Hep sonradan – Bölüm 18

Bülent annesi dışında hayatta bağı kalmadığını hissediyordu artık. Çok severek ve isteyerek seçtiği mesleğine odaklanacaktı. Hayatı boyu kurduğu tüm duygusal bağlar ona zarar vermişti. Babası gitmiş, kız kardeşi bütün hayatını mahvetmiş. Asla ayrılmayız dediği nişanlısı bir daha birlikte olamayacaklarını söylemişti. Annesi her zaman ona bir yargıç için fazla duygusal olduğunu söylerdi. Haklıydı. İnsanlarla bağ kurmanın acıdan başka bir sonucu olmuyordu. Artık olabileceği tek şey kalmıştı elinde, iyi bir yargıç olmak ve şimdi tayin olduğu şehre doğru yolculuk ederlerken, çocukluğunu, gençliğini, sevdiği kadını ve duygusallığını geride bırakıyordu.

Bülent’ten altı ayda bir gelen para ve Vasfi’nin aldığı iyi maaş, evin ve Aysun’un masraflarına ancak yetiyordu. Aysun fiziğini hamileliğinden önceki haline getirmeye başarana kadar epeyce sorun çıkarmıştı ama şimdi aynaya bakınca yeniden kendini beğeniyordu. Elif üç yaşına girmek üzereydi. Kızını hiç umursamadığı için henüz evde hiç doğum günü kutlanmamıştı. Vasfi de para almak için araç olarak gördüğü kızla hiç ilgilenmiyordu. Elif’in tek bildiği kişi bakıcısıydı bu yüzden. Anne-baba demeyi bile çok geç öğrenmişti ilgisizlikleri yüzünden. Eve gelen bakıcı kadın Aysun’dan çok bunalmış olmasına rağmen, evdeki durumu gördüğü için çocuğa acıdığından kalıyordu. Zavallı kızı bunların eline bırakıp gitse, kesin bakımsızlıktan öldürürlerdi.

Binadaki ve mahalledeki herkes Aysun’u süsünden ve kibrinden biliyordu. Elif hep bakıcısı ile çıktığından çoğu kişi annesinin, bakıcı kadın olduğunu sanıyordu.

Aysun ailesinden iyice umudu kesince ve parayı sadece Vasfi’ye yolladıklarını anlayınca, kendi konfor alanını korumak için onunla evlenmeyi kabul etmişti. Vasfi de aptal değildi, onca zaman tutkuyla bağlı olduğu karısının gerçek yüzünü gördükçe, parayı ona istediklerini yaptırmak için kullanıyordu. Tabi bu arada Aysun’un daha çok para bulduğu her yere gidebileceği de gün gibi aşikârdı ama mirası hakkı olarak gördüğünden Vasfi’ye bırakmak istemiyordu. Lafa gelince Vasfi’nin onun mirası sayesinde böyle iyi bir hayat yaşadığını kafasına kakıyor, kavga ettiklerinde Vasfi parayı ona koklatmayabileceğini söyleyince de kedi gibi mırıldanıp, masum ve mağdur hallerine hemen geri dönüyordu. Kocası onun içinde iki ayrı kişinin yaşadığına emindi artık. Biri hiç büyümeyen, küçük şımarık Aysun, diğer ise tam bir şeytandı. En azında artık karı koca oldukları ve paranın kontrolünü de elinde tuttuğu için sesini çıkarmıyordu Vasfi. Aysun’dan ayrılırsa, bu para elinden gidecekti. İkisi de birbirine bir şekilde bu para yüzünden mecbur hissettiklerinden evliliklerini sürdürüyorlardı. Bakıcının çocuğun ihtiyaçları olarak hazırladığı listeyi Vasfi her hafta tamamlıyordu. Karısına olduğu kadar, anlaşma gereği çocuğa da bakması lazımdı. Aysun, ailesini arayıp onun çocuğa hiç bakmadığını söylerse Bülent parayı kesebilir ya da azaltabilirdi. O kadar yumuşak yürekli bir adamdı ki Bülent, çocuğa kız kardeşinden daha çok değer vereceğinden şüphesi yoktu. Aysun ile umduğu hayali yaşayamayınca, Vasfi’nin çocuğa duyduğu sempati de sona ermişti. Aysun çocuğa babalık yapacağına dair verdiği sözleri başından beri hiç umursamadığından, sonradan da hesabını sormamıştı. Yani Elif hayatta kaldığı sürece bir sorun değildi. İkisi de çocuğun gürültüsüne katlanamadığı için bakıcı kadın onu gündüz mümkün olduğu kadar yoruyor, akşam olunca da kapısını kapatıp, odasında oyalıyordu. Hayatında hiç bu kadar ilgisiz ve ruhsuz bir anne baba görmemişti. Çocuk evde mi değil mi onun bile farkında değildi ikisi de. Bir gün alıp götürse ve geri getirmese hiç umurlarında da olmazdı. İyi para veriyorlardı. Üç yıldır yanlarında yaşıyordu, epeyce para biriktirmişti. Bundan sonra da başka işte çalışmak istemiyordu. O yüzden gittiği yere kadar olanaklardan faydalanmaktan başka bir amacı yoktu. Zavallı çocuğa da acıyor ve üzülüyordu tabi, kendi ayakları üzerinde durmasına daha çok vardı. Bu ailenin içinde normal bir hayatı olacağa da hiç benzemiyordu.

Aysun kendine bir sosyal çevre kurmuştu. Kadınlar için kurulmuş bir lokale üye olmuş, orada yeni arkadaşlar edinmiş, gezilere katılıyor veya gündüz toplantılarında keyifli vakitler geçiriyordu. Kızından öyle kopuk yaşıyordu ki arkadaşlarından hiç biri onun bir anne olduğunun farkında değillerdi.

Elif üç yaşının ortalarındayken kanamaları gecikince, eczaneden bir hamilelik testi aldı.

“Yok artık!” dedi kendi kendine, Vasfi ile beraber oluyorlardı ama korunuyorlardı da. İkinci kere çocuk doğurup, vücudunun yeniden bozulmasına izin veremezdi.

Bakıcı kadın onun banyoda bırakıp çıktığı hamilelik testini görünce ağzından istemsizce “Eyvah! Eyvah!” diye çıktı ama içeri dönünce, Aysun’u en sevecen haliyle tebrik etti.

Aysun ağzını eğdi ve kadına bir cevap vermedi. Bir an önce bu çocuğu aldırması gerekiyordu, şehirdeki iyi doktorlardan birinin adını daha önce duymuştu ama ücreti epeyce yüksek diye konuşuluyordu. Vasfi’yi arayıp hamile olduğunu ve aldırmak için paraya ihtiyacı olduğunu söyledi doğrudan. O kadar duygusuz söylemişti ki, Vasfi’nin söylediklerini algılaması biraz zaman aldı. Bu defa çocuk ondandı. Baba olma fikri hiç olmadığı kadar sarıverdi benliğini.

“Akşama konuşuruz!” diyerek kapattı telefonu, eve gelene kadar kendini çoktan baba olma heyecanına kaptırmıştı bile. Eskiden kurduğu hayallerin en güzel kısmı taptığı kadın Aysun’dan bir evlat sahibi olmaktı. Mış gibi yapıyor olsalar bile kendine ait bir çocuğa babalık etmek istiyordu. Hazır evde bilip güvendikleri bir bakıcı da varken, Aysun’un sadece doğurmaya ikna olması yeterliydi.

Aysun akşam kocasını gözlerini fal taşı gibi açarak dinliyordu.

“Delirdin mi sen? İkinci çocuğu doğurursam bana ne olur hiç düşündün mü?”

“Sen düşün bence! İstediğin spor salonuna veya estetikçiye yollarım seni! Harçlığını da arttırırım! Ağabeyinle konuşurum, bu defa yasal evliliğimizden olacak bu çocuk için hem ek ödeme isterim, hem de belki seni affetmeleri için bir neden olur!”

“Affetmeleri mi? Ben onları affedebilir miyim bilmiyorum!” dedi Aysun ama bu son cümle aklına yatmıştı aslında, ailesi ile yeniden bir araya gelirse, Vasfi ile çocukları hemen şutlardı. O zaman Vasfi’nin elinde para kozu da kalmayacağı için onu dinlemek için bir nedeni de kalmazdı. Devran ile hayal ettiği hayatı yaşamak için geç değildi. Şirketi uzaktan takip etmeye çalışıyordu, devam ediyordu. Ağabeyi muhtemelen o salak kızla evlenmiş ve görevine başlamıştı. Annesi de giderek yaşlanıyordu ve kızını yanında istemesi için bu yeterli bir nedendi.

Vasfi, Aysun’u artık iyi tanıdığı için, yüzündeki ifade ile boşluğa bakışını görünce, söylediklerini değerlendirdiğini yani ikna olduğunu hemen anladı. Onu inatlaştırmamak için sessizce sonucu bekledi.

“Anlaştık!” dedi Aysun, “Ancak bu çocuğa bakacağımı sanıyorsan yanılıyorsun, sadece doğuracağım!”

“Tamam!” dedi Vasfi, neredeyse gözleri dolacaktı. Aysun onun bu saçma duygusallığını fark edince güldü.

“Sahiden istiyorsun sen!” dedi kafasını sallayarak, “Sahiden içinde mi kalmıştı bu!”

Vasfi ona zayıf taraflarını göstermemesi gerektiğini de öğrenmişti, hemen kendini toparladı “Elif de tek kalmaz, iki kardeş birbirlerine destek olurlar ileride.” dedi sahte bir gülüşle.

“Tabi külahıma anlat! Senden olan bir çocuk ailenin mirasına ortak olacak, hesabını yapmışsındır sen! Kurnaz muhasebeci!”

“Mesleki deformasyon!” dedi Vasfi hemen bu iğrenç fikre sahip çıkarak, zayıf görünmektense, çıkarcı görünmek daha iyiydi ve garip bir şekilde de doğruydu Aysun’un söyledikleri.

Bakıcı kadın bu karıkocanın neye güvenip ikinci çocuğa karar verdiklerini anlamasa da, işine devam etmek zorundaydı. En azından bu evde biraz daha kalıp, daha çok para biriktirmek için bir şans olacaktı ona da. Zaten dışarıda bir hayatı yoktu, bir çocuğa bakan, iki çocuğa da bakardı. Elif zaten o kadar uslu bir kızdı ki, onu yoran Aysun’un bitmeyen istekleriydi.

(devam edecek)

Yorum bırakın