Adana turnesi için yeniden yola çıktıklarında, ilk turnedeki gibi kendilerini yormak yerine gözlerini kapatıp, Taha’nın söylediği gibi dinlenmeyi tercih ettiler. Bu defa iki gün turne yapıp geri dönmek yerine, bir kaç hafta şehir şehir dolaşacaklardı. Taha çocukların başarılarını kutlamak için Adana’da güzel bir kebapçıda yer ayırtmıştı. Vardıkları akşam kebapçıda eğlenip, dinlenecekler, oyunlarını ertesi gün sahneleyeceklerdi. Havin’in biraz midesi bulandığı için öncekinden daha çok mola vermek zorunda kalsalar da, planladıklarına yakın bir saatte otellerine ulaştılar.
Ogeday İstanbul’da bir türlü hocası ile denk gelemediğinden, Adana programlarının çakıştığını öğrenince bu defa onunla yüz yüze görüşmeye kesin karar vermişti. Aynı seyirciye peş peşe oynayıp, kendi oyunlarından daha çok ilgi ve övgü almalarından çekinen Kaya ise gergindi. Onların gösterişli girişinden sonra ilgi giderek azalmaya başlamış, yeni yüzlerle sahnelenen oyundaki genç oyuncular Ogeday ve Benan’dan daha çok dikkat çekmeye başlamıştı. Her birinin hayran grupları yavaş yavaş oluşuyor, gençler onlara ilgi gösterdikçe, basında haklarında daha çok haber yapmak için ekibin peşinde dolanıyordu. Gece hayatları veya aktif bir sosyal hayatları olmadığı için hocaları yanlarında değilken çok fazla basınla karşılaşmayan oyuncular, Taha’nın tembihiyle telefonlar onlara ulaşıp, röportaj yapmak isteyenlere şimdilik onay vermiyorlardı. İnsanların onları merak etmeleri, haklarında az şey bilmeleri yaratacakları saygıyı da artıracaktı, sürekli göz önünde olmak, hayranların ünü hızla tüketmesine neden olurdu. Özel hayatları ile gündeme gelmemeye özen göstermek zorundaydılar. Onlar hayranlarına saygılı olup, halkın dikkatini olumsuz yönde çekecek bir şey yapmazlarsa, bir kaç hadsiz dışında kimse onları karalamaya yeltenmezdi.
“Hayranlarınız sizin için ölüp bitecek gibi görünseler bile onlara sunacağınız tek şey sanatınız! Bunun dışında kuracağınız samimiyet ilişkinizi zedeler. Daima mesafeli olun, saygın olun, saygılı olun!”
Taha tembihlediği hayatı yaşıyor olduğu için sözleri, sonuç da ortada olduğundan gençler üzerinde daha etkili oluyordu. Kaya ile rekabet içinde olmasına karşılık, saldırılar hep ondan geldiği için Taha her zaman ölçülü ve olgun taraf olarak kalmıştı. Polemiğin kimseye faydası yoktu, herkesin işine bakması gerekiyordu. Onlar seyircilerine kaliteli iş sunmakla yükümlüydüler.
“Altına imza attığınız şey, aldığınız nefes bile olsa, sizin saygınlığınızı yansıtmalı! Seyirci ile aranızda profesyonel bir ilişki var duygusal değil! Özel hayatınız, iyiliğiniz, kötülüğünüz de her zaman gizli olsun. İnsanız, her halimiz var. Ancak bu mesleği seçtiyseniz, her halinizi de kontrollü yaşamak zorundasınız.”
“Hocam bu yüzden mi bırakıyorsunuz?” demişti Enes bunları duyunca, ilgi hepsinin hoşuna gidiyordu, egoları tatmin oluyor, özgüvenleri yükseliyordu ama hiç biri dillere meze olmak istemiyordu. O kadar yorgundular ki daha şimdiden insanlardan, fazlasına hiç ihtiyaçları yoktu.
“Çocuk doğunca belki daha sıradan mesleklere yönelmeliyiz!” demişti Havin, diğerlerine söylemeden sadece Altan’a, “Biz daha en ünlülerden değiliz, bizi kolayca unuturlar, sakin bir hayat yaşarız! Buna da güzel dostlar edindiğimiz güzel bir macera diye bakarız!”
Gülmüştü Altan onun sözlerine, ruhundan koparılacak bir parçaya dahi tahammülü kalmamıştı Havin’in ve Taha’yı dinledikçe, olacakları dengeleyebileceğinden emin olamıyordu.
Adana’daki kebapçıya gittiklerinde kendileri için hazırlanan gösterişli masayı görünce karınlarındaki açlık üç günlükmüş gibi hissetmeye başladığı için ikram olarak masaya konanları silip süpürmeye başlamışlardı hemen. Neşe içinde siparişlerini verip, sohbet ederlerken, Ogeday’ın kapıdan girmesi ile hepsinin başları o tarafa çevrildi. Taha başta olmak üzere hiç biri bu ziyareti beklemiyordu.
Taha öğrencisini karşısında görünce mutlu oldu ama hemen kendini ele vermek istemediği için garsona yanında bir sandalye daha hazırlamasını istedi. Enes ve Nina, Ogeday’ın oturması için sandalyelerini diğerlerine doğru yaklaştırdılar.
“Hocam başta olmak üzere, hepinizi tebrik etmeye geldim!” dedi Ogeday gülümseyerek.
Kendileri de ünlü olmaya başlamalarına rağmen, Taha’yı üzdüğünü öğrenene kadar hayranlıkla takip ettikleri birini karşılarında görmek heyecanlandırmıştı hepsini. Bir tek Enes’in pek yüzü gülmemişti ama kıskandı demesinler diye o da kendini toparlayıp, rol yapmaya karar verdi.
Ogeday, Kaya’ya rağmen gelmişti kebapçıya. Onlarla yemeğe katılmayacaktı çünkü o gece sergileyecekleri bir oyun vardı ve selam verdikten sonra ekibin yanına dönmesi gerekiyordu. Taha’nın her zaman basından kaçmayı bilerek, yerler seçtiğini bildiğinden ve daha önce hocası ile aynı yere gelmiş olduklarından, kısa bir araştırma ile o akşam orada olacaklarını öğrenmişti. Benan gibi, Ogeday da hocanın ekibinden insanlarla bağlarını sürdürüyordu. Taha’nın ısrarına rağmen sipariş vermedi ve ikramları da kabul etmedi, sahneden önce midesini yormaması gerekiyordu.
O kalabalığın içinde hocası ile istediği gibi konuşamayacağını o da biliyordu, oyundan sonra buluşup sohbet etmek istediğini söylemek için gelmişti sadece. Mesaj atıp, cevap beklemektense, doğrudan hocasının karşısına çıktığında onu geri çevirmeyeceğini biliyordu. Taha’nın kulağına eğilip, isteğini söyleyince, Taha başını sallayıp bir şeyler söyledi ciddi bir yüz ifadesiyle. Masadakiler ne konuştuklarını bilmiyorlardı. Ogeday herkesi bir kez daha tebrik edip, bu ekiple de bir gün çalışmayı çok isteyeceğini içtenlikle söyledikten sonra yanlarından ayrıldı.
O çıkar çıkmaz herkes Taha’nın yüzüne bakmaya başladı. Ogeday’ın oraya kadar onlar için gelmediği açıktı ama Taha her zaman ki ketumluğu ile hiç bir şey belli etmedi ve o sırada masaya gelmeye başlayan siparişler hakkında övgü dolu bir kaç şey söylemekle yetindi.
“Hocanın moralini bozmaya Kaya mı yolladı ki bunu?” dedi Nina, yanında oturan Havin’in kulağına eğilip. Enes hoca duyacak diye diziyle uyardı onu hemen. Ogeday gidince, sandalyeler eski yerlerine çekilmiş, Taha’nın yanındaki yerlerine yeniden geçmişlerdi.
“Bana samimi gözüktü!” dedi Altan fısıldayarak.
Herkesin fısıltı ile seslendirilen bir yorumu vardı bu ziyaret hakkında, kimse gerçek niyetin ne olduğundan ve hoca ile eski öğrencisinin ne konuştuklarından emin olamamıştı. Taha fısıltı gazetesinin iş başında olmasına aldırmadan, içinde öğrencisine duyduğu özlemi yeniden hissetmiş çoktan yumuşamıştı bile ama ona hemen belli etmeyecekti. Yemekten sonra, Ogeday oteline dönünce, haber verecek, orada buluşup konuşacaklardı. Taha’nın, Kaya ve ekibinin bulunduğu otele gitmesi dikkat çekecek olsa da, Ogeday’ın onların oteline gelmesinden daha iyi olacağını düşünüyordu.
Yemekler yenirken Alev’e mesajla ziyareti haber verdi. Alev de bir iş seyahatinde dolduğu için gece olup odalarına dönmeden sesli veya görüntülü görüşme yapamıyorlardı. Oysa birbirlerinden çok da uzakta değildiler. Alev, bir kaç günlüğüne Mersin’e gelmişti beklenmedik bir şekilde ve oradan Adana’ya geçip, sevgilisini görmesi de içten bile değildi. Ogeday ile görünmekten çekinmiyor olsa da şimdilik Alev’i bu konunun içine çekmek istemediği için Taha onun şaka yollu söylediği buluşma teklifine sıcak bakmamıştı.
Hayatlarında hiç kebap yememişler gibi büyük bir iştahla karınlarını doyurduktan sonra hepsine çöken yol yorgunluğu yüzünden fazla geçe kalamadan hep birlikte otele geçtiler. Herkes sevgilisi ile baş başa kalmak istediği için hemen odaya çıkmış, teknik ekibin bir kısmı lobide sohbet edip, bir şeyler içmeyi tercih etmişti. Taha’da dikkat çekmemek ve dinlenmek için odasına çıktı ve Ogeday’dan gelecek olan çağrıyı beklemeye başladı.
Adana turnesinde, Taha ile kesişmek Kaya’yı gerdiği için o gün ekibe her zamankinden daha hoşgörüsüz davranıyordu. Ogeday’ın Taha’ya yaptığı kısa ziyaret oyun başladıktan bir kaç dakika sonra kulağına fısıldanmıştı. Perde inip de son alkışlardan sonra oyuncular kulise dönünce bir hışımla yanlarına geldi ve otele dönünce Ogeday ile özel konuşmak istediğini söyledi sadece onun duyabileceği bir şekilde.
Kaya’nın tuhaf yüz ifadesini fark eden Benan, göz kırpıp ne olduğunu sorsa da, “Hoca ile konuşacaklarımız var!” diyerek bir şey demedi Ogeday ama onun haber almış olduğunu ve bu lafın da Benan’dan çıkmış olabileceğini tahmin ediyordu. Taha’nın ekibindeki ışıkçılardan bir tanesi Benan’ın uzaktan akrabasıydı. Benan onu ve ailesini hiç sevmiyormuş gibi yapsa da, Ogeday onun uzaktan kuzeni ile haberleşmeyi hiç kesmediğini fark edeli çok olmuştu. Aslında gece görüştüklerinde hocasını da bu konuda uyarmak istiyordu.
(devam edecek)