seçeriz.”
“Poster.”
“Bir de simit.”
“Simit.”
Evin içinde kısa cümleler uzun bir geleceğe doğru çoğaldı. Kapı aralık kalmadı artık. Kapı açıldı, kapanmayı bilerek. Çünkü gidip gelmek bir tehdit değildi. Çünkü artık iki adres aynı nefeste buluşuyordu. Çünkü Umut, pijamasının içinde kendini güzel bulduğu günden beri hayatın ona da yer açtığını anlamıştı. Ece bunu gördü. Taner de gördü. Yusuf ile Gülşen ise o yerin gerçek anlamını geç de olsa kavradı. Küçük bir masa, kısa cümleler, düzenli bir nefes. Hepsi bir araya gelince hikâyeleri ağır ağır iyileşmeye benzer bir şeyin içine girdi.
Gece olduğunda herkes odasına çekildi. Ece geri dönüp başucu lambasını kapattı. Umut kendi elleriyle pencereyi parmak kadar araladı.
“Ben yaptım.”
“Yaptın.”
“Makine.”
“Gerekirse.”
“Gerekirse.”
Ece kapıdan çıkarken Gülşen’in sesi koridorda duyuldu.
“İyi geceler.”
“İyi geceler.” dedi Ece.
Cümle kısa kaldı. Kısa kaldığı için uzun yaşadı.
Ece, Taner’in teklifini kabul ettikten sonra birkaç gün kimseye bir şey söylemedi. İçinde büyüyen mutlulukla birlikte tedirginliği de vardı. Sonunda kardeşini karşısına aldı.
“Umut.” dedi. “Sana bir şey soracağım. Taner’i seviyor musun?”
“Seviyorum.” dedi Umut. “O iyi.”
Ece’nin gözleri doldu. “Taner bana evlenme teklif etti.”
“Gelin.” dedi Umut hemen.
“Evet.” dedi Ece gülerek. “Ben gelin olacağım.”
Umut ellerini çırptı. “Güzel gelin! Ben de damat olayım.”
“Hayır.” dedi Ece. “Sen benim kardeşimsin. Kardeşler damat olmaz. Damat Taner olacak.”
“Olsun.” dedi Umut, inatla gülümseyerek.
“Evli olunca biz Taner’le aile olacağız.” dedi Ece.
“Biz de.” dedi Umut neşeyle.
“Tabii biz zaten aileyiz.” dedi Ece. “Ama Taner’le ayrı bir ailem daha olacak.”
“Umut?” diye sordu Umut.
“Umut her zaman aile.” dedi Ece.
Umut gülümsedi.
Ece devam etti: “Ailelerin kendi evi olur.”
“Var evimiz.” dedi Umut.
“Evet.” dedi Ece. “Ama burası daha güzel. Burası da bizim evimiz oldu. Bu evdeki herkes de ailemiz.”
“Taner de gelecek.” dedi Umut.
“Hepimiz buraya sığmayız.” dedi Ece. “Biz Taner’le yakın bir evde oturacağız. Hatice teyze gibi.”
“Komşu.” dedi Umut.
“Evet, komşu olacağız.” dedi Ece, gülerek. “Sen istediğin zaman bizim evimize de geleceksin. Orada da odan olacak.”
“Umut’un çok odası var!” diye sevindi Umut.
“Evet, çok güzel olacak. Ben Taner’le çok mutlu olacağım. Seninle de istediğimiz her zaman görüşeceğiz.”
Umut bir an durdu. Sonra Ece’nin sözünü anladı. “Sen başka evde yaşayacaksın.” dedi burukça.
“Evet.” dedi Ece. “Ama çok yakında. Orası da senin evin olacak. İstediğin her zaman geleceksin.”
Umut düşündü. Sonra gülümsedi. “Taner iyi. Sen gelin olacaksın. Ben de geleceğim.”
“Doğru.” dedi Ece.
“Doruk da gelsin mi?”
“Gelsin.”
“Tamam o zaman!” dedi Umut. Heyecanla kalktı, içeri koştu. “Ece gelin olacak!”
Evin içinde herkes başını kaldırıp ona baktı. Sonra gözleri Ece’ye çevrildi. Herkesin yüzünde aynı gülümseme vardı.
“Tebrik ederiz.”.
Taner’le Ece yakın bir ev tuttular. Umut’u götürüp gösterdiler, odasını ona seçtirdiler. Duvara kendi istediği posteri asıldı, yeni eşyalar alındı.
Gelinlik hazırlandı ve nikâh günü yaklaştı. Taner’in evindeki birkaç eşya yeni eve taşındı.
Nikâh günü geldiğinde Umut, ablasını gelinlikle görünce heyecanlandı. Yanından hiç ayrılmadı. Tören boyunca arkasında durdu, herkese el salladı.
“Ablam gelin oldu!” diye bağırdı.
Gece Ece yeni evine gidince biraz buruldu ama Doruk onu neşelendirdi. Ertesi gün Taner ve Ece geldiler. Bir hafta balayı ayarlamıştı Taner. Umut’a söz verdiler:
“Her gün görüntülü konuşacağız. Bir hafta sonra döneceğiz.”
Umut, Doruk’un telefonundan her gün onlarla konuştu. Ablasının mutluluğunu sezdi, huysuzluk etmedi. Ece gerçekten çok mutluydu. Umut’u kurtarırken, Umut da onu kurtarmıştı.
Ece evlendikten sonra yeniden üniversite sınavına girdi. Taner ona çok yardımcı oldu. Sonunda o da Taner gibi hukuk fakültesini kazandı.
Dört yıl sonra Ece avukat olarak mezun oldu. Taner’le bir kızları olmuştu. Umut ise çok ilerleme kaydetti. Gülşen Hanım ona özel öğretmen tuttu, ilkokulu tamamladı. Hatice teyzeyi son nefesine kadar hiç bırakmadılar. Gidip ziyaret ettiler onu evlerine davet ettiler.
Umut artık olması gereken yerdeydi: kendi evinde, mutlu.
Ece de kendi evinde, mutlu.
Bu hikâyenin sonunda herkes mutluydu.
SON
Güzel bir arkası yarın daha bitti. O kadar keyifle okuyorum ki, bazen beklemek zor geliyor. Ben de 2-3 gün biriktirip peş peşe okuyorum. Yüreğinize, kaleminize sağlık. Selam ve sevgilerimle… Alev abla
BeğenLiked by 1 kişi
Çok teşekkür ederiz. İyi ki varsınız ❤
BeğenLiked by 1 kişi