Şahin, çok keyifli ve nazik bir delikanlıydı. Sedef, Şahin’in ona ilgisini fark ettiği için sürekli arkadaşı ile göz göze gelip, göz kırpıyor. Manolya’da mahcup hissettiği için kızarıyordu. Masadakiler de en başından beri Şahin’in ilgisini gördüklerinde, ona takılıyorlar, o da hiç çekinmeden “İlk ben gördüm!” diyerek gülüyordu. Nihayet parti sona erdiğinde herkes çok güzel vakit geçirmişti. Sedef, akşama bir başka organizasyon daha olduğunu duyunca sevinçten havalara uçtu. Herkes doğum gününü tebrik edip yavaş yavaş kafeden ayrılmaya başlayınca, Manolya’da izin isteyip, arkadaşını kutladı ve Aykut’a daveti ve organizasyon için teşekkür etti. Şahin kapıdan onunla birlikte çıktı yine ve sonra ona eve bırakmayı teklif etti.
Manolya gerek olmadığını söylese de, dinlemedi ve arabasının yakında olduğunu söyleyip, arabayı almaya gitti. O sırada kafe boşaldığı için Aykut ve Sedef’te kapının önüne çıkmışlardı.
“Ay Manolya!” dedi Sedef, Şahin’in uzaklaştığını görünce, “İnan bana turnayı gözünden vurdun! Şahin bu grupta herkesin gözdesidir!”
Manolya, mahcup bir şekilde Aykut’a bakıp, sadece gülümsedi. Böyle şeyleri uluorta konuşmaya hiç alışık değildi.
“Sedef haklı!” dedi Aykut gülümseyerek, “Şahin hepimizin içinde en iyisidir! Tanıdıkça ne demek istediğimizi anlayacaksın!”
Sanki sonrasında görüşüp, buluşacaklarmış gibi konuşmalarına şaşırdı Manolya ama bir şey demedi yine. Şahin arabası ile önlerine gelip, durduğunda, Sedef arabaya eğilip adresi güzelce tarif etti.
“Çocukluğumdan beri bayılırım trenlere!” dedi Şahin, bir istasyona gideceklerini duyunca. Yol boyunca, Manolya’nın babasının işinden, mahallesinden konuştular. Babası ilkokulu bitirdiğinde Şahin’e bir elektrikli tren hediye etmişti. O trenle o kadar çok oynamıştı ki, sonunda makinist olacağım diye tutturmuştu. Tabi yıllar geçtikte makinistlik yerini avukatlığa bırakmıştı ama içindeki çocuk hâlâ trenleri seviyordu.
Çocukluğundan beri tren sesi duymaya alışmış olan Manolya o anlatırken fark etti, onun da trenleri sevdiğini. Küçükken, daha korkusuz olduklarından, aileleri raylara yaklaşmalarına kızmasına rağmen, gazoz kapaklarını rayların üzerine bırakıp, tren geçmesini beklerlerdi. Trenin ağırlığı ile açılıp, dümdüz olan kapakları para yapıp evcilik oynarlar ya da taşla vura vura deldikleri ortasına ip geçirip boyunlarına asarlardı.
“Siz, benden daha çok eğlenmişsiniz! Keşke ben de böyle bir yerde büyüseydim.” dedi Şahin hayranlıkla.
Böyle zengin birinin onların fakir mahallelerinde büyümüş olmaya heves etmesine gülümsedi Manolya. Gerçekten çok güzel geçmişti çocukluğu, heyecanla Şahin’e anlatması da bundandı. Özlüyordu o günleri şimdi.
“Keşke hep çocuk kalsaydık!” dedi iç çekerek.
“Evet keşke!” dedi Şahin.
Şahin’in ilgisini çektiği için Manolya’nın çocukluğunda yaptıklarını anlatmasıyla mahalleye geldiler. Manolya evin önüne kadar bu arabayla gitmeye çekindiği için okulun önünde inmek istediğini söyledi. Şahin de mahalleye girince onun yaşadığı tedirginliği anladığı için hiç itiraz etmedi. Tam Manolya teşekkür edip inecekken, “Yine görüşebilir miyiz?” dedi Şahin, “Yani sohbet öyle güzeldi ki, devam etmek isterim!”
Kafeden çıkarken Sedef’in söyledikleri aklına gelince yine kızardı Manolya
“Kısmet!” dedi gülümseyerek ve indi arabadan. Şahin’de arabayı yavaşça döndürüp uzaklaştı. Gerçekten Manolya için hem çok güzel, hem de farklı bir gün olmuştu. Sedef’in neden bu insanlarla mutlu olduğunu anlıyordu. Hepsi de iyi insanlardı. Şahin de gerçekten çok cana yakın ve kibardı ama Manolya’nın okulunu bitirmesi gerekiyordu o yüzden sonra görüşmeye dair bir planı asla yoktu. Sedef gibi bu güzelliklere kapılıp da kafasını karıştırmak istemiyordu şimdi. Annesinin durumun pek iç açıcı olmadığını anlamıştı doktorun söylediklerinden. Tahlil sonuçları daha çıkmamıştı ama babasının da onun da bir an önce istedikleri hayata kavuşmaları için Manolya’nın da elinden geleni yapması lazımdı.
O akşamı Aykut ile geçiren Sedef, ertesi gün okuldan sonra koşa koşa Manolya’ların evine geldi. Sultan hanım, bir komşuya geçtiği için Manolya evde yalnızdı. Rahat konuşabileceklerine sevinen Sedef hemen içeri daldı.
“Şahin sana hasta olmuş kızım!” dedi gülerek, “Sabah Aykut aradı, dün gece beni bıraktıktan sonra ikisi konuşmuşlar. Vallahi şanslı kızsın!”
“Saçmalama!” dedi Manolya gülerek, “Benim onunla ilgilenecek durumum da yok, zamanım da yok bilmiyorsun sanki annemin halini!”
“Yani Manolya, senin kafan gerçekten çalışmıyor. Sen Şahin’in ailesi ne kadar zengin biliyor musun? Babası çok ünlü bir avukat. Çocuk sana hasta olmuş diyorum, bu çocukla evlenirsen hayatın kurtulur diyorum. Sen bana ne söylüyorsun?”
“Ne evlenmesi ya?” diye çıktı Manolya’nın ağzından, Sedef’in ablasının yaşadıklarından ondan daha fazla ders çıkartmıştı kendine.
Sedef şakayla karışık arkadaşının kafasına vurdu, “Beğenmedin mi sen bu çocuğu hadi itiraf et!”
“İyi bir insan!” dedi Manolya.
“İyi insandan fazlası var Şahin’de. Bak sana yemin ediyorum, öyle her kıza bakmaz, çiçekten çiçeğe konmaz. Tanıdığımdan beri hiç kız arkadaşı olmadı. Herkes şaşırdı birden bire senin etrafında pervane olunca görmedin mi? Kaçar mı bu çocuk?”
“Ne yapayım istiyorsun Sedef!” dedi Manolya ısrardan hiç hoşlanmazdı.
“Aykut telefonunu versin mi, Şahin’e?”
“Hayır!”
“Of Manolya ya! Ayağına gelen kısmeti tepiyorsun, bir daha karşına böylesi çıkmazsa çok pişman olursun bak!”
“Sedef sen cidden şaka gibisin!” diye güldü Manolya ama Şahin’in ondan çok hoşlanmış olmasına sevinmişti aslında, bir gece önce uyumadan da düşünmüştü biraz ama arkadaşına itiraf etmedi bunları.
“Şaka sensin!” dedi Sedef,” “Neyse tamam vermesin şimdilik telefonunu ama bak gör bu çocuk senin peşini bırakmaz!”
“Tabi, dünyada bir ben kaldım çünkü!” diye güldü Manolya, o sırada kapı açılıp, Sultan hanım içeri girince sustular. Sedef biraz daha oturduktan sonra kalkıp eve gitti.
“Ne konuşuyordunuz öyle heyecanlı heyecanlı!” dedi annesi Sedef gider gitmez, “Annelerin gözünden kaçmaz!” dedi sonra.
“Ne konuşacağız anne! Sedef işte!” diyerek babası gelene kadar ders çalışmak için odasına girdi Manolya ama ilk on dakika Şahin’in düşünmekten çalışmaya odaklanamadı bir türlü. Sonra, “Sedef’in aklını çelmesine izin verme!” diye kendini azarlayıp, bir saat çalıştı derslerini. Sonra babasının gelme saatine yakın kalkıp, annesi yorulmasın diye masayı hazırladı.
Sultan hanım dikiş işlerini bırakmış, evde de elini işe değdirmesine kızıldığı için iyice sıkılmaya başlamıştı. Kendi de biliyordu, çok yorgun hissediyordu, daha gençti öyle bir iki işe yıkılacak yaşta değildi ama bedeni niyeyse direniyordu gençliğine.
Tahliller geldiğinde, Sultan hanımın sağlığının çok ihmal edildiği ve geri dönüşü olmayacak şekilde bozulduğu ortaya çıkınca, Osman bey de Manolya’da çok şaşırıp üzüldüler. Yıllardır doktora gitmemek için kırk takla atan Sultan hanım kendi bile şaşırdı sonuçlara.
“Ah Sultan!” deyip durdu Osman bey doktordan eve dönene kadar. O kadar üzülmüştü ki karısının geldiği hâle, iyi yaşatamadım diye kendini suçluyordu
Sultan hanım kendinden çok kızının ve kocasının üzülmesine üzülmüştü
“Neyse canım!” diyordu, “Manolya okulunu bitirecek az kaldı, köy bana iyi gelir, toparlarım ben!”
Osman beyse karısının durumundan emin olmadan, köy planlarını askıya almaya karar vermişti çoktan. Köyleri ücra bir yerdeydi, öyle ha deyince ilçeye doktora gitmeye kalksalar bir saatlik yoldu. Doktorun uygulayacağını söylediği tedavinin sonucuna göre karar verecekti gitmeye. Kalırlarsa da burada geçim zor olduğundan çalışmaya devam edecekti mecburen. Ayrıca tedavi için gerekli ilaçları bakalım devlet ödeyecek miydi? Karısına söylemese de günlerce uyuyamadı sıkıntısından. Manolya’da çok üzülmüş, annesine sarılıp ağlamıştı eve gelince. Sultan hanım kızının adını çok sevdiği şarkıdan esinlenerek koymuştu, çocukluğundan beri de Manolya ne zaman ağlasa, sarılıp o şarkıyı mırıldanırdı
“Koklamaya kıyamam, benim güzel Manolyam!”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.