Altan ve Havin seçildiklerine dair haberi aldıktan sonra Taha’nın asistanından bir telefon almışlardı. O zamana kadar kiminle çalışacaklarını bilmediklerinden Taha Akyıldız adını duyunca iyice heyecanlandılar. Havin ailesine okulun onları staj için bir kaç aylığına İstanbul’a gönderdiğine ikna etti. Daha doğrusu Altan’a ikna ettiğini söylese de, gerçekte sadece annesine böyle söylemişti. Kadıncağız zor kocası ve kalabalık ailenin işiyle başa çıkma telaşında olduğundan yarım kulakla dinlemiş ama kızının aylarca tek başına gidip İstanbul’da kalacağını tam anlayamamıştı. Babasına söylese asla dinlemeyeceğini bildiği için ailesini temsilen annesine ayak üzeri söylemeyi seçmişti. Dokuz kardeşin altısı henüz bekar ve evde olduğundan evden birinin ortadan kaybolduğunu anlamak için biraz zaman geçmesi gerekiyordu Havin de annesine söylediği için çantasını alıp çıkacaktı evden. Gerçekten de geri dönmeyi düşünmediği için bir korkusu yoktu. İstanbul’a gittikten sonra Altan ile evlenmeyi planlamışlardı. On sekizini çoktan geçtiği ve evlendiği için de ailesinin onun arkasına düşeceği bir durumu yoktu. Babası çok sevdiği oğulları ile hayatına devam edebilirdi. Evden çekip gittiği, oyunculuğu seçtiği için de muhtemelen ondan utanacaktı.
“Babanı nasıl ikna ettin?” dedi Altan şaşkınlıkla.
“Bir staj olduğunu söyledim işte! Okulu bitirmem için gitmem gereken bir staj!”
“O da öylece kabul mü etti yani!”
“Hayır etmedi tabi, yani kolayca kabul etmedi anlamında söylüyorum! Asistanın söylediği o evde sence ne kadar kalabiliriz?” diyerek konuyu değiştirdi sonra.
Altan’da Taha Akyıldız tarafından seçilip, onun evinde kalacaklarının büyüsüne kapılıp, unuttu Havin in babasının ne söylediğini ve ikisi birden yeni hayatları ile ilgili hayallere daldılar.
Hamza Enes doğrudan Taha’nın asistanı tarafından aranmıştı. Tam canı sıkkın ve bezgin bir şekilde işe dönerken gelen telefon bütün enerjisini ve keyfini yerine getirmişti. İlk toplantının tarihine on gün vardı. O toplantıya katılıp işin içinde olmasının ne kadar garanti olduğunu ve maddi şartları öğrenmeden mevcut işinden ayrılamazdı, ödemesi gereken bir kirası ardı. Taha Akyıldız’ın asistanı olduğunu söyleyen kıza sorular sorsa da, kız ilk toplantıda hepsinin konuşulacağını söyleyip, çabucak telefonu kapattı.
“Taha Akyıldız ha?” dedi kendi kendine, “Vay be! Sahiden tanınmış bir yönetmenmiş! Ben ilan için öylesine yazdıklarını sanmıştım!”
Su Deniz haberi arkadaşı Pelin’den almıştı, her şeyi ilanda verilen adrese o hazırlayıp gönderdiği için ilk yazılı dönüş ona gelmişti. Taha’nın asistanı yoğunluk durumuna göre bazılarını sadece aramış, bazılarına hem e-posta göndermiş, hem de aramıştı. Pelin müjdeyi Su Deniz’e verir vermez, telefonu çaldı ve Taha Akyıldız’ın asistanıyım diyen kızın sesini duyduktan sonra heyecandan bayılacak gibi oldu. Gerçekten olmuştu demek, telefonu kapattıktan sonra sevinçten havalara zıplayan Pelin’e sarılıp ağlamaya başladı. Hayatında ilk defa kendisi ve Memnune için bir umut ışığı yakaladığını hissediyordu.
Nina ve Volkan da, Hamza Enes gibi doğrudan aranmışlardı. Nina annesi ile alışverişteyken, Volkan da bir çekimdeyken aranmıştı. Annesi, Nina’nın başvurusundan habersiz olduğu için telefonda önce biraz gevelemiş, sonra toplantı yeri ve saati mesaj olarak gönderilecek deyince hemen telefonu kapatmıştı. Annesi gibi bir kadının dikkatine takılan bir şeyden kurtulması mümkün olmadığı için de ona durumu açıklamış ve söyleyeceklerinden çekinerek beklerken, “Televizyona mı çıkacaksın?” diye sordu annesi merakla.
“Hayır bu bir tiyatro oyunu ama belki sonra o da olur bilmiyorum!”
“Bu yazılım mühendisliği işinden çok para kazanacağını sanmıştım ama gecen gündüzün belli değil. Hortlağa döndün şu haline bak. Bir ekranın karşısında akşama kadar otur otur nereye kadar. Git bir bak bakalım. Sahiden ciddi bir işse neden olmasın?”
Annesinin böyle bir tepki vermesini hiç beklemeyen Nina heyecanla Taha Akyıldız’dan bahsetmeye başladı ama annesi “Onun kim olduğunu biliyorum!” diyerek sözünü kesti, “Sen kim olabileceksin ona bakalım! Babana şimdilik bir şey söyleme! Biliyorsun cahil cahil konuşur, gerer seni! Bu günlere o getirmedi seni, ben getirdim!”
Volkan ailesine konuyu açtığında ise, gülümseyerek “Haydi bakalım!” dediler sadece Bu sözler ne yüreklendirici ne de takdir edici değilse de, Volkan “Yolun açık olsun!” demişler gibi algıladı. Asıl beklediği tepkiyi ablasından aldı, yurt dışında yaşasa da Taha Akyıldız’ı o da biliyordu. Ogeday Tunç’un da büyük hayranıydı. Bu yönetmenin elinde kardeşinin de bir Ogeday’a dönüşmesi fikri çok hoşuna gitmişti. Hatta ileride belki ablasına da bir rol ayarlardı. Volkan görüntülü konuştuğu ablasına kırmızı halıda koluna onu takacağına söz verdi.
Altan ve Havin ilk toplantıdan önce gelip yerleşmek zorunda oldukları için Taha’nın asistanı ile ilk onlar tanıştılar. Toplantı yapılacak sanat atölyesine yakın olan daireye gittiklerinde ise sade ama konforlu döşenmiş evi çok beğendiler. Asistan evin kullanım koşullarını kısaca anlattıktan sonra Taha’nın çok titiz olduğunun altını özenle çizdi. Bu evde emaneten kaldıklarını asla unutmamaları gerekiyordu. Eve verecekleri her türlü zarar, ücretlerinden kesilecek, yetmediği durumda borçlanacaklardı. Bu yüzden sadece ikisinin sözleşmesine özel, eve dair maddeler de eklenecek, iş ve ev sözleşmesini birlikte kabul etmiş olacaklardı.
“Bu işimiz garanti demek değil mi?” dedi Havin heyecanla.
“Bunu ben bilemem, size bağlı!” dedi kız ve üç gün sonra olacak toplantıya kadar ne isterlerse yapabileceklerini söyleyip gitti.
“Nedense yönetmenle de tanışabileceğimizi düşünmüştüm!” dedi Havin heyecanla.
“Adam evi için gelip de bizimle uğraşmak istememiştir. Kimden söz ettiğimizi düşünsene, bizim çocuklar inanmadılar söyleyince! Babamın bile ağzı açık kaldı! Sen evden bahsedemedin tabi, staj dediğin için, nerede kaldığını söyledin peki?”
“Yurt dedim! Baksana İstanbul’a ilk defa geliyorum ve görmek istediğim çok şey var benim!”
“Bize ne zaman ödeme yapacaklarını bilmediğimiz için fazla açılamayız hemen ama tabi ki buna ilk günden başlamak zorunda değiliz. Seni harika bir yere götüreceğim bu akşam!” dedi ve hemen yoldan geldikleri kıyafetlerini çıkarıp, el ele İstanbul sokaklarına döküldüler.
Asistan herkesle iletişim kurdukça Taha’ya rapor veriyordu, Altan ve Havin’i eve yerleştirdiğini söylemek için aradığından Taha, Alev’in aklına uyup bunu yaptığı için hâlâ pişmanlık duyuyordu. Derin bir iç geçirip, “Tamam!” dedi kıza, “Diğerleri İstanbul’dalar değil mi?”
“Evet diğerlerinin hepsi burada! Toplantı günü de orada olacaklar, bir mazeret bildiren olmadı!”
“Mazeretlerle kaybedecek vaktimiz yok zaten!” dedi Taha.
Seçtikleri oyuncularla bağlantılar sağlanırken, onlar da Alev’le ayrı ayrı sponsorluk için görüşmeler yapmaya başlamışlardı. Basın önünde alenen yeni projeye başladığını duyurduğu için Kaya duyacak diye çekindikleri bir alan kalmamıştı. İkisi de Kaya’nın teşvik ödülü olmayınca, Taha’nın harekete geçeceğini tahmin etmeyeceğini düşünüyorlardı. Ödülü kazanmış olmanın sarhoşluğu ile öylesine meşguldü ki, Taha’yı takip edecek fırsatı olamamıştı.
Yanıldıkları nokta şuydu ki, Kaya, Taha’nın aldığı soluğu takip ediyordu Alev ile ikisinin bir olup, sürekli ona çelme takmaya çalışmalarından hiç hoşlanmıyordu. Alev’in elindekilerden çekinmese Taha’yı her alanda dümdüz ederdi ama şimdilik sadece işleriyle bunu yapabiliyordu. Alev işinde başarılı olup, Taha yerine o seçildi diye intikam peşine düşecek değildi herhalde. Güntekin bey ve ekibi, tüm avantajına rağmen Taha’yı seçmemişlerdi. Kaya’nın oyuncu seçimi için ilana çıkışından itibaren her şeyden haberi vardı Kaya’nın. Taha’nın ekibinde, ağzı gevşeklerden laf almak hiç de zor değildi. Elbette onların ağzından laf almak içi kendisi harekete geçmiyordu. Onun da bu tür işler için kendi yöntemleri ve adamları vardı. Taha’nın kendi evini yeni oyuncularından ikisine verdiğini bile biliyordu.
(devam edecek)