Şebnem heyecanla ofisten toparlanıp çıktığında, Ertuğrul çoktan gelmiş onu bekliyordu. Yine açık renk bir kumaş pantolon, üzerine de v yakalı spor bir gömlek giymişti. Kumral ve dalgalı saçlarını arkaya doğru taramış, havalı güneş gözlüğünün arkasından Şebnem’e gülümseyerek el salladı.
“Bekletmedim değil mi?” dedi Şebnem arabaya binince.
“Keyifli bir bekleyişti benim için” diye yanıtladı Ertuğrul.
“Bu adam konuşsun ben dinleyeyim!” dedi Şebnem’in içindeki ses.
Ertuğrul o günü gelmeden planlamıştı, Keçiören konuşmak için illa orada olmaya gerek yoktu, sonuçta arazi gezecek değillerdi ve zaten asıl konu Keçiören hiç değildi. Ertuğrul’un Çayyolu’nda seçtiği güzel kafeye gidene kadar ikisi de günlerinin nasıl geçtiğini sorarak lafladılar. Şebnem farklı bir yere gittiklerini fark etse de, olduğu yerden memnun hissettiği için hiç sesini çıkarmadı. Sanki bir iş konuşmaya değil de, randevuya çıkıyorlar gibi hissediyordu.
Kafenin harika arka bahçesi ağaçlarla dolu ve oldukça keyifliydi. Şebnem görür görmez bayıldı bahçeye. Arabası olmadığı ve çok da dışarı çıkmadığı için Ankara’da gidilebilir yerler hakkında hiç bir fikri yoktu.
Yiyecek hafif bir şeyler söyledikten sonra, Ertuğrul konu sahiden oymuş gibi yaşadığı yerden ne kadar memnun olduğunu ve orada gördüğü eksikliklerin neler olduğunu sordu. Şebnem soruyu yanıtlamadan önce çok sosyal olmadığını ve kendi oturduğu yerde dahil, pek sosyal mekanlar hakkında bilgisi olmadığını itiraf etti. Ankara’ya da çok hakim değildi.
“Olsun!” dedi Ertuğrul “O zaman hayal ettiğiniz halini anlatabilirsiniz! Bu daha çok işime yarar.”
Şebnem tatlı yüzünü biraz buruşturup, sonra “Tamam!” dedi ve heyecanla aklındaki yerin nasıl bir yer olduğunu anlatmaya başladı. Anlatırken kendisi de heyecanlandığı için mimiklerini kullanıyor, ellerini heyecanla kaldırıp indiriyor, aslında kendi içinde sakladığı dünyayı farkında olmadan ortaya seriyordu. Ertuğrul onu izlerken kendisini o yaşamın içinde bir yerlerde hissetmeye başladı. Şebnem’in hayalinin bir alışveriş merkezi ile uzaktan yakından ilgisi yoktu ama o kendini kaptırdığı için anlatıyor da anlatıyordu. Ertuğrul’un sessizce dinlediğini fark edince, çok konuştuğunu düşünüp, birden sustu ve “Böyle işte!” dedi.
“Öyle güzel bir yer anlattınız ki, ben de böyle bir yeri hem inşa etmek hem de yaşamak isterdim doğrusu!”
“Sanırım izlediğim şeylerin de etkisinde kalıyorum ama zaten böyle bir yaşam şimdilik benim için pek mümkün sayılmaz!”
“Orası hiç belli olmaz!” diye yanıtladı Ertuğrul, “Hayatın insana ne zaman ne sunacağı hiç belli olmuyor değil mi? Misal biz! Tamamen tesadüfi bir karşılaşmanın sonucunda bakın neler yaşıyoruz!”
“Gerçekten de başıma gelen o kötü olaydan sonra bu yeni eve geçinde ben de hayatımın başka bir akışa geçtiğini hissediyorum.” dedi neşeyle Şebnem. Hayalindeki yerleri ve yaşamı anlatırken çekingenliğini üzerinden atmış, rahatlamıştı.
Ertuğrul, gidip gördüğü yerlerde, onun hayalindeki yerlere benzerlikleri olduğundan söz etmeye başladı. Yurt dışında özellikle çok güzel yerler vardı. Şebnem henüz Türkiye’de bile doğru dürüst bir yer görmediği için, Ertuğrul konuşurken bu kez o hayranlıkla dinlemeye başladı. Sonunda söz insanların kendi hayatlarını belirli bir rutinin içine hapsedip, yaşanacak, görülecek pek çok şeyi göz ardı ettiklerine geldi. Şebnem kendi ailesi için düşünürdü daha çok böyle şeyler, biraz annesinden, babasından ve kardeşlerinden bahsetti. Üniversite için Ankara’ya gelip, sonra burada kalması bile bir mucizeydi aslında onun için. Sonra birden bire hayalini bile kurmadığı bu eve taşınmıştı. Kim bilir belki de bir yerlerde henüz bilmediği, hatta hayalini bile kurmadığı başka bir yaşam bekliyordu onu.
“Aslında benim için de sizinle tanışmak böyle bir kapı açtı!” dedi Ertuğrul, “Acaba sen diye hitap etmemde bir sakınca var mı?” dedi sonra pat diye, “Böyle kendimi iş toplantısında gibi hissediyorum!”
“Hayır elbette yok!” dedi Şebnem de gülümseyerek, bu buluşma aralarında yeni bir sıcaklık ve bağ kurmuştu ona göre de. Ertuğrul’un anlattıklarını dinlerken aslında ne kadar farklı yerlerden ve yollardan geldiklerini düşünmüştü.
“Yine de insanlar ortak hayallerde ve hatta ortak yaşamlarda buluşabilir değil mi?” dedi Ertuğrul, “Sonuçta nerden geldiğimiz değil önemli olan, nereye varmak istediğimiz. Bizimle aynı yerlere varmak isteyen insanlarla her zaman yollarımız kesişir!”
“Doğru!” dedi heyecanla Şebnem, sonra hayatta tesadüflerin olmadığına dair okuduğu ve dinlediği şeylerden örnekler anlatmaya başladı. Kısa bir buluşma olarak planladıkları sohbetleri akşam saat on olana kadar koyu bir şekilde devam etti. Şebnem saati fark ettiğinde o kadar şaşırdı ki, nasıl olup zamanın böyle çabuk geçtiğini anlayamadı. Erken uyumaya alışkın olduğu ve henüz yorgunluğunu tam atamadığı için Ertuğrul onu fazla yormadan götürüp evine bıraktı ve ayrılırken, çok güzel vakit geçirdiğini ve bu tesadüfi tanışmanın arkadaşlığa dönüşmesinden çok memnun olduğunu söyledi.
“Benim için de öyle oldu!” dedi Şebnem kızararak.
Bir sonraki buluşma teklifi yine Ertuğrul’dan geldi, bu defa bir tiyatro izleyeceklerdi. O gün konuştukları konularla ilgili bir oyun geldiğinden, Ertuğrul birlikte izleyip, sonra da sohbet edebileceklerini düşünmüştü. Artık görüşmelerinin adını arkadaşlık koydukları için, Şebnem’de çekinmeden bu teklifi kabul etti. En son üniversite okurken arkadaşlarının biletini aldığı bir oyuna gitmişti. Aslında çok da mutlu olmuştu ama kendi başına gitmek istemediği için oyunların afişlerini görse de, gitmek için bir girişimde bulunmuyordu. Oya yeni tanıştığı adamla daha sık görüşmeye başladığından, Şebnem’in hikayesini unutmuş, sürekli adamın jestlerinden, tavırlarından ve niyetlerinden bahsediyordu. Şebnem o anlatırken, aklında Ertuğrul ile dinlediği için sessizce onunla kıyaslıyor ve Ertuğrul’un bu anlatılan adamdan kat kat iyi olduğuna karar veriyordu.
Akşamları ara sıra mesajlaşarak sohbet ediyorlar, artık birbirlerini yavaş yavaş tanıdıkları için, seyrettikleri dizilerden, filmlerden, okunacak kitaplardan bahsediyorlardı. Konuşup, tanıştıkça birbirlerini uzun zamandır tanıyorlarmış hissi karşılıklı olarak kuvvetleniyordu ama şimdilik ikisi de işin duygusal tarafını açık etmeden güzel vakit geçirmeye odaklanıyorlardı. Buluşmaları haftada iki güne çıkmıştı artık, bazen sinemaya gidiyorlar, bazen kitapçıları geziyorlar, bazense sadece oturup sohbet ediyorlardı. Şebnem hayatının en güzel evinde, tanıştığı en iyi adamla, olmadığı kadar sosyal bir yaşama adım atmıştı ve kendini o kadar mutlu hissediyordu ki, ofiste olan bitenler bile artık hiç umurunda değildi.
Bir kaç ay sonra Ertuğrul, annesinin doğum günü olduğundan bahsedip, eğer kabul ederse, Şebnem’i de evlerindeki yemeğe davet etmek istediğini söyledi. Yakın bir aile dostları olan aileden başka kimse olmayacaktı. Onlar da Hülya hanımın neredeyse çocukluğundan beri tanıdığı çok tatlı insanlardı. Şebnem birden bire aile ortamından söz edilince biraz çekimser davrandı. Sonuçta bu çok özel bir aile toplantısıydı ve onun da katılması uygun olmayabilirdi.
“Olur mu?” dedi Ertuğrul, “Asıl annem istiyor gelmeni?”
“Annen mi?” dedi şaşkınlıkla Şebnem.
“Evet, bunca zamandır kiminle vakit geçirdiğimi artık merak etmeye başladı. Annem çok meşgul gibi görünürken bile her şeyi fark edecek kadar dikkatli bir kadındır!”
Oya hep derdi ki, “Bir erkek seni ailesi ile tanıştırıyorsa, niyeti ciddidir!”
Bu sözü hatırlayınca Şebnem’in kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. Gerçi iki arkadaş olarak buluşuyorlardı sürekli ama bu aile toplantısı acaba Ertuğrul’un duygusal ve ciddi bir niyeti olduğunu mu gösteriyordu, yoksa sadece yeni kankasını ailesi ile tanıştırmak mı istiyordu. Herkes gibi Ertuğrul içinde tatlı sakar bir küçük kızdı belki de. Oya’yı dinleyip, onunla buluşurken daha mı farklı giyinseydi acaba? Kalbini heyecanla çarptırıp, aklından çıkmayan bu güzel adamın, küçük kız kardeşi olmak istemiyordu. Ancak annesine de bahsediyordu ki, kadıncağız tanışmak istemişti. İş, güç sahibi kocaman bir adamın annesi arkadaşı ile tanışmak ister miydi?
“Şebnem kendi kendini gaza getirme!” dedi içinden.
“Çekindiğini anlıyorum” dedi Ertuğrul onun bocaladığını fark edince, “Ama merak etme, inan bana çok güzel vakit geçireceksin!”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.