Enes, Ogeday’ın ziyaretinden sonra, hocanın neşesini kaçtığını hissettiğini söylemişti Nina’ya. Nina da biraz hissetmişti ama çok da emin değildi.
“Uyumadan önce ben gidip bir bakayım!” dedi sonunda içine sinmeyip.
“Adamcağız yoruldu zaten, gitme!” dedi Nina ama Enes’in içine sinmediği için gitmeye karar verdi hocasının odasına.
“Gelirim hemen kapıyı çalıp iyi mi diye soracağım hepsi o!”
Nina, onun Taha hocayı babası gibi sevdiğini çoktan anladığı için sesi çıkarmadı. Hocası onu koruduğu kadar o da hocasını korumak istiyordu. Hayatında belki de ilk defa bir yetişkinin sevgi ve desteğini görünce, onun mutlu olması için elinden gelen her şeyi yapaya hazırdı.
Taha gençler rahat etsin diye onların odalarını ekipten ve kendi odasından farklı bir katta ayırtmıştı. Enes bir üst kata çıkıp, hocasının kapısını tıklattı. İçeriden ses gelmeyince, “Taha hocam! Orada mısınız?” diye seslendi bir kaç kez ama cevap gelmedi. Babası bazen onlara öfkelenip, kapısını kilitler ve içeride alkolden bayılıp kalırdı, o zamanlar çocuk olduğundan annesizlikten sonra bir de babasız kalmak olduğundan, kapıyı yumruklar babasının çıkması için yalvarırdı. Kilitli bir kapının arkasındaki baba figürü bir anlığına içine aynı korkuyu düşürse de çabuk toparlandı ve lobide diğerleri ile oturuyor olabileceğini düşündüğü için aşağı indi. Ne ekip, ne de Taha hoca lobide yoktu. Kendi travmaları yüzünden hafif de gerildiği için yukarı çıkmadan önce dışarıda bir sigara içmeye karar verdi. Tiryaki olmasa da bazen keyif, bazen stres atmak için cebinde bir paketi hep oluyordu.
Otelin döner kapısından çıkınca, Adana’nın ılık havası yüzüne vurdu. Bu mevsimde İstanbul’da montlarla dolaşıyorlarken burada hava incecik bir gömlekle bile üşütmüyordu. Tam sigarasını yakacağı sırada, Taha’yı yolun karşısında tek başına beklerken gördü ve çakmağı cebine sokup, o da caddeye çıktı ama o yetişene kadar Taha gelen bir taksiye binip gitti.
Düşünmeden o yöne doğru atıldığı için bir an kendini aptal gibi hissetti. Adam belki görüştüğü birine gidiyordu, ne diyecekti sanki yanına koşturup delirmiş gibi. Elinde tuttuğu yanmamış sigarayı da sokak çöpüne fırlatıp, otelin önünde dikildi biraz,
“Bu adamla kurduğum bağ hiç sağlıklı değil!” diye söylendi kendi kendine, “Bana hesap mı vereceksiniz diyecektim gidip! Belki de her gece gidiyor birilerine?”
Nina’nın yanına sakin gitmek istediğinden, on, on beş dakika derin nefes alarak oyalandı aşağıda ve sonra çıktı odaya ve Nina’ya yalan söyleyemediği için anlattı olanları.
“Onunla bağ kurduğun için kendini suçlayıp durma!” dedi Nina, “Bu tek taraflı psikopatça bir sevgi değil, o da seni hepimizden ayrı seviyor, bunu hissetmemek mümkün değil! Bence birbirinize çok benziyorsunuz?”
“Sence nereye gitmiştir?” dedi Enes konuyu değiştirmek için.
“Bilmem, belki burada bir sevgilisi vardır. Bekâr adam. Belki buralı arkadaşları vardır. Her gittiği yere bizi de götürecek hâli yok ya!”
“Haklısın!” diyerek üzerini çıkarmadan uzanıp sarıldı Nina’ya. Hiç değilse birbirlerinin sıcaklığı ile huzur bulabiliyorlardı artık. Nina’da hazır Enes çıkmışken annesini aramıştı hemen. Aysel hanım kızının yokluğuna alışık olmadığı için duygusal konuşuyordu biraz ama neyse ki, Nina’yı bunaltmıyordu çok fazla.
Ogeday, oyundan sonra diğerleri ile ciğerciye gitmeyip, otele dönmüştü Kaya ile konuşacakları için, daha sonra da Taha ile konuşmayı planladığından, Kaya’nın konuşması kısmını bir an önce atlatmak istiyordu. Lobiye çıkmadan oturup, Kaya’ya lobide olduğunu belirten bir mesaj attı ve beklemeye başladı.
Kaya, önceden tanıdığı Adana’lı iş adamları ile bir gece organizasyonuna katılacağından, perde iner inmez salondan ayrılıp otele gelmişti. Ogeday’ın mesajını okuyunca, zaten hazır olduğu için aşağı indi.
“Bana söylemek istediğin bir şey var mı?” dedi lobide Ogeday’ın karşısındaki koltuğa oturup.
“Ne söylememi bekliyorsunuz hocam?” dedi Ogeday ciddi bir yüzle.
“Eski hocanla turne programlarımızın bu kadar eş zamanlı olması senin sayende olabilir mi?”
“Ne?” dedi Ogeday, “Hocamı severim doğru ama böyle bir şeyi ne ben yaparım, ne de o tenezzül eder! Ayrıca turne programı zaten halka açık bir bilgi değil mi? Niye böyle anlamsız bir soruyla muhatap oluyorum!”
“Koşa koşa hocanın yanına gittiğin için olabilir mi?”
“Ne olmuş? Suç mu hocamı ziyaret etmek? Kiminle görüşüp, nereye gittiğimiz konusunda sizden izin almamız gerektiğini bilmiyordum?” dedi Ogeday bu defa sesi biraz yüksek çıkmıştı.
Kaya, lobideki diğer insanların dikkatini çekmeye başladıklarını fark edince ayağa kalktı, “Dışarıda devam edelim, sigara içeceğim!”
Ogeday sıkıntı ile iç çekip kalktı yerinden ve onu takip edip, otelin bahçesindeki kameriyeye (*) doğru yürüdü. Kaya kameriyenin içine girmeden sigarasını yakıp, sıkıntıyla üfledi.
“Bu adam beni deli ediyor!” dedi bu defa dertleşir gibi, “Sen onu iyi tanıyorsun, sence bu turne programı normal mi yani?”
“Neden bunu bu kadar dert ettiğinizi anlamıyorum evet rakip olduğunuzu biliyorum ama bunu basın önünde süregelen bir oyun sanmıştım ben yıllarca! Taha hoca böyle şeyleri asla dert etmez!”
Kaya küçümser bir bakış attı Ogeday’a, “Onsuz da var olduğunuzu gösterdim, size ve seyirciye!”
“Biz onsuz var olamayacağımız kaygısı hiç taşımadık sahnede! Ona, en azından benim gösterdiğim bağlılığın altında bu yatmıyor! Taha hoca benim ailemden biri gibi! Sizin hiç öyle dostluklarınız olmadı mı?”
“Kan bağına inanmam, aileye de öyle! İnsan her yerde insandır!”
“Başka söyleyeceğiniz bir şey yoksa gidip dinleneceğim!” dedi Ogeday, Kaya’nın ne dert ortağı, ne de hırslarının hedefi olmak istiyordu.
Kaya sigarasından derin bir nefes çekip, eliyle gidebilirsin diye işaret etti.
Taha onlar konuşurken taksiden inmiş, Ogeday’ın söylediği gibi, otelin bahçesinde diğer tarafta bulunan süs havuzunun yanına gelmişti. Otelin ana bahçe kapısından girip, gecenin bir vakti, süs havuzunun yanına doğru yürürken, kaçak aşıkların buluşmasına gidiyormuş gibi hissedip, gülmüştü kendi kendine. Ona kalsa açıkta da görüşürlerdi ama Ogeday böyle olmasını istemişti.
Kaya sigarasını kameriyenin çöpünde söndürüp, arabasına binmek için otelin valesine doğru yürürken, Ogeday onun bahçede dolandığını görmesini istemediği için yürüyüş yapacakmış gibi otelin dışına doğru yürümeyi tercih etmişti.
Taha, Ogeday’ı beklerken, Alev’den mesaj var mı diye telefonu kontrol ederken, bir el silah sesiyle olduğu yerde sıçradı. Kaya’da daha kameriyenin olduğu yerden fazla uzaklaşamadan duyduğu silah sesiyle refleks olarak yere çömeldi ve ne olduğuna bile bakmadan hızla otelin içine doğru koştu. Silah sesinden sonra yere yığılıp kalan Ogeday sadece bir kaç adım metre ötesindeydi.
Silah sesi otelden ve caddeden de duyulmuştu, Taha ne olduğunu anlamak için temkinli bir şekilde havuzun olduğu yerden otelin giriş kapısına doğru yürüyünce, Ogeday’ın olduğu yere koşturan otel görevlileri ile karşılaştı ve başını çevirince, yerde hareketsiz yatan öğrencisini gördü.
Her şey o kadar hızlı olup bitmişti ki, taksiden inip, havuzun yanına gelmesi, telefonu cebinden çıkarıp mesaj var mı diye bakmasına fırsat bulamadan silah sesini işitmişti.
Ogeday’ı yerde görünce neler olduğuna anlam veremeyen zihni bir kaç saniyeliğine toparlanamadı. Sonra ne gördüğünden emin olmak istercesine ağır ağır kalabalığın arasına girip, onu görmeye çalıştı, Ogeday sırtının sol üst kısmından vurulmuştu.
Etrafına toplanan kalabalık bir yandan ambulansı ararken bir yandan da panik halinde onu döndürmeye çalışıyordu.
(devam edecek)
(*) Kameriye : Bahçelerde yaz günlerinde oturulmak için yapılan, kafes biçiminde ve kubbeli, üstü sarmaşık bitkilerle örtülen süslü çardak (TDK).
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.