Son Oyun – Bölüm 9

Volkan, Taha’nın oyun için seçtiği son adaydı. Oyunda Taha’nın yakın arkadaşı, Rıfat’ı oynayacaktı. Volkan’ın konuşma tarzı ve mimiklerini ona çok benzettiği için videosunu izler izlemez bu rol için biçilmiş kaftan olduğu konusunda karar verdi. Alev onun hakkında fazla fikir beyan etmemişti. Kendi takip programı ile de yoğun işleri olduğundan Taha’nın işlerine son bir kaç gündür fazla zaman ayıramıyordu. Ancak Kaya ve ekibinin neler yaptıkları konusunda takibe devam ediyordu. Kaya ne zaman kamera karşısına geçse veya sosyal medyadan bir şeyler paylaşsa, Taha’yı hedef aldığını öyle belli ediyordu ki, Alev onun alaycı gülümsemesini her gördüğünde cinleri tepesine çıkıyordu. Taha’yı tanıdıktan sonra, onu nasıl sevebildiğini kendine bile açıklayamıyordu. İşin aslı sevgiden çok çıkarlar üzerine kurulu bir ilişkileri olmuştu galiba. Alev, Taha ile tanışana kadar sevilmediğini ve sevmediğini fark etmeye başlamıştı. Yine de onca kötü ilişki tecrübesinden sonra Taha’ya da temkinli yaklaşmaya çalışıyordu. Eğer söylediği gibi bu işi bu oyunla bırakıp, hayalini kurdukları o hayata başlamak isterse, bütün kariyerini arkasında bırakıp onunla gidecekti. İlişkiyi yürütemedikleri durumda ise artık kaldığı yere dönme şansı da kalmayacaktı. Televizyon çok nankör bir yerdi. Seyirci de, piyasa da herkesi çabucak tüketip, yerine hemen yenisini getiriyordu. Alev’in şimdi olduğu yerde olmak isteyen çok kişi olduğu gibi, takipleri ile canını yakıp, istediklerini yaptırdığı pek çokta düşmanı olmuştu. Kendini bir melek olarak niteleyemezdi ama artık kendinden de, kendi gibi olanlarla mücadele etmekten de yorulmuştu. Kariyerinde her ne kadar zirve noktasında olsa da, eninde sonunda o de tüketilip atılacaktı. Taha ile bu işi başarabilirlerse, o zaman inişi hiç yaşamadan çekilmiş olacaktı. Taha olmada çekilebilirdi elbette, yine inişi görmemiş olurdu ama galiba güçlü bir neden ihtiyacı vardı bunu bırakabilmek için. Aşk yeterince güçlü müydü göreceklerdi beraber. Taha’nın içindeki o yaralı çocuk, merhamet duygularını harekete geçiriyordu ki, Alev’in birine merhamet göstereceğine kendi bile inanmazdı söyleseler. O yüzden bunun aşkla ilgili olduğunu düşünüyordu. Kaya’nın durmadan karşılarına çıkıp, varmaya çalıştıkları yerin yollarına dikenler döşemesi bu yüzden de geriyordu onu.

“Pislik herif!” diyordu her aklına geldiğinde ve Taha’nın onunla baş edecek kadar güçlü olmasını diliyordu. Eğer Taha zirvede bırakmak isterken, başarısız olursa, tepetaklak yuvarlanacak, bu defa da orta yaşı ve çocukluk travmaları üzerine bir de yaşlılık travmaları eklemiş bir adamla uğraşmak zorunda kalacaktı ki bunu hiç istemiyordu. Acaba Taha doğru kişi miydi sahiden? Bu adamla yaşlanılır mıydı?

Volkan mutlu bir ailede büyümüştü, anne ve babası sakin insanlardı ve ne çocukları ne de başkaları üzerinde hüküm sürme gibi bir eğilimleri neredeyse yok gibiydi. Sakin bir evde, sakin bir ailede büyümenin avantajı, sürekli baskı altında olmadan, her istediğine kolayca ulaşabilme özgürlüğüydü. Belki de bu yüzden Volkan liseden sonra zorla kazandığı üniversitede üç yıl okuyup, ikinci sınıftan yukarı çıkamadıktan sonra mankenliğe başlamıştı. Annesi de, babası da güzel insanlardı ve fiziksel güzelliklerini doğrudan iki çocuklarına miras bırakmışlardı. Ablası Selen beş yıl önce evlenip, yurt dışına yerleşmişti. Volkan henüz ailesi ile oturuyordu ama ayrı bir eve çıkmak için uğraşıyordu. Ailesi karşı geldiği için buna yeterli parası olmadığı için bekliyordu. Artık otuzuna doğru ilerlediğine göre, eve çıkıp, kirasını da ailesine ödetemezdi. Kameralar önünde olmaya alışık olduğu için tiyatronun onu zorlayacağını hiç düşünmüyordu. Duruşu, özgüveni ve yeterli fiziksel özellikleri vardı. İşi kıvırıp kıvıramayacağı seçildikten sonra ortaya çıkardı zaten ki o yapabileceğinden emindi. Oyunculuk meslek olarak, mankenlikten daha uzun ömürlü ve daha yüksek kazançlı bir işti ona göre. Zaten uzun bir süredir mankenlikten, oyunculuğa geçen çok fazla aktör vardı. Ekran karşısındaki duruşlarının farkı da belki bundan etkiliydi ama bazıları gerçekten içlerinde büyük bir yetenek sakladıklarını ispatlamışlar, artık kimse onların manken olduğunu bile hatırlamıyordu. Ekran ve sahne güzel, bakımlı insanlar üzerinden para kazanıyordu Üstün bir yetenek değilseniz, dış görünüşüz daima avantajdı. Tiyatroda değil ama sinemada berbat bir ses tonu bile başkası tarafından seslendirilerek çözülebiliyordu. Zor sahneler, dublörler tarafından oynanabiliyor, gelişmiş bilgisayar efektleri ile her şey sağlanabiliyordu. Tiyatro bambaşka bir alandı. Oyuncu kanıyla, canıyla seyirci ile doğrudan karşı karşıya geliyor, hayatlı bir sözü ya da davranışı montajda düzeltilemediği gibi, her gece tekrar tekrar yükselen bir performans göstermesi gerekiyordu. Her gece ya da üst üste aynı performansı sergilemenin insanın rolden soğutabileceğini de düşündüğü olmuştu. Hayatın tekrar döngülerinin verdiği yorgunluk gibi bir his veriyor olabilir miydi? Yine de sonunda alkış alınan bu döngü hayatın tekrarları kadar sıkıcı olmuyordu herhalde. Eğer seçilmez ya da seçilip başarılı olmazsa bir süre daha mankenliğe devam edebilirdi ama sonrası için henüz bir hedefi yoktu. Otuzundan önce bir meslekte temel atmak gerekiyordu. Babasından kalan bir ticari mirası da yoktu. Annesi de babası da öğretim görevlisi olarak çalışıyorlardı. Sonsuz bir bilgi dünyasında kendilerini bulmuş gibi durmaları Volkan’ın anlayabildiği bir konu değildi. Aile bu yönlerini maalesef Volkan’a hediye edememişler, tam tersi kitaptan ve bilgiden kaçan yorulan bir oğul sahibi olmuşlardı. Buna rağmen onu kendilerine benzetmek için uğraşmamış olmaları, Volkan’ın onlara saygı duymasına neden oluyordu. Bir şey olacaksa kendi başına olacaktı. Bunun için gerekli hırs ve azimden biraz yoksun gibi duruyordu ama eninde sonunda bir şeye tutunacaktı elbette, yaşı henüz genç olduğundan kendine şans veriyordu.

Kız arkadaşından bir yıl önce ayrılmıştı, çok güzel bir ilişkileri olduğunu düşünürken, kız bir reklam ajansı sahibi ile evleneceğini söyleyivermişti. Adamla ne ara yakınlaşıp, evlenme aşamasına geldikleri konusunda hiç bir fikri yoktu. Kendi gibi manken olduğu içi ikisi de böyle insanlarla çok çalışıyorlardı ama birlikte o kadar çok zaman geçiriyorlardı ki, ikisinden birinin aynı anda bir başka ilişkiyi yürütebileceğine inanmak imkansız gibi bir şeydi. Garip olan şuydu ki, başta biraz bozulmuş olsa da aldatılmayı kafasında pek büyütmemişti. Belki de sadece onu sevdiğini sandığı için, belki de aldatarak kaybedenin o olduğunu düşündüğü içindi. Ya da miras aldığı sakinlik ona aynı zamanda soğukkanlılık da kazandırıyordu. Nedeni ne olursa olsun birinci ayın artından aklı ve kalbi farklı çalışmaya başlamıştı. Hatta neredeyse hiperaktif olan kız arkadaşının onu ne kadar yorduğunu fark etmişti. Onun bir ilişki yaşamıyorlar da bir maraton koşuyorlar gibi hissettiğini fark etmişti. Ona gerek olan ilişki kesinlikle bu değildi. Sakin, yumuşak kalpli biriyle mutlu olabileceğini düşünüyordu artık ama etrafında pek de öyle birileri yoktu. Nedense kızlar hırçınlık onlara görev yazılmış gibi istedikleri her şeyi kıra döke elde etmeye çalışıyorlardı. Tatlı dilin ve bir güzel bakışın neler yapabildiğini unutmuş gibiydiler. Kuralları, kırmızı çizgileri, olmasını istediklerinin listesi hiç bitmiyordu. Kendilerine bir paha biçiyorlar, sonra o pahayı ödemesi için erkeğin karşısına geçip izlemeye başlıyorlardı. Sevilmek yeterince değerli hissettirmiyordu bazılarına. Sevmeyi bilmeyen adamların sevdiği kadınlar için bir şey diyemezdi ama o kesinlikle sevmeyi bilen bir erkekti. Kendini seviyordu çünkü, kendinden çok sevmiyordu kimseyi de, kendiyle beraber seviyordu. Kendini sevmenin, kendinden vazgeçmenin önüne geçtiğini nasıl olmuşsa öğrenmişti. Ya da farkında olmadan ailesi ona bunu öğretmiş, hatta belki de göstermişti.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın