Şansa bak – Bölüm 13

Ertuğrul çok ısrar edince, kırmamak için “Tamam!” demek zorunda kaldı ama yine de aile ile tanışma fikri onu biraz germişti. Oya’ya olanlardan hiç bahsetmediği için memnundu ama şimdi bu konu hakkındaki fikrini sormayı çok isterdi doğrusu.

“Neyse!” dedi kendi kendine, “Bilmemesi, bilmesinden daha az yorucu!”

Hülya hanımın doğum günü hafta içinde bir güne gelmesine rağmen ailecek rahat bir akşam geçirmek için kutlamayı cumartesi akşamına ayarlamışlardı. Şebnem’in gelmesini öneren gerçekten de Hülya hanımdı. O gün odasında yaptıkları konuşmadan sonra oğluna bir şey sormamıştı ama Şebnemle buluşup geldikleri günlerdeki yüz ifadesini artık ayırt edebiliyordu. Sırılsıklam bir aşkın göbeğine düşmeden önce, oğlunun aklını başından alan bu kızı tanımak istemişti.

Oğlunun, Şebnem ile görüşmeye devam ettiğini Feridun bey de biliyordu. Uzun süredir uslu durmaktan sıkıldığı için yavaş yavaş birileri ile birlikte olmak için planlar yapmaya başlamıştı yine. Bu dönemde oğlunun aklını meşgul edecek bir kız arkadaş bulmuş olması onun da işine geldiğinden, Hülya hanımın davetine o da katılarak, “Tabi gelsin, çok iyi olur!” diyerek destek verdi.

Hülya hanımın o akşam ki misafirleri, genç kızlığından beri tanıdığı bir arkadaşı ve ailesiydi. Yıllardır iki arkadaş birbirlerinden hiç kopmamışlarsa da, arkadaşı evlendikten sonra İstanbul’da yaşamaya başlamıştı. Tam da doğum günün de Ankara’da olacakları için hem onları ağırlamak, hem de birlikte güzel bir akşam geçirmek için doğum günü kutlamasını evde yapmayı uygun bulmuşlardı. Misafirler bu kez uçakla geldiklerinden, Feridun beyin şoförü gidip onları havaalanından alacak, otellerine götürüp, eşyalarını bırakmalarını bekleyecek, sonra da alıp eve getirecekti. Şebnem’i almaya da Ertuğrul gidecekti elbette. Hülya hanım da Aysel hanımla evdeki hazırlıklarla ilgilenecekti.

Konu doğum günü olduğu için Şebnem’in iki sıkıntısı vardı. Birincisi hediye almak gerekir miydi? İkincisi ne giyecekti. Böyle varlıklı ve henüz tanışmadığı bir kadına ne hediye alabilirdi ki? Doğum günün eli boş gitmekte olmazdı. Öte yandan, aldığı maaşla yeni evinin kirası ve masraflarını ancak karşılayabiliyordu. Ertuğrul olmasa böyle sosyal bir yaşama devam etmesi zaten mümkün değildi. Böyle toplantılara da katılmaya hiç alışık olmadığından ne giymesi gerektiği konusunda da emin değildi. Spor gidilmeyeceği kesindi de, gerekenden fazla veya az bir imaj sergilemek de istemiyordu. İlk defa dolabını açınca pembenin bu tür bir durum için hiç uygun olmayacağına karar verdi. Oya bilse kesin, “Pembelerini giy, eline de bir balon al git o doğum gününe!” diye dalga geçerdi. Banka hesabını kontrol etti, yeni bir elbise almak için hiç de uygun bir dönem değildi. Pembeleri ile kombinlediği siyahlarını gözden geçirdi. Uzun zamandır giymediği bir elbisesi vardı. Uzun kolları, kapalı yakası ve dizlerinin altına inen etek boyuyla doğum gününe değil, yas evine gidiyormuş gibi görünürdü. Zaten küçücük boyu ve sıska bir bedeni vardı. Bu elbiseyle korku filmlerinden fırlamış gibi gözükebilirdi. Elbisenin askısını sertçe diğer yana itti. Zaten gardırobu öyle kıyafetle dolu değildi. Sadeliği sevdiğinden az ve öz kıyafetle yetiniyor, farklı bluzları, farklı etek ve pantolonlarla giyerek olduğundan çokmuş gibi görünmesini sağlıyordu. Sonunda sade bir pantolonla, beyaz bir gömlekte karar kıldı. Giyinip aynanın karşısına geçinde, bol paçalı pantolonu yerlere kadar uzun etek gibi durduğundan.

“Yurttan sesler korosu!” diye alay etti kendiyle.

Küçücük dolapta uzun bir arayıştan sonra nihayet açık renk bir pantolonla diğerlerine göre nispeten açık, toz pembe bir bluz giymeye karar verdi. Hem resmi, hem de spor bir hava veren bu kombin, ona istediği rahatlığı sağlayacaktı. Hem ciddiye aldığını belli edecek, hem de abartmadan sade bir kıyafeti olacaktı.

Kıyafet işi çözülünce sıra hediyeye geldi ama bu konuda daha çaresizdi. Sonunda akşam dizisini izlerken, insanların yeni gittikleri evlere bir saksı çiçeği hediye aldıklarını görünce, onun da bu yönteme başvurabileceğine karar verdi. Hem uygun maliyetli hem de zarif bir çiçek, ilk gidilen ev için uygun ve bir hediyeydi. Cumartesi günü erkenden kalkıp, bildiği bir iki çiçekçiyi dolaştı. Kolayca halledeceğini sandığı çiçek işinin sandığından daha zor olduğunu o zaman anladı. Beğendiği gösterişli çiçekler çok pahalıydı, parasının yetecekleri ise çok sıradan görünüyorlardı. Buket yaptırmaya kalksa ki ölüp gidecekleri için buket fikri hiç cazip gelmiyordu, onun da fiyatı saksı çiçeklerinin fiyatından daha az değildi. Sonunda mecbur kaldığı için orta halli bir fiyatı olan ama üzerindeki çiçekleri gerçekten çok güzel olan bir tanesini seçti. Adam saksıyı, tüllerle ve fiyonkla da süsleyince, umduğundan çok daha güzel bir hediyeye düşündü. Mutlu mutlu eve dönüp, Ertuğrul’un gelip onu almasına epeyce vakit olmasına rağmen hazırlanmayı planladı ama sonra kıyafetleri kırışır, makyajı da akar gider diye vazgeçti. Çiçeği salondaki sehpanın üzerine koyup bir süre onu seyretti. Çiçeklerin rengiyle neredeyse aynı tül ve bir kaç ton koyu kurdele bütün havayı değiştirmişti. Sürekli saate bakarak nihayet günü tüketti ve Ertuğrul’un gelmesine bir saat kala hazırlanmaya başladı. Ertuğrul geldiğinde, elinde saksıyla çoktan aşağı inmişti bile.

“Şey ailenle tanışmadan önce bana verecek tavsiyelerin var mı?” dedi yolda biraz mahcup bir sesle.

“Kendin ol yeter!” dedi Ertuğrul gülümseyerek, “Kimse seni bunaltmayacak, sadece güzel bir akşam geçireceğiz ve ben zaten yanında olacağım! Annemin seni soru yağmuruna tutmasını engellerim!”

Villanın önüne geldiklerinde, Şebnem beklediğinden çok daha gösterişli bir evle karşılaşacağını anladı. Demir kapı açılıp bahçeye girdiklerinde sofranın kurulduğu geniş verandayı gördü. Verandanın hemen önünde bir havuz vardı. Ağaçlar havuzun etrafını sarmışlar, gün batmaya yakın olduğundan da tatlı bir esintiyle beslenen kızıllık, yanan sarı ışıklarla büyüleyici bir ortam yaratmıştı.

Şebnem’in ortama hayranlığını fark eden Ertuğrul, “Hepsi annemin seçimi!” dedi gülümseyerek, bu güzellik ancak bir kadının elinden çıkabiliyor. Şirketteki mimarlarla özel olarak tasarladı bu evi.”

“Gerçekten masal gibi!” dedi Şebnem, “Böyle bir eve yaşadığın için şanslısın!”

“Annemlerle tanış sonra seni bahçeye götüreyim, gün batmadan, bir de yakından gör!” diyerek ön kapıya doğru yürüdü Ertuğrul ve onun adımlarına yetişmesi için durdu. Şebnem evin ön kapısının iki yanındaki camlardan hallerini görünce, Ertuğrul’un uzun boyunun yanında, gerçekten de küçük bir kız gibi göründüğünü fark edince biraz canı sıkıldı ki o sırada Aysel hanım kapıyı açtı. Oğlunun yeni arkadaşı ile tanışmayı dört gözle bekleyen Hülya hanım da hemen arkadan göründü. Neredeyse Şebnem’in ki ile aynı tarz bir kıyafet giymişti. Onun gömleği beyaz, pantolonu lacivertti.

“Şebnemciğim!” dedi sevgiyle, “Bu akşam gelmeyi kabul etmene çok sevindim!”

Şebnem çiçeği arabada unuttuğunu o sırada fark etti ama Hülya hanım hemen gelip onu kucaklayınca bir şey diyemedi.

“Misafirler henüz gelmediler, Resul onları almaya gitti. Uçak biraz rötar yapmış sanırım. Haydi gelin onlar gelene kadar biz salonda oturup sohbet edelim!” diyerek oğlu ve arkadaşını salona aldı hemen. Aysel hanım verandada kurulan masanın eksiklerini tamamlamak için hızla girip çıkıyordu.

“Ertuğrul nasıl bir tesadüfle tanıştığınızı ve başına gelenleri anlattı. Gerçekten insanı olumsuz etkileyecek bir tecrübe yaşamışsın!” diye söze girdi Hülya hanım.

“Evet korkutucu bir deneyim oldu benim için ama Ertuğrul sayesinde, çabucak kurtuldum oradan!”

“Peki daha sonra bir şey duydun mu neler olmuş? Kimmiş o adamlar?”

Tam o sırada gömleğinin kol düğmelerini ilikleyerek Feridun bey girdi içeri.

“O! Hoş geldin Şebnem kızım!” dedi gülümseyerek.

Şebnem, Hülya hanımın sorusuna cevap verme fırsatı bulamadan ayağa kalktı, Hülya hanımdan daha yaşlı görünen bu adamın Ertuğrul’un babası olduğunu anladı ama otomatik olarak elini öpmesi gerekir mi, gerekmez miyi düşünmeye başladı. Niyeyse yaşlı birini gördüğünde hemen elini öpmeye koşardı. Aileden gelen bir alışkanlıktı. Neyse ki Feridun bey onu bu ikilemden kurtardı ve kuvvetli bir tokalaşmadan sonra, karısının yanındaki koltuğa oturdu.

(devam edecek)

Yorum bırakın