Hep sonradan – Bölüm 28

Kızının kaybını kabul edemeyen Aysun, gönderildiği merkezde kendine zarar vermesin diye sakinleştiricilerle tutuluyordu. Video çekmeleri gerektiğini söyleyip, sürekli telefonunu soruyor ve kızını çağırıyor, cevap alamayınca da sinirlenip, bağırmaya başlıyordu.

Vasfi eve dönüp, Elif’in eşyalarını dışarı attıktan sonra, kendi eşyalarını da toplayıp, evi terk etti. Artık Aysun’dan boşanmaya karar vermişti. Kendi kızı da öldüğüne göre, ona da piçine de bakmak zorunda değildi. Bülent’in adamı daha ona olanları öğrenip, ona aktarmaya fırsat bulamadan, Vasfi arayıp, kız kardeşine de, kızına da daha fazla bakamayacağını, ne hali varsa görmesini söyledikten sonra telefonu yüzüne kapadı. Para için bile olsa artık bu deliliği yaşamak istemiyordu.

Bülent ne olduğunu anlamadığından Vasfi’nin kötü bir gün geçirdiğini düşünüp umursamamaya çalıştı ama yarım saat sonra merakını yenemediği için adamını neler olduğunu öğrenmeye gönderdi. Adam iki dört beş saat sonra aradığında, olanlar için söyleyecek tek bir kelime bile bulamadı. Telefonu kapatıp, öylece duvara baktı bir süre, gencecik bir çocuğun hayatını mı almıştı Aysun şimdi elinden, hem de kendi kızının. Adam Aysun’un yatırıldığı merkezin adını da söylemiş ama Bülent öfke ve dehşetten aklında bile tutamamıştı adamın söylediğini. Akşam saati olduğundan bürodan çıkmak üzereydi ve ne yapacağını bilemeden deli gibi dönüp durdu kendi kendine.

“Bu beni hiç ilgilendirmez!” deyip dursa da, aylardır Derin ile aralarındaki bağı koparmak için farkında olmasa da, görüşmediği kardeşinin hayatının ve ailesinin içine girmişti çoktan. Öğrendiklerinden sonra içinde oluşan korkunç boşluk ve acı ile fark etmişti bunun olduğunu. Hayatı boyu bir kez bile yüz yüze gelmediği ve uzaktan uzağa eleştirip durduğu yeğeni ölmüştü. Hatta olanlar aklından teker teker geçtikte onun kurtulduğunu, asıl geriye kalanın yaşadıklarının altından nasıl kalkacağını düşünmeye başlamıştı elinde olmadan. Aklından uzaklaştırmaya çalıştıkça çocuğun şahit oldukları kendi hayal gücünün de katkısı ile gözünde canlanıp duruyordu. Yurdagül’ün intiharı ile gelişen her şeyin acısı katlanarak düğümleniyordu boğazında. Nefesi kesilecek gibi olunca, dolanmayı bırakıp, sokağa çıktı. Derin derin nefes alarak epeyce yürüdükten sonra, bilinçsizce telefonunu çıkarıp Derin’i aradı. Normal şartlarda gecenin geç bir saatinde Bülent’in aramayacağını bilen Derin, “İyi misin?” diyerek açtı telefonu.

“Hayır!” diyebildi Bülent sadece, “Konuşabilir miyiz?”

Nurhayat hanım çoktan uyuduğundan, Derin evden sessizce çıkabileceğini düşünüp, kabul etti bu teklifi. Evlerine yakın, sabaha kadar açık bir fırın-kafe vardı. Bülent’e oraya gelmesini söyleyip, üzerini giyindi.

Derin her şeyi korkuyla ve sessizce dinledikten sonra aklına ilk gelen Aysun’un ettiğini çektiğiydi ama ölen küçük bir kızın arkasından bunu düşündüğü için kendini çok kötü ve suçlu hissetti.

“Çocuk komşuda mı yani şimdi?” dedi diğer hiç bir karakterle ilgilenmek istemediği için.

“Bilmiyorum!” dedi Bülent, “En son orada olduğunu söylemişler görenler!”

Apartmandaki bağırtıyı sadece Ayla hanım duymamıştı elbette, o Elif yeni indiği için kıza bakmaya fırlamıştı evden. Karşı komşu kapının deliğinden izlemişti sadece ve herkese anlatmıştı sonradan. Müge öldüğünden beri uzak durulan komşu evi herkesin konusu olduğundan hızlıca haberleşmişlerdi aralarında. Sabah Vasfi valizle çekip gidince hepsi rahatlamıştı biraz. Kendileri de işin içine çekilir sorumluluk almaları gerekir diye kimse Ayla hanımın kapısını çalmamıştı, o Elif’i yukarı aldıktan sonra. Zavallı kadın da on sekizine yeni girmiş bu sahipsiz çocukla ne yapacağını bilmeden kala kalmıştı öyle. O kadar üzülmüştü ki onun başına gelenlere, önce çocuğu kendine getirmesi gerektiğine odaklanıp, sarılıp, öpmüştü biraz. Aliye hanım dışında Sevgi ve şefkat görmeye alışık olmayan Elif, bir kez daha teslim olmuştu bir komşunun kollarına ve kadının kendi kullandığı sakinleştiricinin yarısını kırıp ona vermesinin ardından neredeyse iki buçuk gün uyumuştu hiç uyanmadan. Kendisi de depresyon geçiren Ayla hanım, bunun bir depresyon uykusunu anladığı için arada uyandırıp bir kaç kaşık çorba içirmek dışında ellememişti zavallı kızı. Elif uyurken, kıza ne olacağını konuşmak için cesaretini toplayıp, Vasfi’nin kapısını çalınca, karşı komşu kafasını uzatıp, söylemişti adamın çekip gittiğini.

Mahalleden bir çocuğun ölümü zaten herkesi sarsan bir olayken detaylar da duyuldukça bütün mahalle öğrenmişti tuhaf ve itici ailenin başına gelenleri. Hatta meraklı takipçilerin birden bire kesilen paylaşımların sebebini öğrenmek istemeleri ile bir süre sonra takipçiler de öğrenmişlerdi birbirlerinden hesaptaki kızın ölüp gittiğini.

Derin o gece Bülent’i tek başına bırakmak istemediği için ikna edip alıp götürmüştü evlerine. Elif gibi nereye yaslanacağını bilemeyen Bülent’te zayıf düşüp ikna olmuştu Derin’e. Nurhayat hanım sabah kalkıp da, takım elbisesi ile salondaki kanepede uyuyan Bülent’i görünce, hemen çalmıştı kızının odasının kapısını. Annesinin yüreğine indirmeden anlatmaya çalıştı Derin olanları ama Elif’in Devran’ın kızı olduğundan bahsedemedi yine de.

“Bu kız dokunduğu her şeyi mahvediyor!” dedi Nurhayat hanım acıyla, “Kurtulmaya çalıştıkça batılan bir bataklık gibi!”

“Maalesef!” dedi Derin iç çekerek, “Hâlâ hayatımızı sarsmaya devam ediyor!”

“Ne olacak peki şimdi? O çocuk ne olacak? Annesini çıkaracaklar mıymış oradan?”

“Bilmiyorum, Bülent o kadar sarsılmıştı ki adamın söylediklerini tam anlatamadı bile gece! Uyansın konuşuruz şimdi! Kusura bakmadın değil mi? Bırakamadım onu öyle kendi haline!”

“Hayır, hayır!” dedi Nurhayat hanım damadı olmasını umduğu adamdı Bülent, “Elinde büyümüş sayılırdı, annesi de öldükten sonra çok istemişti kucak olmayı ama Bülent kabul etmemişti bir türlü. Hep acı hatıralar yaşamıştı bu iki aile birlikte, hep de bir şekilde birbirlerine tutunmuşlardı bir yerlerden. Şimdi yine benzer bir noktadalardı anlaşılan.

“Keşke Aysun ölseydi!” dedi Derin hırsla, “Hiç değilse çocukların normale dönüp, yaşamak için bir şansları olurdu!”

“Sen bir şey yapamaz mısın?” dedi Nurhayat hanım

Derin az kalsın söyleyecekti annesine gerçeği, vazgeçti yine, “Aysun’un durumu neymiş bir öğrenelim, belki oradan hiç çıkamaz! Hatta inşallah öyle olur!” diyerek banyoya yürüdü hırsla.

İki kadın fısıldaşarak da konuşsalar, tedirgin uyuyan Bülent açtı gözlerini. Nurhayat hanımın kalktığını görünce, toparlanıp oturdu, “Kusura bakmayın ne olur!” dedi üzerini başını toparlamaya çalışırken. Pahalı takım elbisesi kırış kırış olmuştu yatarken.

“Olur mu çocuğum, sen benim evladım sayılırsın!” dedi Nurhayat hanım sevgiyle, “Anlattı Derin olanları!” dedi sonra, “Dur ben kahvaltı hazırlayayım, biraz normal şeyler yapalım!” diyerek mutfağa gitti sonra. Bülent onun Elif’ten habersiz olduğunu biliyordu zaten yine de ağzından bir şey kaçırmamak için cevap vermedi, yardım etmek için gitti peşinden. Bu evde, bu insanlarla kendini gerçekten güvende ve iyi hissediyordu. Nurhayat hanım onun peşinden geldiğini görünce, “Ceketini çıkar bari!” dedi gülümseyerek. Evde erkek olmadığı için evde Bülent’e göre verecek bir pijama ya da giysi yoktu.

Derin kendine gelmek için bir duş aldıktan sonra giyinip geldi yanlarına. Bülent ve Nurhayat hanım sessizce kahvaltıyı salona hazırlamış, onu bekliyorlardı.

“Derneğe gitmem gerek benim!” dedi Derin, “İstersen gel sen de benimle, şu adamını arayıp, kardeşinin nerede olduğuna bir bakalım!”

“Ofise gideyim ben, orada üzerimi değiştirim, bir davam var öğleden sonra. Sana adamın telefonunu versem, sen konuşsan olur mu?” dedi bıkkın bir sesle, detayları tekrar duyacak ruh hali yoktu hiç. Derin önceden de kendi haber almak için kaynakların iletişim bilgilerini istemesine rağmen vermemişti Bülent. Bu defa doğrudan sen konuş deyince şaşırdı.

“Tamam, ben konuşurum sen merak etme!” dedi Bülent’e.

(devam edecek)

Hep sonradan – Bölüm 28’ için 2 yanıt

  1. Merhaba, hikayelerinizi çok severek okuyorum. Hatta birçok hikayenizi dönüp tekrar okuyorum. Kaleminiz çok güzel. Ancak, bu hikaye ile ilgili bir şey yazmak istedim. Hikayenin başkahramanı Bülent bir hakim. Hakimlerin bağımsız ofisleri olmaz ve adliyelerde çalışırlar. Son birkaç bölümdür, Bülent sanki avukatmış gibi anlatılıyor. Bu hususa dikkat ederseniz, hikayelerin bütünlüğü daha güzel olacak. Umarım daha uzun yıllar siz yazmaya, biz okumaya devam ederiz.

    Beğen

Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et