MAKBULE HANIMIN GİDİŞİNDEN İKİ AY ÖNCEYE DEVAM
Remziye hanım, Makbule hanımın kardeşinin yanına gidişinin altında sürekli bir şey arıyordu. İki tane çocuğu olan kadın ne diye bir huzur evine yerleşecekti. Eli ayağı tutuyordu, rahat batıyordu bu insanlara, abla kardeş prenses gibi yaşamaya alışmışlardı. Kesin evi de kiraya verip, bir de onun parasını yiyeceklerdi.
“Abla bize ne kadının ne zararı oldu bu güne kadar, biz işimize bakalım!” diyordu Rasim bey ama Remziye hanım olan biteni Makbule’den öğrenemediği için meraktan çatlıyordu. Ayşenur’u da sıkıştırmış ama o da babası ile aynı şeyleri söylemişti.
Mine hanım kardeşinin, Remziye hanımdan çektiklerini bildiği için kendisi ile ilgili hiç bir konunun onlara anlatılmasını istemiyordu. Kaldı ki çocuklarına anlatmıyordu o böyle şeyleri Rasim, ondan da Remziye’e haber gitmesine hiç gerek yoktu. Zaten Makbule’nin aldığı nefes fazla geliyordu kadına.
“Keyfe bak keyfe!” diyordu hâlâ Remziye hanım, “Para bol olunca tabi, evimde olsun, hizmetim de olsun! Ah bir biz göremedik şu rahatı, çocuklarını büyüt, kardeşine bak! Koca desen ayrı hava! Şans böylelerine gülüyor hep.”
“Hala Nursen ablamlar seni huzur evine yatırmak isteseler gider misin?” demişti Ayşenur çenesini tutamayıp.
Olan gene Makbule’ye olmuştu, aslında içinden Nimet’e de saydırmıştı ama onu diyemiyordu kızın yüzüne. Hiç yüzleri gülmemişti zaten ne kocadan, ne gelinden. Utanmaz bir de kalkmış halasına neler diyordu. Ne olacaktı Nimet’im doğurduğu, Makbule’nin eğittiğinden.
Halasının söyledikleri artık iyiden iyiye Ayşenur’un zoruna gitse de, babası üzülecek diye aklına her geleni söylemiyordu ama halasının varlığından bile huzursuz oluyordu aynı evin içinde. Annesi her bir yere gittiğinde gelip çörekleniyordu kendi evi gibi. Yemekler yapıyor, “Siz yiyemiyorsunuzdur böyle lezzetlisini!” diyerek sürekli Makbule’ye gönderme yapıyordu. Makbule’nin olmadığı bir haftanın içinde Ayşenur’un söylediği söz yüzünden hem gelmeye, hem de burunlarından getirmeye devam etti. Abla, kızın bir plan peşinde olduklarından hiç şüphesi yoktu ama ne yazık ki istediği bilgileri de öğrenemedi.
Makbule eve döndükten sonra Rasim bey henüz işe başlamadan, Ayşenur olanı biteni annesine hemen anlattı. Anlatmasa zaten halası ile karşılaştığında kendi kulağı ile duyacaktı. Eve dönerken kızı ile kocasına durumu izah etmeye karar veren Makbule, yeniden fikrini değiştirip söylediği kadarıyla kalmasına karar verdi. Ayşenur ve Rasim ne kadar bilirlerse o kadar çenelerini tutmak zorunda kalacaklar, gereksiz stres olacaktı. Aslında evliliğin ilk başlarında saf saf her şeyi kocasına anlatan Makbule’ye akıl öğreten yine ablası Mine’ydi. Kocadan bir şey saklamak iyi bir şey değildi tamamdı ama Rasim koca değildi birincisi onun gözünde, ikincisi ablası ağzından her lafı kolayca alıyor sonra da koz olarak kullanıyordu.
“Boş ver!” dedi kızına halasının söyledikleri için, “Bizi baban ilgilendirir, halan değil. Dinle dinle geç!”
“Anne öyle olmuyor ama!” dedi Ayşenur gençliğin verdiği heyecanla, halasına tahammül bile edemiyordu artık.
Makbule sevgiyle gülümsedi kızına, “Hayatta öyle çok var ki böyle insanlardan, sen şimdi bunu idare edemezsen, yarın öbür gün işe başladığında, ele karıştığında ne yapacaksın?”
“Vallahi seni daha takdir ediyorum halamla vakit geçirdikçe, evleneceğim adama ilk önce ablasını soracağım!” diyerek güldü Ayşenur, annesi gelince rahatlamıştı.
Rasim’de rahatlamıştı karısı geldiğinde, her tek başına gittiğinde bir daha gelmeyecek diye korkuyordu. Makbule evde olmayınca, hayat eksiliyor, ev bomboş kalıyor, ayrıca Remziye hanımın hükmü de yeniden başlıyordu. Makbule’yi sevmediği için o evdeyken aklına göre girip çıkamıyordu.
“Bu kadın bir gün bu evi de satar, ikinizi de kapının önüne koyar gider!” diyordu sürekli.
Ayşenur halasının böyle bir şey olsa, zevkten dört köşe olacağına emindi. Allah’ta babası zamanında akıllık edip evi kızının üzerine almıştı da ev de Remziye’ye harcanıp gitmemişti. Makbule hanımın eve dönmesi ile Remziye hanımın da ayağı kesilmiş oldu.
Rasim bey de yeniden şehir dışına iş için gidince, Makbule hanım, Ayşenur okula gider gitmez ablasını arıyor, alışıp alışamadığını soruyordu. Bu evi satmakla hiç iyi etmemişti. Ya orada mutsuz olursa ne yapacaktı?
“Tamam artık kapandı o konu!” diyordu Mine hanım, para Mine hanımın hesabına yatmış ama daha çocuklarının üzerine geçirmemişti, “Çok zorlanırsam, alırım başka bir ev!” diyerek kardeşinin içini rahatlatmaya çalışıyordu.
Makbule hanımın aklı sürekli ablasında olduğundan, daha çok içine kapanmış ve sessizleşmişti. Ayşenur annesinin teyzesinin yanından geldiğinden beri farklı olduğunun farkında olsa da, Ozan’la yeni filizlenen aşklarının heyecanında olduğundan, aklı hemen ona kayıyordu. O son iki ay Makbule hanımın evlendiğinden beri yapmadığı bir şeye, kafasında tüm hayatının muhasebesini yapmasına neden oldu. Ya o ablası gibi böyle bir hastalığa yakalansa ne olacaktı? Allah muhafaza Remziye hanım onu mezara koyar koymaz, ilk önce Ayşenur’a sarar, kızı barındırmaz, sırf kardeşine olan son bulmaz tutkusu yüzünden ondan da kurtulmaya çalışırdı.
Rasim beyin başka bir kadından kızı olma ihtimalini nikahlarından bir gün önce öğrenmişti. Rasim bey Nimet’ten gelen haber sonrası, Makbule ile evlendikten sonra ortaya çıkarsa hiç toparlayamazlar diye ablasının tüm tembihlerine karşılık, ona her şeyi anlatmaya karar vermişti. Bunca yıl ablasına her şeyi anlattıktan sonra artık karısından bir şey saklamak istemiyordu.
Makbule nikahtan bir gün önce duyduğu bu haberle ne yapacağını bilemez vaziyette öylece kalmıştı. Rasim bey çocuğun kendinden olmadığına, o kadına elini bile sürmediğine yemin billah ediyor. Zaten babalık testi yapıldıktan sonra gerçeğin ortaya çıkacağını ve bu dertten kurtulacaklarını söylüyordu. Nikah olmadan önce gerçeği bilmek Makbule’nin hakkı olduğu için bunları anlatıyordu, daha önce bilse zaten anlatırdı ama Nimet maalesef ortaya yeni çıkmıştı.
Makbule hanımın aklı hemen ailesine kaymıştı, Rasim beyin yalan söylemeyecek kadar saf ve masum olduğunu biliyordu. Ablasının yüzünden bir oyunun içine düştüğünü de anlıyordu ama evleneceği adamın böyle bir hikayesi olduğunu ailesi duyarsa ne olacaktı. Babası kıyametleri koparırdı. Ayrıca ya Rasim bey hatırlamadığını söylediği o saatlerde gerçekten o kadınla birlikte olmuşsa ne olacaktı? Ya çocuk sahiden Rasim beyin çıkarsa? Eğer öyleyse durum zaten çok vahimdi, Makbule ile evlenme aşamasında olan Rasim bey, daha evlenmeden onu aldatmış oluyordu.
“Yok!” dedi donuk bir şekilde kafası allak bulaktı, “Ben bunu kaldıramam Rasim!”
“Makbule sana yemin ediyorum o kadına elimi sürmedim, benim gözüm senden başkasını görmüyor. O çocuk benden olamaz! Ben öyle bir adam olsam, sen bunca zaman anlamaz mısın? Sana bir kere olsun elimi sürdüm ya da bunu denedim mi gözünü seveyim!”
“Babama ne diyeceğim ben şimdi?”
“Hiç bir şey demeyeceksin! Bu işten zaten kurtulacağız. Baban duyarsa kesinlikle evlenmemize izin vermez! Nikahı da erteleyemeyiz, herkese söyledik!”
“Benim düşünmem gerek Rasim!”
“Düşünecek zaman yok aşkım, biz birlikte hepsinin üstesinden geliriz!”
“Neyin üstesinden?” dedi bir anda sinirle Makbule hanım, “Bu çocuk senden çıkarsa, senin yaptığın bir hatanın üstesinden mi gelmeye çalışacağım ben!”
“Bak iyi düşün, şimdi her şeyi bitirirsen ve o çocuk benden çıkmazsa, ki çıkmayacak, boş yere kurulmak üzere bir yuvayı yıkacaksın, ailene, çevrene ne açıklayacaksın. Oysa yarın kimseye bir şey demeden nikahımızı yaparsak ve zaten sonunda bu işten kurtulursak, mutlu bir yuvamı olacak sen de biliyorsun!”
“Ya çocuk senden çıkarsa, hatırlamıyorum diyorsun!”
“Değil diyorum Makbule, elini ayağını öpeyim! Çocuk benden çıkarsa boşarsın o zaman beni!”
“Bana neden anlatmadın daha önce bunu?”
“Duyarsan daha o zaman beni bırakırdın çünkü!”
“Bana yalan söyledin Rasim! Ben sana nasıl güveneceğim şimdi!”
“Sana yemin ediyorum bir daha senden bir şey saklamayacağım, bunda benim bir suçum yok sana olanları anlattım işte!”
“Yok ben yapamayacağım!” diyerek ayağa kalktı Makbule hanım. Henüz şoku bile atlatamamıştı. Babası bu olanları duyarsa, sadece evliliği engellemekle kalmaz, vallahi Rasim’i de yaşatmazdı. Adamcağız o kadar araştırmış, ince elemiş, sık dokumuştu, bir de bunu gözden kaçırdığı için iyice deliye dönerdi.
“Makbule! Bak şimdi gidersen, bize kıymış olacaksın, her şey şimdi olduğundan daha kötü olacak. Yalvarırım bırakma beni! Ben o kıza zerre ilgi duymadım, duysam zaten sarhoşluktan kendimi kaybedene kadar niye durayım?”
“Rasim sana inanmak istiyorum ama bu gerçekten yenilir yutulur bir şey değil!” dedi Makbule hanım, en azından gidip ablası ile konuşmak istiyordu bu konuyu. Ne karar verse doğru olmayacak gibi geliyordu şu an.
“Makbule eğer ailenden biri bu olanları duyarsa, sen, ben diye bir şey kalmayacağı gibi herkes duyar!”
“Duyarsa duysun, bu rezilliğe karışmadan neden düşünmedin bunları!” dedi Makbule hanım ağlayarak çöktü sandalyeye. Ablasına söylese o kesin babasına söylerdi, babasına kalmaz zaten gelir o sıkardı Rasim’in boğazını.
“Çocuk benden değil sana yemin ederim!” dedi Rasim bey de ağlamaya başlayarak.
“Nasıl emin olabiliyorsun?” dedi Makbule hanım da artık sinirleri boşalmış katıla katıla ağlıyordu.
İki sevgili hayatlarının en çaresiz anında, en zor kararı vermeye çalışarak öylece ağlıyorlardı karşılıklı. Makbule hanım Rasim beyi gerçekten o kadar seviyordu ki, onun saflığına, masumluğuna hayran olmuştu zaten en çok ama şimdi tam bir aldatmacanın ortasına düşmüş gibi hissediyor, ne yapacağını bilemiyordu.
“Makbule sana söz veriyorum eğer biz evlendikten sonra istemediğimiz bir şey olursa, ailenle gelip ben konuşacağım. Ne olursun? Biz hep ne hayal ettik seninle, her şeyi beraber hallederiz demedik mi? Daha şimdiden mi yıkılacağız!”
Saatlerce konuşup ağlaştıktan sonra Makbule hanım, Rasim beye inanmaya ikna oldu ama bir şartı vardı. Bu konu tam olarak çözülene kadar asla karı koca olmayacaklardı.
(devam edecek)