Kayıp Kökler – Bölüm 32

Doruk koltuğun ucuna kaydı. “Utanmak iyidir.” dedi. “İnsanı hareket ettirir. Hareketsiz kalırsak daha çok utanırız.” Gülşen derin bir nefes aldı. “O evde yalnız kalmış bir abla var.” dedi. “Yerinden kıpırdamadan dayanıyor. Kendini geriye çekerse çocuk düşecek. Onu da yalnız bırakamam. O kız benim de kızım artık. Onu buraya alınca ne olacak bilmiyorum. Yine de almak zorundayız.”

Yusuf, “Ben bunu hak etmiyorum.” dedi. Doruk, “Biz hak edelim diye yapmıyoruz.” dedi. “O çocuğun nefesi için yapıyoruz. O kızın omzu için yapıyoruz.” Gülşen, “İkisine de ev lazım.” dedi. “Bu ev o ev olacaksa evimizin bütün kurallarını değiştiririz. Değişmezse iki ev kurarız. Bakarız. Yeter ki ikisi de sıcak bir yer bulsun.”

Doruk, “Hemen.” dedi. “Yarın. Vakit kaybetmeyelim.” Kendi içinde bir korku vardı. O korkuyu saklamadı. “Ben de korkuyorum.” dedi. “Bir günde hayatımız değişecek. Kendi yerim kayacak. Kardeşim olacak. Ablam olacak. Ama orada beklersek kötü hissedeceğim. Vicdan beklemeyi kaldırmıyor.”

Gülşen oğluna baktı. Gözleri doldu. “Gel buraya.” dedi. Doruk yanına oturdu. Bir an başını annesinin omzuna bıraktı. Annelik kokusu büyüklere de iyi gelir. Yusuf onları seyretti. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü. “Ben arayacağım.” dedi. “Taner’i arayacağım.” Gülşen başını salladı. “Arayacaksın.” Doruk, “Ararken kaçmayacaksın.” dedi. Yusuf, “Kaçmayacağım.” dedi. “Bu evde artık kaçma yok.”

Gece uzun sürdü. Cümleler bitti, sessizlik kaldı. Sessizlik bir kararın giriş cümlesi oldu. Sabah olduğunda Yusuf telefona uzandı. Taner’in numarasını buldu. Aramadan önce bir an durdu. Cümlesini kısalttı. Uzun cümle bu evde işe yaramıyordu.

Taner açtı. “Dinliyorum.” dedi.

“İkisini de yanımıza almak istiyoruz.” dedi Yusuf. “Umut’u da Ece’yi de.” Sesinde yalvarma yoktu. Kesinlik vardı.

Taner susup bir nefes aldı. “Ece’ye dün söyledim ama yeniden konuşurum!” dedi.

Taner kapatınca bir an durdu. Ece’ye mesaj atmadı. Mesaj bu sözü taşımazdı. Üzerine yürüyerek gitmek gerekiyordu. Paltoya uzandı. Evin kapısından çıktığında gökyüzü griydi.

Ece o sırada evi topluyordu. Umut kahvaltı tabağının kenarını eliyle sıyırıyor, kendince bir düzen kuruyordu. Zil çalınca  kapıya gitti. Taner gelmişti.

Ece’ye bakınca haberin ağırlığını onun yüzünden çekti. Umut içerideydi. Televizyon açık değildi. Odaya girip çıkmadı. Taner, “Mutfağa geçebilir miyiz.” dedi. Ece başını salladı.

Mutfağa geçtiler. Kapıyı kapatmadı Ece. Kapatınca kötü hissettiği olurdu. Açık kapı iyiydi. Taner fısıltıyla konuştu. Sesinde o bilinen sabitlik vardı.

“Onlar ikinizi de yanlarına almak istiyor Ece kararlılar, bu gün yeniden aradılar.”

Bir cümle odaya bırakıldı. Masanın üstüne. Bardak izinin yanına. Ece bir an hiçbir şey söylemedi. Yüzündeki duygular arka arkaya geldi. Şaşkınlık, korku, gurur, yalnızlık. Hepsi sığmadı. Kimi gözlerine, kimi dudak kenarına, kimi ellerine yerleşti.

“Bu kadar hız beklemiyordum.” dedi. “Umut için bekliyordum. Bir de beni istediklerini… beklemiyordum. Dünden beri kaçıyorum düşünmekten”

Taner, “Seni yok sayarak bu yapı durmaz.” dedi. “Bunu anladılar.” Ece gözlerini kısarak baktı. “Bu ev.” dedi. “Ben bu evi bırakınca bu ev ne olacak.” Taner, “Ev dediğin duvar değil.” dedi. “Bazı evler iki adreste kurulur.” Ece omzunu düşürdü. “Kardeşimi bırakmam.” dedi. Taner, “Bırakmayacaksın.” dedi. “Bunu konuşuyoruz zaten.”

Ece sandalyeye oturamadı. Ayakta durdu. Bedeni, kararın ağırlığını oturmadan taşımak istedi. İçinden kısa bir cümle geçti. Şimdi sıra sende. “Onlara ne cevap verdin.” diye sordu. Taner, “Cevabı seninle birlikte vereceğiz.” dedi. “Ben sadece haberim var, dedim. Ece ile konuşup döneceğim, dedim.”

Umut odadan seslendi. “Ece.” “Buradayım.” dedi Ece. “Geliyorum.” Umut “Bir şey mi oldu.” Diye sordu. Ece “Çay demliyorum geleceğim.” diye yanıtladı, “Birazdan bekle.”

Umut sustu. Ece Taner’e döndü. “Umut’a kısa kısa söylemek gerek.” dedi. “Bir anda büyük söz yüklenince nefesi değişiyor. Bunu unutma.”

Taner başını eğdi. “Unutmam.” dedi. “Bugün hiçbir şey söylemeyelim istersen. Önce sen kendi içinde yerini bul.” Ece, “Bugün söylemeyelim.” dedi. “Bende yerini bulmadan onun dünyasına sokamam.” Taner, “Yarın konuşuruz.” dedi. “Aile ile birlikte bir düzen çıkarırız.”

Ece başını salladı. Kafasının içinde bir çizelge yürüdü. Umut’un cihaz saatleri, ilaç saati, gündelik, çay, istirahat. Bu çizelgenin yanına yeni bir sütun eklenecekti. Yeni sütuna hayat yazardı insan. “Ev değişirse nefes değişir.” dedi. “Yeni yerde eski ritmi kurana kadar zorlanır.” Taner, “Bu yüzden seni de istiyorlar.” dedi. “Ritim sensin.” Ece gözlerini kapadı. Kısa bir süre kendi yüzünün içinden geçti. O yüzün üstünde yorgunluk, inat, sevgi, korku. “Ritim benim.” dedi. “Benim ritmim bozulursa onunki bozulur.”

Mutfağın kapısında kısa bir gölge belirdi. Umut. Kapıdan içeri adım atmadı. Ece’nin gözleri onu yakaladı. “Çay mı istiyorsun?” dedi Ece, “Gel.”

Umut ağır adımlarla geldi. Taner’i görünce başıyla selam verdi. Umut sandalyeye oturdu. Ablasının verdiğ çay bardağını avuçlarının arasına aldı.

“Bugün nefesim iyi.” dedi. “Kitabı geri vereceğim. Yenisini alırız.”

Taner, “Yenisini veririm ben sana.” dedi. “Yine kısa.” Umut, “Uzun olmasın.” dedi. “Uzun olunca nefesim yetmiyor.”

Bu kısa konuşma Ece’nin içine su gibi yürüdü. Hayatın ortasında küçük bir normal an. Ece o anın üstüne hiçbir cümle bindirmedi. Taner de bindirmedi. Umut çayını bitirdi. “Odama geçiyorum.” dedi. “Biraz dinleneceğim.” Ece, “Geç.” dedi. “Kapıyı az açık bırak.”

Umut kapıdan çekilince Ece Taner’e döndü. “Onlara ne zaman cevap vereceğiz.” dedi. Taner, “Sen ne zaman hazır hissedersen?” dedi.

Ece bir an gözlerinin dolduğunu hissetti. Tutmadı. “Ben artık duygularımı saklayamıyorum.” dedi. “Saklayınca taşlaşıyor.” Taner, “Taş olursa batarsın.” dedi. “Su olursan akarsın.” Ece gülümsedi. “Şimdi gülmem normal mi.” Taner, “Normal.” dedi. “İnsan ağlarken de gülüyor bazen.”

Taner çıkmak için kapıya yöneldi. Ece arkasından seslendi. “Onlara şunu söyle.” dedi. “Biz hazırız deme!. Hazırlanıyorlar de. Hazırız dersen yalan olur. Hazırlanıyoruz dersen doğru olur.”

Taner, “Böyle söyleyeceğim.” dedi. “Bir de şunu ekle.” dedi Ece. “Adres orası olacaksa ritmi ben kurarım. Ama ritim için vakit isterim. Umut’un bedeninin alışması için zaman isterim. Onlar acele ederlerse nefesi bozarız. Bunu anlasınlar.”

Taner, “Anlatırım.” dedi. “Acele etmeyeceğiz.”

Kapı kapandıktan sonra Ece mutfakta kaldı. Sırtını duvara yasladı. İçinden kısa bir cümle geçti. Yalnız değilim. Bu cümleyi sırf Taner söyledi diye değil, kendi ağzı da tekrar ettiği için hissetti. Kendine sessizce tekrar etti.

Yusufların evinde telefon titreşti. Gülşen kocasının telefonunu alıp baktı. Taner’in mesajı ekranda belirdi. “Geldim, konuştuk. Ece hazırlanıyoruz diyor. İkiniz için ritim kuracak. Acele etmeyelim. Yakında bir araya gelelim.”

Gülşen derin bir nefes aldı. “Tamam.” diye yazmadı. Yusuf’a uzattı telefonu. Yusuf okudu. Doruk pencereye yürüdü. “Yakında” dedi. “Yakında hepimizin nefesi değişecek.”

Evde düzen değişecekti, Ece ve Umut için değişikliklere başlamalıydılar.

Gece olunca Ece Umut’un odasına uğradı. Oda yarı karanlıktı. Umut tavana baktı. “Bulut oyunu.” dedi.

Ece, “Kısa.” dedi. Cihazı açtı. Maskeyi yerleştirdi. Gözleri Umut’un gözlerinde kaldı.

“Bazen korkuyorum.” dedi Umut, maskenin içinden. “Ben de.” dedi Ece.

“Korkarken bile yan yanayız.” Umut, “Yan yana.” dedi. Cihazın tıslaması bir süre daha sürdü. Sonra kapandı. Ece maskeyi çıkardı. Umut gözlerini kapadı.

Ece salona geçti. Pencerenin önünde durdu. Perdenin ucunu düzeltti. Dışarıda sokak aynıydı. İçeride her şey değişmek üzereydi. Kendi kendine yüksek sesle söylemedi. İçinden söyledi. Hazırlanıyoruz. Bu cümle evi dağıtmadı. Topladı. Çünkü hazırlık, panikten daha sağlam bir kelimeydi. Çünkü ritim, aceleden daha güçlüydü. Çünkü bazı evler iki adrese bölünse de tek nefesle ayakta kalmayı öğrenirdi. Çünkü bazı cümleler kısa söylenince daha uzun yaşardı.

(devam edecek)

Kayıp Kökler – Bölüm 32’ için 2 yanıt

  1. Gülseren hanım, o kadar güzel, sade ve yalın anlatım biçiminiz varki size çok teşekkür ederim. Hergün saat 11 i iple çekiyorum. Uzun zamandır sayfanızı takip ediyorum. Ancak şimdi yorum yapabiliyorum. Hikayelerinizi okudukça kendime de birşeyler katıyorum. Sağolun varolun.

    Liked by 1 kişi

Yorum bırakın