Her bölümde olduğu gibi Manolya’nın okuduğu son sınıfta geçtiği sınıflara göre daha ağır ve zordu. Bir an önce iyi bir ortalama ile mezun olmak için tüm zamanını derslerine ve annesi yorulmasın diye ev işlerine ayırmaya başladı. Özellikle bu dönemde ne Sedef, ne de başkaları ile kaybedecek zamanı yoktu. Diplomasını garantileyip, hayata atılacak, anne ve babasını köye gönderip, kazandıkları ile onlara da destek olacaktı.
“Bir öğretmen maaşıyla ne yapabileceğini sanıyorsun ki?” diyordu Sedef telefonlar konuştuklarında. Manolya yoğun olduğunu söyleyip, yüz yüze görüşmeyince o da telefonla arıyordu artık. Biraz da bozuluyordu arkadaşının bu tavrına ama neyse ki Aykut vardı.
Şahin gerçekten de, Sedef’in söylediği gibi öyle kolay geri adım atacak biri değildi. Gruptakilerin sandığı gibi hiç kız arkadaşı yok da değildi. Sadece mahremiyetine özen gösteriyor, biri ile duygusal bir ilişki yaşadığında bunun etrafın diline düşmesinden hoşlanmıyordu. Şu doğruydu ama bir sürü kız arkadaşı olmasına rağmen hiç biri ile derin bir duygusal bağ kurmamıştı. Manolya’nın onda yarattığı ilk izlenim, bir kız arkadaş değil, tatlı, sakin bir liman gibiydi. Şahin’in sevdiği mahremiyetini korumuş, diğerlerinin yanında sadeliği ve özgünlüğü ile ışıldayan bir çiçek gibiydi. Manolya ismini de çok beğenmişti ayrıca. Adı gibi zarif, taze bir çiçekti Manolya. Sedef’in doğum günündeki o ilk tanışmada anlamıştı onun diğer kızlar gibi, ilgi, zenginlik, iltifatlarla kalbinin kapılarını açmayacağını. Bu da onu iyice ulaşılmaz yapmıştı gözünde. Yeni bir kız arkadaş olarak görmemişti onu, labirentlerinde dolaşmak istediği gizemli bir insan olarak görmüş ve keşfetmek için büyük bir istek duymuştu. Tabi onun da rızası ve isteğiyle.
Aykut telefon numarasının verilmesini istemediğini söylediğinde şaşırmadı bu yüzden. Öyle söylese de Aykut numarayı arkadaşına vermişti zaten. Yine de kendiliğinden oluşan bir saygı duvarı vardı Manolya’nın, eğer istemiyorsa bu duvarı yıkıp onu aramamalıydı. Ne yapmalıydı peki?
Sedef gruba çok dahil olmasını istediği arkadaşı bir kez serap gibi görünüp kaybolduktan sonra, peşine düşmedi daha fazla. Hem grupla, hem de Aykut ile çok mutluydu zaten. Arkadaşını da bu mutluluğa dahil etmek istemiş ama o kendi koyduğu hedeflerden başka bir şeyi gözü görmediği için geri çevirmişti. Haksız bulmuyordu Manolya’yı. Sultan teyzesini o da çok seviyor ve sağlığının giderek bozulmasına üzülüyordu. Maddi yetersizliğin de tadına bakmıştı hiç hoşuna gitmese de. Aykut ve bu grup olmasa o da Manolya gibi hayatın kenarında bir izleyici olmaktan öteye geçemezdi. Sadece zengin bir erkek arkadaş bu konforu sağlıyorsa, evlilik kim bilir ne konforlar sağlardı. Manolya’ya da anlatmak istediği buydu ama o nedense kendi yağıyla kavrulmayı kahramanlık sanıyordu. Şahin de bu konuyu kendi halletmesi gerektiğine karar verdiğinde bir daha Manolya’dan bahsetmeyince, hayat yine eskisi gibi akmaya devam etti.
Nihayet hepsi için son sınıfın son zamanları geldiğinde, hayatın eşiğinden geçip birer yetişkin olarak devam etmeye hazırdılar, o yaşta herkesin hissettiği gibi. Manolya neredeyse bölüm birincisi olacak kadar başarılıydı. Tedaviye rağmen bir türlü toparlanamayan annesi, “Köy bana iyi gelir!” diyerek sürekli kızını ve kocasını işlemeye devam ettiği için, Osman bey sırf karısını kırmamak için bir bu evi dağıtmadan yazın gidip denemeye karar verdi. Tabi bu gidişi işten ayrılmadan yapamazdı, madem deneyeceklerdi en az iki ay kalmaları gerekiyordu. O süreçte de Manolya evde tek başına kalacak ve bir işe girmek için başvurularını tamamlayacaktı. Artık öğretmen atamalarının ne kadar zor sonuçlandığını bildiği için, atanmak için başvursa da, özel okullara ve diğer eğitim kurumlarına da doğrudan başvurular yapacaktı. Son sınavlar bittikten sonra herkes mezuniyet tören ve kutlamalarının heyecanına kapılmışken, o da başvurabileceği yerlerin listelerini ve başvurusunu hazırlamaya başladı. Ailesi köye gidince, babasının az da olsa sağladığı düzenli ek gelir kesilecek, emekli maaşı köyde onlara ancak yetecekti. Manolya da onlara yük olmamak için kendi kazancını sağlamak zorunaydı. Başvurularından sonuç gelene kadar geçici bir kaç işe girmeyi de planlamıştı ama babası üzülmesin diye şimdilik ondan bahsetmiyordu.
Sedef mezuniyet balosunda ne giyeceğinin derdine düşmüştü, üstelik davetiye de paralıydı. Ailesi mezuniyetin bir kez yaşanan önemli bir geçiş olduğunu düşündüğünden, çıkacak maliyeti karşılamayı kabul etti. Sedef, Aykut’un, Aykut’ta Sedef’in tören ve kutlamalarına katılacaktı. Bu aşamada erkek arkadaşını ailesiyle tanıştırmak ve onun ailesiyle de tanışmayı planlıyordu. Sınavlar bittikten sonra arkadaşının artık görüşme yasağını kaldıracağını düşündüğünden, görüşmek için ısrar etse de, Manolya bu kez de ev işleri ve başvuru işlemlerine gömüldüğünden bu ısrara geniş zamanlar ayıramadı. Yine de hafta da bir kaç saatte olsa iki arkadaş yeniden bir araya gelip, heyecanla geleceği konuşmaya devam ettiler. Manolya kendi okulunda düzenlenen kep törenine ailesi ile katılacak ama mezuniyet balosuna gitmeyecekti. Önemli olan mezun olmaktı zaten, balo tercih edilebilecek bir şeydi. Bu konu Sedef’i ilgilendirmediği için karışmadı ama hâlâ Şahin ile yeniden görüşmeleri için ısrar ediyordu. Arkadaşını biliyordu sonra da işe girip, geçim derdine düşeceğinden ve işini en iyi şekilde yapma takıntısı olduğundan gene zamanı olmadığını söyleyecekti.
“Evde kalmış, bir mürebbiye olacaksın sen böyle giderse!” diye dalga geçiyordu sürekli ama kendisi de eğer Aykut evlenme teklif etmezse ne yapacağına dair bir fikre bile sahip değildi.
“Hallederiz ya, bir mezun olalım!” deyip duruyordu sürekli.
Ablası, Aykut’la evlilik yoluna girmek için sürekli kardeşine akıl öğretiyordu. Tamam yürütememişti ama en azından doğru seçimi yapıp, evlenmeyi başarmıştı. Karşısına yeni fırsatlar ve insanlar çıkıyordu yine ama varlıklı olmadıkları için hiç birini beğenmiyordu. Anneleri de kızlar hâlâ bir baltaya sap olamadıklarından emekli olamıyor, ev işlerine de hiç yardımcı olmadıkları için sürekli tartışıyorlardı. Biri okulum, biri işim deyip duruyordu destek istediğinde oysa o hepsini kendi başına halletmek zorundaydı. Kocasının kardeşi ile ortaklığından iyi kötü kazançları devam ediyordu ama o da artık ayaklarını uzatıp dinlenmek istiyordu. Zengin koca fikrine karşı değildi, hepsi rahat ederdi ama zengin koca bulacağız diye de bekleyip durmalarından hoşlanmıyordu.
“Herkes aileden zengin değil ya!” diyordu, “Zengin olma potansiyeli olan bir koca bulun o zaman!” diye o da ayrı bir akıl veriyordu. Sedef henüz Aykut’u açıklamadığı için, küçük kızının zaten bir adayı olduğundan haberi yoktu.
Şahin’de hayatına devam ediyordu. Mezun olduktan sonra zaten babasının avukatlık bürosunda devam edeceği için gelecekle ilgili bir kaygısı yoktu. Babasının niyeti oğlu ve arkadaşlarını iyice pişirip, sonra büroyu onlara devretmekti. Henüz yeni mezun olduklarından erkek annelerinin oğullarını evlendirme telaşı yoktu. Hepsi bedelli askerlik yaptıktan sonra, mesleğe atılacaklardı. Şahinlerin bürosunda staj yapıp devam edecek olan dört arkadaş için zaten her şey garantiydi. Hakim, yargıç ve diğer adli kadrolarda çalışmayı seçenlerse ona göre yollarına devam edeceklerdi. Mezuniyetten sonra hemen mesleğe atılmak isteyen dört heyecanlı arkadaş, o yaz bedelli askerliklerini yapmak için başvurularını yapmışlardı bile. Temmuz ayında dördü birden bir aylık askerliklerini yapmak üzere gideceklerdi. Sedef bu bir aylık ayrılığı kadar gözünde büyütüyordu ki, dinleyen Aykut’un yıllarca gelmeyeceğini sanırdı. Artık Aykut bile gülüyordu aşkının komik serzenişlerine.
Aykut, Sedef ile gerçekten mutluydu. O da mezuniyet kutlamalarında ailelerle tanışmaya sıcak bakıyordu. Hemen mesleğe başlayacakları için erken evlenmekten de bir çekincesi yoktu. Hatta belki erken evlenmek çok daha iyi olurdu. Henüz avukatlıkta pişerken, çocukları da büyütüverirlerdi. Henüz Sedef’e bundan söz etmemişti ama arkadaşları evlenme niyeti olduğunu biliyordu. Evlenmekten söz açılınca, Aykut, Şahin’i tanıdığı için konuyu hemen Manolya’ya getiriyor.
“Sen de şu kızın peşini bırakmasaydın, şimdi çifte nikah yapardık!” deyip duruyor ama Şahin sadece gülümseyerek karşılık veriyordu.
“O iş bende!” diyen sadece iç sesiydi.
(devam edecek)