Kayıp Kökler – Bölüm 35

İkinci gidiş için Ece yine sabahtan hazırlığa başladı. Umut yatağının kenarında oturdu, gözleri aynaya bakıyordu. Ece tarakla saçlarını düzeltti, yakayı avucuyla bastırıp gömleğin en üst düğmesini kapattı.

“Bu kez biraz daha uzun kalacağız.” dedi.
“Kısa olsun.”
“İki gece.”

Umut aynada kendini süzdü. “Beni beğenecekler.”
“Beğenecekler.”

Dolaptan pijama takımını çekip çıkardı.
“Pijamayla gitmeyelim.” dedi Ece.
“Pijamayla gideyim.”
“Misafirlik bu.”
“Pijamayla rahat ederim.”

Ece itiraz etmekle etmemenin arasında kaldı. Sonunda başını salladı. “Pijaman çantada dursun.”
“Üstümde olsun.”
“Peki.”

Umut pijamayı giydi, üzerine ince bir hırka geçirdi, montunu aldı. Aynaya bir daha baktı.
“Çok güzel oldum.”
“Çok güzel oldun.”

Kapı açıldı. Taner onları almaya gelmişti.
“Hazır mıyız.”
“Hazırız.” dedi Ece.
“İki gece.” dedi Umut. “Kısa.”
“Kısa.” dedi Taner, gülümseyerek.

Yusufların kapısı açılınca Gülşen’in gözleri parladı. Pijamayı görür görmez gülümsemesi büyüdü.

“Hoş geldiniz.”
“Hoş bulduk.” dedi Ece.

Umut içeri girip salonda ayakkabılarını çıkarırken etrafa kısa bir bakış attı. Taner kanepeye oturmasını işaret etti. Doruk kapıda belirdi.

“Posterleri getirdim.” dedi Doruk.
“Benim için mi.”
“Evet. Senin odan için.”

Gülşen, Umut’un koluna hafifçe dokundu. “Senin odanı biraz değiştirdik.”
Ece’nin gözleri Gülşen’le buluştu. “Nasıl yaptınız.”
“Doruk’un odasına benzettik.” dedi Gülşen. “Aynı olmaz. Ama benzer.”
Umut gözlerini kıstı. “Görelim.”


Odaya girdiklerinde duvarda küçük bir takım posteri, yanında bir şarkıcının fotoğrafı, bir de mavi fonlu film afişi vardı. Başucu lambası Doruk’unkine benzer bir modeldi. Yatağın üstündeki örtü değişmişti. Rafın bir köşesine dergiler dizilmişti.

“Bunlar kim.” dedi Umut.

Doruk posterleri gösterdi. “Takım bu. Şarkıcı bu. Film bu. İstersen birlikte izleriz.”

Umut postere yaklaştı. Şarkıcının saçlarına baktı. “Ben bilmem.”
“Öğretirim.” dedi Doruk. “Hayatı da öğretirim. Dışarıyı. Pazar yerini. Kısa kısa.”
Umut başını eğdi. “Kısa kısa.”

Gülşen, yatağın kenarındaki poşeti uzattı. “Bunun içinde bir terlik var. Bir de ayakkabı. Numaranı Doruk’la tahmin ettik. Deneriz.”

Umut poşeti açtı. Terliği eline aldı. Pijamasının altından denedi. Ayağını yere vurdu.
“Oluyor.”
“Yakıştı.” dedi Gülşen. “Ayakkabıyı da yarın deneriz. Dışarı çıkarız.”

Umut yüzüne yerleşen küçük gülümsemeyi saklamadı. Ece, onun o gülümsemesine bakınca içinde bir düğüm çözüldü.

Akşam yemeğinde sofraya hepsi birlikte oturdu. Yusuf bu kez elini saklamadı, tabağa yemeği koyarken titreyen parmaklarını gizlemeye çalışmadı. Umut, çorba kaşığını ağzına götürdü.
“Güzel.”
“Afiyet olsun.” dedi Gülşen.

Doruk, Umut’un bardağını doldurdu.
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”

Ece masanın bir ucunda Umut’u izliyordu. Umut lokmasını yuttukça Ece’nin içindeki telaş dağılıyordu. Kahverengi bir kâse, beyaz bir tabak, kısa cümleler. Her şey basit ve yerli yerindeydi. Yusuf bir ara durdu, Umut’un tabağındaki pilava baktı.
“Bir kepçe daha koyayım mı.”
“Koy.” dedi Umut.

Yusuf’un yüzünde çizgi gibi bir sevinç belirdi. Gözleri dolu doluydu. Koydu, geri çekildi.

Gece olduğunda Umut kendi odasına geçti. Pijamasıyla yatağın üstünde oturdu. Ece maskenin lastiğini kontrol etti.
“Bugün makine yok.” dedi Umut.
“Gerekirse kısa.”
“Kısa.”

Başucundaki lambanın düğmesini çevirdi, ışığı kısık bıraktı.
“Ece.”
“Buradayım.”
“Buradayım iyi.”
“İyi.”

İlk gece sessiz geçti. Sabah olduğunda Gülşen kahvaltı için börek çıkardı. Umut bir dilim aldı.
“Güzel.”
“Sevindim.”
“Dışarı çıkarız.” dedi Doruk, ayakkabı kutusunu göstererek. “Ayakkabıyı deneriz.”

Umut kutuyu açtı, ayağına geçirdi. Bağcıkları Doruk bağladı. Umut ayağını yere bastı.
“Oldu.”
Yusuf kapıyı gösterdi. “Biraz yürüyelim.”
“Yürüyelim.” dedi Umut.

O gün kısa bir yürüyüş yaptılar. Sokak köşesinde simitçi vardı. Gülşen cebinden para çıkardı, Umut’a uzattı.
“Sen al.”

Umut parayı elinde tuttu, ne yapacağını anlamaya çalıştı. Doruk kulağına eğildi.
“Simit istiyoruz” de.

Umut derin bir nefes aldı. “Simit ister misiniz.”
Simitçi gülümsedi. “İsteriz.”

Umut şaşırdı, Doruk güldü.
“İki simit.” dedi Doruk, düzelterek.
Umut başını salladı. “İki simit.”
Simitlerle yürüdüler. Umut bir ısırık aldı, gözleri büyüdü.
“Sıcak.”
“Sıcak.” dedi Doruk
.
Ece uzaktan izledi. İçinden geçen cümle kısaydı. Oluyor.

İkinci gece de sorunsuz geçti. Umut yastığı sevmeye başlamıştı. Pencere aralığı aynı kaldı. Sabah kalkınca pijamasının paçasını düzeltti.

“Ben çok güzelim.”
“Güzelsin.” dedi Ece.

Hafta sonları kısa gezmelere başladılar. Önce sahil yolunda yürüdüler. Rüzgâr sert değildi. Umut palto cebine ellerini soktu, başını hafif eğdi. Yanında Doruk vardı. Önlerinde Taner ve Ece yürüyordu. Bankta oturduklarında Taner Ece’nin elini tuttu. Ece geri çekmedi. Umut gördü, gülümsedi. Taner’in diğer elini tuttu.

“Üçlü.” dedi Doruk, gülerek.
“Üçlü.” dedi Umut.

Ece o an kısa bir mutlulukla doldu. Kısa ama tam.

Bir ay içinde ritim anlaşıldı. Umut her gidişte biraz daha rahatladı. Bir akşam Ece onunla oturup konuştu.
“Burada sürekli kalmak ister misin.”
“Bilmiyorum.”
“Ben de yanında olacağım. İstediğinde evine döneriz. Kapı kapanmıyor.”

Umut bir süre düşündü.
“İsterim.”
“Tamam.”
“Kapı açık.”
“Kapı açık.”

Bu cümlenin ardından evdeki hayat yeniden kuruldu. Gülşen, Ece’den her ayrıntıyı öğrenmeye başladı. Cihazın temizliği, maskenin lastiği, ilaç saatleri, pencerede parmak kadar açıklık. Not aldı. Sordu. Tekrar sordu.

“Yastık yüksekliği.”
“İki parmak.”
“Su miktarı.”
“Yarım bardak.”
“Makine.”
“Kısa.”

Yusuf sessizce prizi kontrol etti, yedek uzatma kablosu aldı. Dolabın bir rafını yalnızca cihaz için ayırdı.

“Burada dursun.”
“Burada dursun.” dedi Ece.

Dr Mehmet eve gelmeye başladı. İlk muayenede hiçbir şeyi abartmadı. Sordu, dinledi, baktı. İlaçlarda küçük bir ayar yaptı.
“Beslenme artacak.”
“Artacak.” dedi Gülşen.
“Rutubet yok.”
“Yok.” dedi Yusuf.
“Düzen bozulmayacak.”
“Bozulmayacak.” dedi Ece.

Beslenme değişince Umut’un yüzünün rengi toparlandı. Gülşen tencereye küçük küçük eklemeler yaptı. Yoğurt çorbası, sebze, kısa kısa et. Umut masada her lokmanın tadını yokladı.
“Güzel.”
“Afiyet olsun.”

Kısa cümleler evin içinde güvene dönüştü.

Doruk, Umut’a basit bilgisayar oyunları açtı. Önce bir bulmaca, sonra küçük bir koşu oyunu. Umut parmaklarıyla tuşlara bastı. Ekrandaki küçük karakter atladığında yüzü aydınlandı.
“Bak.” dedi Umut. “Yapıyorum.”

Ece arkasında durdu, ellerini çırptı.
“Yapıyorsun.”
Doruk içinden “Bu çocuk ders kitaplarından çok hayata ihtiyaç duyuyor. Ona hayata dair kısa yolları öğreteceğim. Pazar yerinde sıraya girmeyi, otobüste tutunmayı, markette para üstünü saymayı. Küçük küçük. Kısa kısa.” diye düşündü

Aile, Ece’nin yükünü bölüşmeye başladı. Gülşen gece devraldı, Yusuf cihazı kontrol etti, Doruk oyun saatini ayarladı. Umut direnmeyi bıraktı. Direnmeyi bırakınca ev daha da yumuşadı. Ece, ilk kez omuzlarından bir ağırlığın çekildiğini hissetti. Umut mutlu olunca Ece’nin yüzünde çizgiler açıldı.

Üçüncü ayın sonunda düzen iyice oturdu. Umut bazı geceler makinesiz uyuyabildi. Cihaz bağımlılığı azaldı. Ev hep sıcak ve kuru kaldı. Pencereler buğu yapmadı. Duvarlarda nem kokusu olmadı. Gülşen her sabah çarşafları kontrol etti.
“İyi.”
“İyi.” dedi Ece.

İşitme konusu masaya geldi. Dr Mehmet, küçük bir destek cihazı önerdi.
“Takarsak gündelikte rahatlar.”
“Deneriz.” dedi Yusuf.
“Deneriz.” dedi Gülşen.

Cihazı aldılar. Umut kulağına takıldığı an bir an durup etrafa baktı. Sesler birden belirginleşti. Ece’nin ayak sesi, Doruk’un sandalye çekişi, mutfakta tabağın masaya değmesi.
“Hepsini duyuyorum.” dedi şaşkınlıkla.
Ece’nin gözleri doldu.
“İyi mi.”
“İyi.”
“Çok mu.”
“Çok.” dedi Umut.

O gün videoları keşfetti. Doruk kısa videolar açtı. Umut sese şaştı, görüntüyü izledi, kahkaha attı.
“Bir daha.”
“Bir daha.” dedi Doruk.

Ciğerlerle ilgili kontrol için hastane zamanı geldi. Umut artık ikna idi.
“Gideyim.”
“Gidelim.” dedi Ece.

Dr Mehmet hastanede daha iyi cihazlarla tekrar baktı. Uzun cümle kurmadı.
“Tam değil.” dedi. “Daha iyi olacak. Özel bir program yapacağız.”
“Yaparız.” dedi Ece.
“Yaparız.” dedi Gülşen.

Yusuf randevuları yazdı. Saatleri kontrol etti.
“Ben de gelirim.”
“Geleceksin.” dedi Ece.

(devam edecek)

Yorum bırakın