Kapının önünde durduklarında Taner onlara yetişmişti. Ece’nin kalbi hızlı çarpıyordu. Umut montunun cebine ellerini sokmuştu. Tedirgin görünüyordu. Zili Taner çaldı.
Kapıyı Gülşen açtı. “Hoş geldiniz.” dedi. Sesi yumuşak ama titrek çıkmıştı.
Ece kısa bir selam verdi. Umut’un gözleri Gülşen’in yüzünde takılı kaldı. Yabancı bir yüz değildi am, onda bir tanıdıklık bulmadı.
“Buyurun, geçin.” dedi Gülşen. “Önce biraz salonda oturalım. Sonra odaları gezeriz.”
Umut başını salladı. Salona girdiler.. Umut otururken ellerini dizlerinin üstünde kenetledi. Taner ve Ece’nin ortasına oturmuştu. Gözleri odanın içinde dolaştı: perdeler, sehpanın kenarı, duvardaki küçük tablo… Taner ona doğru eğildi.
“Birazdan evi gezeriz” dedi.
Umut kısaca “Bakarız.” diye karşılık verdi. Şimdilik yabancı bir yerde gezmek istemiyordu.
Doruk az sonra göründü. Gülümsemesi ölçülüydü. “Gel.” dedi. “Sana odamı göstereyim.”
Umut Ece’ye baktı. Ece ayağa kalktı. “Birlikte bakalım.” dedi. Ablası da gelince Umut itiraz etmedi.
Doruk odasının kapısını açtı. Oda, tam genç bir çocuğun odasıydı. Duvarlarda posterler vardı: bir futbol takımının bayrağı, sevdiği bir şarkıcının resmi, birkaç film afişi. Raflarda kitaplar, defterler, küçük bir basketbol topu.
Umut kapıda durdu. “Bunlar kim?” diye sordu, posterleri işaret ederek.
“Futbol takımı, benim tuttuğum takım” dedi Doruk, gururla. “Bu şarkıcı seviyorum şarkılarını. Bu film oyuncusu harika bir adam. Seviyorum. İstersen anlatırım.”
Umut kaşlarını kaldırdı. “Bilmiyorum ben bunları.”
“Öğrenirsin.” dedi Doruk. “Ben anlatırım sana”
Gülşen araya girdi. “Senin de odan var” dedi. Başka bir kapıyı açtı. İçerisi düzenliydi. Yatak yapılmış, yastık kabarık duruyordu. Başucu lambası açıktı. Pencere üstten hafifçe aralıktı.
Ece kardeşiyle birlikte içeri girdi. Yatağın kenarına oturdu. “Gördün mü.” dedi. “Sana demiştim, bu yatak ne kadar güzel değil mi?”
Umut yastığa elinin tersiyle dokundu. “Kısa.” dedi.
“Kısa.” diye tekrarladı Ece “ama güzel değil mi?”
Akşam yemeğinde herkes aynı masaya oturdu. Yusuf yine gözlerini oğlundan alamıyordu. Sandalyesine oturdu, Umut’un tabağına yemek koydu. Ellerinin titremesi gizleyemedi. Çatalı tabağa vurduğunda çıkardığı ses bile pişmanlıkla doluydu.
Gülşen, Umut’a her kaşıkta bakıyordu. Onun yemek yiyişi, çatalı tutuşu, lokmayı ağzına götürüşü kadının yüreğini sızlatıyordu. Yılları kaçırdık, diye düşündü. Bu sofrayı çoktan kurmalıydık.
Doruk kardeşinin bardağına su doldurdu. “İstersen ekmek al.” Dedi sevecen bir sesle.
“Teşekkür ederim.” dedi Umut.
Yemek boyunca konuşmalar kısa sürdü. Herkes Umut’un ritmine girmişti çoktan. Yusuf pilavdan bir kepçe daha uzattı. “Yemeği beğendin mi?” diye sordu.
“Beğendim.” dedi Umut.
Sonra kaşığı pilavın içinde dolaştırırken mırıldandı: “Bunu Miyase de severdi. Hep yapardı.”
Masa sustu. Yusuf çatalını bıraktı, başını eğdi. Gülşen’in gözleri doldu, dudaklarını ısırdı. Ece’nin boğazı düğümlendi. Umut’un küçük cümlesi hepsinin kalbine saplandı.
“Yeri ayrı, o bizde” dedi Ece, sadece Umut’un duyacağı kadar.
Umut başını salladı. Kaşığı yeniden pilava daldırdı, bir lokma daha aldı.
Geceyi orada geçirdiler. Misafirlik sözünü bozmak istemeyen Ece, sofradan sonra kardeşini uykuya hazırladı. “Bir gece.” demişti. Sözünü tutacaktı.
Sabah kahvaltısında sofraya tekrar oturdular. Gülşen, Ece’nin yanına küçük bir torba bıraktı. “Bunlar Doruk’tan kalanlar.” dedi. “Gözü gibi bakılmış. Birkaç tişört, bir sweatshirt. Bir de pijama takımı.”
Umut torbayı açtı. Gözleri parladı. Pijamayı hemen giymek istedi. Ece onun heyecanını görünce itiraz etmeden giyinmesine yardım etti. Umut kumaşını parmaklarının arasında gezdirdi, kollarını düzeltti. Aynaya baktı.
“Çok güzel oldum.” dedi.
“Çok güzel oldun.” dedi Ece, gözleri dolarak.
Eve dönerlerken de Umut pijamayı çıkarmak istemedi. Montunun altından pijama paçası görünüyor, o buna aldırmıyordu. Ece şaşkınlıkla güldü.
“Üstünü değişmeyecek misin?”
“Hayır.” dedi Umut ciddiyetle. “Çok güzel oldum. Çıkarmam.”
Yusuf onları eve bırakıp ayrıldığında, Ece sordu: “Beğendin mi orayı?”
“Beğendim.” dedi Umut. “Yemekleri. Doruk’un odasını. Kendi odamı.”
“Yine gitmek ister misin?”
“İsterim.” dedi. “Bir daha.”
Öğlene doğru kapı çaldı. Hatice teyze elinde küçük bir tabakla içeri girdi. Gözleri nemliydi.
“Dün ışık yoktu.” dedi. “Merak ettim. Kapıyı çaldım, açan olmadı. Neredeydiniz?”
Ece başını eğdi. “Haber vermedim. Özür dilerim. Misafirliğe gittik. Umut’la birlikte.”
Hatice’nin gözlerinden yaş süzüldü. “Korktum gelmezsiniz diye. Siz giderseniz ben ne yaparım? Yıllardır kapınızı çalarım, çorba bırakırım. Sizin sesiniz olmazsa benim hayatım neye yarar?”
Ece’nin kalbi sıkıştı. Kadının yalnızlığını kendi yalnızlığına benzetti. “Biz buradayız Hatice teyze” dedi. “Bu ev hep var. Sadece nefes alacak başka bir yer daha var artık o yüzden. Sen hep bizimlesin”
Hatice teyze Ece’nin elini tuttu. “Mutlu olun.” dedi. “Benim için yeter. Siz iyi olun, mutlu olun. Bu çocuğun yüzü gülsün bana yeter. ”
Umut kapıdan seslendi. “Hatice teyze, pijamam güzel mi?”
Hatice gülümsedi. “Çok güzel.” dedi. “Yakışmış güle güle giy.”
Öğleye doğru telefon çaldı. Taner’di.
“Nasıl geçti?” diye sordu. “Umut nasıl?”
O yemekten sonra ayrılmış aileyi baş baş başa bırakmıştı.
“İyi.” dedi Ece. “Umut Yemekleri beğenmiş. Doruk’un odasını sevmiş. Kendi odasının duvarına poster asmak istiyor. Gülşen hanımın hediye ettiği pijamayı da çıkarmadı. Eve kadar onunla geldik”
Taner güldü. “Yakışmıştır.” dedi. Sonra sesini alçalttı. “Sen de iyisin değil mi?”
“İyiyim.” dedi Ece, kısa bir nefesle. “Sadece Hatice teyze geldi. Gece gelmiş bizi bulamamış. Çok üzgündü. ‘Siz giderseniz ben ne yaparım’ dedi. Yıllardır yanımızda. Onu da üzmek istemem. Orada kalacağımızdan bahsedemedim bile.”
Taner sustu. Bir süre sonra yumuşak bir sesle konuştu. “Belki kabul ederse ona güvenli bir yer bulabiliriz. Bir aile yanında. Ya da bakım evi. Yalnız kalmaz.”
Ece’nin kalbi burkuldu. “Bilmiyorum.” dedi. “Burada alıştığı hayat var. Başka yerde yabancı kalır. Hüzünlü işte. Yerinden etmek bize düşmez, arada gelir yoklarız.”
Taner bir nefes aldı. “Senin çok güzel bir kalbin var.” dedi. “Ben en çok kalbine aşığım.”
Ece’nin gözleri doldu. Dudakları kıpırdadı ama kelime çıkmadı. Sessizlik içinde o cümle evin duvarlarına çarptı. Ritim buldu.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.