Son Oyun – Bölüm 8

Havin Kocakurt daha önce başvurusunu seçtikleri Altan Yeşilova’nın kız arkadaşı olduğu için seçilmişti. Alev “Bu kızın garip bir cazibesi var!” demişti videoyu izlerken. Ailesine başkaldıracak kadar da cesur olduğuna göre, beklenilenden daha iyi bir performans sergileyebilirdi. Oyunda Altan, Su’nun canlandıracağı karakterin kocası olacaktı. İkisi birden seçildikten sonra bunu dert etmeyeceklerini umuyorlardı. Sonuçta bu bir oyundu ve ikisi farklı projelerde yer alıyor olsalar zaten farklı partnerlerle oynayacaklardı.

Havin’in oynayacağı karakter olan Berna kendisi gibi cesur bir kızdı. Tüm grubun içinde erkek gibi davranan tek kız oydu. Taha onu hiç bir zaman kız olarak görmedikleri için evlendiğinde, gelinliğin içinde ne kadar güzel olabildiğine şaşırmıştı. Berna ve kocası Yusuf ile hâlâ görüşmeye devam ediyorlardı. Gerçek hayatta olduğu gibi Yusuf’u da Altan oynayacaktı. Diğerleriyle de hiç bağlantıları kesilmemişti ama Berna İstanbul’da yaşadığından belki, arkadaşlıkları hiç kesintiye uğramadan bu güne kadar gelmişti. Taha’nın oyununa konu ettiği arkadaşlarının henüz oyundan haberleri yoktu. Onlara sürpriz yapmak istiyordu. Tabi hepsinin oyunu izlemeye gelmek için uygun olup olmayacaklarını bilmiyordu ama İstanbul’a gelemeseler bile turneye gittikleri yakın yerlerden de onlara davetiye gönderebilirdi. Oyun ilk sahnelendiği gün zaten kayıt edilecekti. Hiç bir şey yapamasa kayıtlardan çoğaltıp adreslerine yollardı. Hatta gelseler bile bunu yapabilirdi, hepsi için unutulmaz bir hatıra olacağından emindi.

Alev onlara sormadan özel hayatlarını ve geçmişlerini böyle sahnelemesinin sorun olup olmayacağını sormuştu ilk olarak.

“Ben olsam istemem!” demişti, “Hakkımdaki her şeyi, herkesin bilmesi hoş bir şey değil. Kaldı ki senin bakış açından birer karaktere dönüştüler. Belki de kendilerini senin pencerenden gördüğün gibi bile görmüyorlardır!”

“Karakterlerin veya hikayenin çocukluğumu anlattığını kimseye söylemeye niyetim yok zaten, sadece onlar ve sen biliyor olacaksın bu gerçeği. Bu durumda izleyenlerin hiç biri onların kim olduğunu bilmeyecek, hatta aileleri bile!”

“Seni ve onları tanıyanlar kolayca çözecekler ama durumu!”

“İlham aldığımı düşünseler bile hayatımızı olduğu gibi aktarmadığım için bu sorun olmayacak!”

“Daha kötü ya her şeyin yaşandığı gibi değil de senin yazdığın gibi olduğunu düşünecekler!”

“Hayır bunu düşünmemeleri için ip uçları var oyunun içinde!”

“Ne gibi yani? Bana da anlatmak ister misin?”

“Hayır, oyunun gizemini koruması gereken yerler var!”

“Benden bile mi?”

“Evet senden bile!” dedi Taha, hayatı ile ilgili her şeyi ona anlatmadığını fark etmesini istemiyordu ama Alev meraklı ve sorgulayıcı bir tipti. Ondan bir şeyler sakladığını fark eder etmez, kendi öğrenmek için harekete geçecekti ama Taha’nın yüzüne bunu söyleyecek cesareti hiç bir zaman olmayacaktı muhtemelen. Bu konuda tartışıp, konuşmadıkları sürece de Taha için bunun bir önemi yoktu. Sahneleyeceği son oyunun tarihe geçerken gerçekte de kendinden ve hayatındaki en değerli dostlarından izler taşısın istemişti. Hepsi kendi yollarını çizdikten sonra çok görüşememiş olsalar da onlar hâlâ Taha için önemliydiler. Ünlü olduktan sonra onları unuttuğunu ya da beğenmediğini düşündüklerini biliyordu ama öyle değildi aslında. Genellikle Berna’dan alıyordu haberlerini ya da onun hakkında söylediklerini. Alev’in düşündüğü gibi hiç birinin geçmişlerinden utanacaklarından ya da bunun bir oyuna konu olmasından rahatsız olacaklarını sanmıyordu. Kötü veya utanılacak şeyler yaşamamışlar, aksine çaresizliğin bir araya getirdiği yüreklerin gücünü hissetmişlerdi. Oyunun ona hissettirdiği gibi onlara da hissettireceği şey üzücü ama bir yandan da onları onlar yapan bu anıları hatırlayınca içlerinin sızlayacağıydı. Özellikle de Su’yun oynadığı karakterin mutluluğunu izledikçe hepsinin gözlerinin dolacağına emindi. Bir kaç gündür ev kiralarına bakıp, ikisi birden de seçilse bu kiraların altından nasıl kalkacaklarını düşünür olmuştu.

Altan ona göre hep iyimserdi, “Hallederiz aşkım!” diyordu sürekli, “Önce bir gidelim, sonra her şeyin çaresine bakacağız!”

Altan’ın ailesinin durumu fena değildi, kendi ayakları üzerinde durana kadar ailesinin onlara destek olacağını düşünüyordu ama onlar da Havin’in babası gibi Havin’i istemezlerse o zaman o desteği de unutmak gerekecekti.

“Kesinlikle olmaz öyle şey!” diyordu Altan, bunu onu yatıştırmak için değil, sahiden inanarak söylüyordu. Bu anlamda Havin’in ailesi ile onun ailesi arasında gerçekten ciddi farklar vardı. Tabi kız ve erkek çocuk olmak da fark ettiriyordu ama yine de batıda işler, doğudakinden biraz farklı yürüyordu. Doğuda bir üniversite kazanmasını Havin’i bulmak için olduğuna inanıyordu Altan, o yüzden onu üzmeden mutlu olmaları için her şeyi yapmaya kararlıydı. Havin’in ailesini de bir şekilde ikna edeceklerinden hiç şüphesi yoktu. Şu seçmeler belli olduktan sonra oturup güzel bir plan yaparlardı ama bir taraftan da ikisinin de seçilmeme ihtimali de yüksekti. Amatör ve tecrübesiz adaylar için verilmiş bir ilan olduğu yazıyordu ama seçilmek için diğer kriterlerin ne olduğu belirtilmemişti.

“Kim bilir kaç kişi katılmıştır?” diyordu Havin her zaman olduğu gibi işin en zor tarafından bakarak ama Altan “Kaç kişi başvurursa başvursun, eğer rol bizimse, biz kazanacağız!” diyerek onu ikna etmeye çalışıyordu.

Seçildiklerine dair mesaj ikisine aynı anda geldiğinde okuldaydılar. Havin telefonundaki mesajı okuyup önce küçük bir çığlık attı, sonra eliyle ağzını kapatıp, kocaman gözlerle Altan’a bakmaya başladı. İkisinin telefonu aynı anda öttüğü için Altan’a da cevap gelmiş olacağını tahmin ediyor ama sonucu sormaya korkuyordu. Altan onun yüzündeki sevinçten olumlu cevap aldığını çoktan anlamış, ayağa fırlamıştı bile. Onu da kollarından tutup kaldırdı ve “Oldu bu iş!” diyerek sımsıkı sarıldı, “Gidiyoruz artık, başardık!”

Havin onun kollarındayken zıplamaya başlayınca, o da hiç duraksamadan onunla sıçradı. Kantindekiler ne olduğunu anlamadıkları için gülerek onlara bakıyorlardı. Havin bir kaç saniye zıpladıktan sonra hızla onun kollarından kurtulup oturdu ve ciddi bir yüz ifadesi ile “Haydi ev bulmamız lazım!” dedi kararlı bir sesle. Heyecandan gelen mesajda onlar için bir konut ayarlandığını yazan satırı kaçırmıştı.

“Ne evi varmış ev işte!” diyerek telefonundaki mesajı açıp gösterdi Altan ona ve bir kez daha birbirlerine sarılıp zıplamaya devam ettiler. Şimdi bir nedenle Havin’in çantasını toparlayıp evden çıkması gerekiyordu.

“Peki ya hiç dönmez ya da dönemezsen ne olacak?” dedi Altan buruk bir ifadeyle.

“Dönmek istemiyorum ki zaten seni sersem!” diyerek onun alnına vurdu Havin.

“Ya dönmen gerekirse ne olacak?”

“Ne yani sen beni bırakacak mısın oraya gidince?”

“Hayır onu demek istemedim ya!” diye atıldı Altan, gerçekten de onu demek istememişti ama hayatın ne getireceğini belli olmazdı, “Senin beni bırakmayacağın ne malum hem?” diyerek üste çıkmaya çalıştı yine de. Bir kaç dakika birbirlerine küsüp, surat astıktan sonra yeniden heyecana kapılıp, ne zaman yola çıkmaları gerektiğini konuşmaya başladılar. Acaba bu bahsedilen konutta sadece onlar mı kalacaktı, yoksa başkaları da olacak mıydı? Çalışmalar başlar başlamaz ödeme alabilecekler miydi? İstanbul’da olmaları gereken en geç tarih mesajda belirtilmişti. Havin ailesine bir okul projesi için gideceğini söyleyecekti. Yanına bir kaç parça eşya alması yeterdi. Hatta bir kaç parça eşyasını da gitmeden kız arkadaşlarına kalmaya gidip, onlara bırakır. Onlar yerleştikten sonra da göndermelerini isterdi. O kadar hızlı düşünüyor ve konuşuyordu ki, Altan sadece başını sallayarak onu onaylayabiliyordu. O ailesine bundan bahsedecekti, hatta artık birlikte gittiklerine göre daha önceden bahsetmiş olsa da, ilişkilerinin ciddileştiğinden de bahsedecekti. Hatta belki de bir fırsat bulur, onun ailesini ziyarete İzmir’e giderler böylece tanışmış da olurlardı. Havin İstanbul’a kaçmanın planlarını heyecanla sıralarken, o da aklından ikisi ile ilgili hayalleri geçiriyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın