Bülent stajının sonuna yaklaştıkça artık Derin ile hayatlarını birleştirebileceklerine inanıyordu. Tayini çıkıp buralardan gittiğinde onu arkasında bırakmak istemiyordu. Olanlar çok acı ve unutulmazdı ama hayatları devam ediyordu. Hamide hanım da oğlu gibi düşünüyordu. Acı unutulmayacaktı ama sonsuza kadar da yas tutamazlardı. Nurhayat hanımın sağlığı da daha iyiydi artık. Devran haklarından vazgeçip, hayatlarından tamamen çıkmıştı. Nerede, ne yaptığına dair kimsenin bir fikri yoktu. Bülent ve Derin evlenip gittikten sonra, iki dünür şehirde baş başa kalacaklardı. Bülent evlerini kurduktan sonra ikisini de sık sık yanlarına alabileceklerini düşünüyordu.
Gitmesine altı ay kala Bülent artık Derin ile bu konuyu konuşmaya karar verdi. Şirket işleri dışında bir görüşme ya da konuşma yapmadıkları için onun kendi hayatı ile ilgili attığı adımlardan da haberi olmamıştı.
Nurhayat hanım ve Derin artık o evde oturmak istemiyorlardı. Aynı şehirde olsa da, başka ve mümkünse uzak ve daha ufak bir evde yaşamlarını yeniden kurmayı deneyeceklerdi. İki kişi kaldıkları için artık kocaman bir eve de ihtiyaçları yoktu, bu evdeki anılarla sürekli yüzleşmek de istemiyorlardı. Bülent fark etmemişti henüz ama evin caddeye bakan yüzüne satılık ilanı çoktan asılmıştı. Hamide hanım arada bir dünürü saydığı Nurhayat hanımı ziyarete gidiyor olsa da bu konudan ona hiç bahsedilmediğinden bilmiyordu. Nurhayat hanım onlardan kaçtığını düşünüp kırılır diye bir türlü bir taşınacağız diyememişti. Derin şirketi devretme kararı almıştı. Gerekli araştırma ve başvuruları yapıp aklındaki yardım derneğini kuracaktı. Zor durumdaki kadınların sığınabileceği küçük bir barınma oteli de açmak istiyordu. Nurhayat hanım, kızının üzerine gitmiyordu ama olanlardan sonra Bülent ile bir evlilik hayalinden vazgeçtiğini fark ediyordu. Derin’in geleceğe dair hiç bir planının içinde ne evlilik ne de Bülent yoktu. Ailelerinden kaybettiklerinden sonra, Bülent’i de kaybetmiş olmanın acısının çok büyük olduğunu tahmin ediyordu annesi ama kızının hayata tutunma planlarını yıkmak istemediği için bir şey söyleyemiyordu. Bülent ile eninde sonunda bu konuyu konuşacaklarını o zaman ikisinin kendileri için en doğru kararı alacaklarından şüphesi yoktu. Bülent çok olgun ve iyi bir çocuktu, bu zamana kadar o da saygıyla Derin’in toparlanmasını beklemiş, yakın durmaya çalışmış ama kızı izin vermediği için fazla yaklaşamamıştı. Hamide hanınım ziyaretlerinde de ikisi de olanları konuşmaktan uzak durdukları için konu Derin ve Bülent’in evliliğine de gelmiyordu.
Bülent, Derin’i bir akşam yemeğine davet ettiğinde, Derin konuşmanın zamanı geldiğini anlamıştı. Bülent’i o kadar çok seviyordu ki, onunla artık evlenemeyecekleri gerçeği ile yüzleşmeye kendini hiç hazır hissetmiyordu. Ancak Aysun’un yaptıklarından sonra iki ailenin hiç bir şey olmamış gibi akraba olmaları mümkün değildi. Bu kötü olay her zaman ikisinin arasında kara kedi gibi duracaktı ve belki istemeseler de bir öfke anında konuyu buralara getireceklerdi. Hayat her zaman güllük gülistanlık değildi. Birbirlerine duydukları büyük aşkın ileride neye evrileceğini kimse bilemezdi. Ayrıca ağabeyinin ve Aysun’un yaptıklarından sonra, en önemlisi de Yurdagül’ün ölümüne neden olmalarından sonra Bülent ile evlenmeyi, vicdanına kabul ettiremiyordu.
Bülent, Derin’den duymayı hiç beklemediği bu sözleri dinlerken neye uğradığını şaşırdı.
“Biz birbirimize merhem olacağız! Olanlar, senin ya da benim suçum değil! Neden bizi cezalandırmak istiyorsun?” diye inledi.
“Birbirimiz her baktığımızda, annelerimiz bir araya her geldiğinde bu konu aklımıza gelecek! O yokmuş gibi yapmaya çalışacağız. Geçmişten hiç bahsetmeden, hatırlamadan yaşayamayız. Kolay kolay sarılacak yaralar açılmadı içimizde Bülent. Hepimizden birinin bir sebepsiz bir tavrını bile belki zaman gelecek o olaya bağlayacağız. Bu ikimiz içinde çok ağır bir yük artık. Üzgünüm ama seninle evlenemem!”
Bülent o akşam ne dediyse, Derin’i evlenmeye ikna edemedi. İkisi de göz yaşlarına boğularak saatlerce konuştular. İkisi de birbirini deliler gibi seviyorlardı. Derin de itiraf ediyordu bunu ama sevginin her şeye yetmeyeceği zamanlar vardı ve şimdi tam da onu yaşıyorlardı.
Bülent gecenin ilerleyen saatlerinde gözleri kıpkırmızı ve morali bozuk gelince Hamide hanım işlerin oğlunun istediği gibi gitmediğini anladı. Bülent bir şey söylemeden elindeki viski şişesi ile kendini odasına kapattı. Devam eden iki gün boyunca gerekmedikçe odasından çıkmadı ve staj yaptığı büroya da gitmedi. Hamide hanım bir kaç kez kapısına gitse de oğlunun ördüğü duvarı yıkamadı. Canı iyice sıkılan Hamide hanım gidip Derin ile konuşmaya karar verdi. Bülent ona bir açıklama yapmadığı için taşınmadan da henüz haberi yoktu. Yan bahçeye geçtiğinde evde neredeyse hiç eşya kalmadığını ve kapıdaki nakliye kamyonunun harekete hazır olduğunu görünce ikinci bir şok yaşadı.
Hamide hanımın bahçeye girdiğini gören Nurhayat hanım, göz yaşları içinde yanına geldi ve onun ellerini tuttu.
“Bir veda bile etmeden mi gidecektiniz?” dedi Hamide hanım şaşkın şaşkın.
“Bülent sizinle konuşmamış değil mi?” dedi Nurhayat hanım üzüntülü bir şefkatle, “Bu evde kalamayız sevgili komşum. Bu hem size, hem bize zor! İki kişi için de çok büyük bir ev burası.”
“O kadar mahcubum ki size karşı, sitem bile edecek yüzüm yok bu gidişinize. Derin, Bülent’i geri çevirmiş sanırım. Bir tek onu anladım!”
“Maalesef!” dedi Nurhayat hanım, “Onlar birbirlerini çok seviyorlar, diliyorum ki bir gün yolları yeniden kesişsin!”
“İnşallah!” dedi Hamide hanım çaresizlik içinde, bu taşınma ile iplerin tamamen koptuğunu iyice anlamıştı. Oğlu da gidince tek başına kalacaktı, Nurhayat hanım ile vedalaşıp, tutamadığı göz yaşları ile eve geri döndü. Bülent konudan haberdar olduğuna göre neden bu halde olduğunu sorgulamaya veya gidip söylemeye gerek yoktu. Devran ve Aysun iki bahçenin içindeki tüm mutlulukları çalmışlardı ellerinden.
Bülent ertesi gün odasından nihayet çıkıp annesinin yanına geldi, odasının camından tüm taşınmayı seyretmişti. Derin gelir, gitmeden bir şeyler söyler diye beklemişti ama Derin gelmemişti. Tıpkı annesi gibi o da suçlayamıyordu bu insanları. Kız kardeşi hayatlarını mahvetmişti. Bir daha adlarını bile anmak istemeyeceklerdi muhtemelen.
“Benimle gel!” dedi annesine Bülent, “Seni burada bırakamam!”
Hamide hanım oğluna sarılıp ağladı uzun uzun, hiç değilse Bülent vardı yanında. Kızına yaptıklarının yarısını bile yapmamıştı oğluna ama şimdi herkesi düşünen bir tek o vardı. Paraları dışındaki tüm zenginlikleri kaybetmişlerdi. Hamide hanım da artık istemiyordu o evde oturmak. Onlar da anne oğul evi satıp, daha küçük bir daire almaya, seçtikleri eşyaları o daireye taşıdıktan sonra da birlikte Bülent’tin tayin olacağı yere gitmeye karar verdiler. O da bu halde oğlunu tek başına bırakmak istemiyordu. Şimdi tutunacak birbirleri kalmışlardı sadece.
Taşınmalarından bir kaç gün sonra Nurhayat hanım, Hamide hanımı arayıp, yeni evlerinin yerini söyledi. Ancak oğluna adresi söylememesini, Derin’in de ona söylediğinden haberi olmamasını özellikle rica etti. Çocukları evlenmemiş olsa da, başlarına bir sürü şey gelmiş olsa da Nurhayat hanım onları ailesi gibi görmeye devam ediyordu. Zaman yaraları sardıktan sonra da, en iyisinin olacağına inanıyordu. İlk ve son defa konu hakkında sadece şu cümleyi kurdu.
“Benim oğlum belki sizin kızınızdan çok daha suçlu. Hem evli, hem karısına hayatımızı borçlu olmasına, hem daha olgun olmasına karşılık bunların olmasına izin verdi! Aysun’un yaptıkları bunların yanında sadece bir gençlik hatası!”
Hamide hanım bir şey diyecek oldu vazgeçti. Aysun’un yaptığı için bir gençlik hatası demek pek mümkün değildi ama bu kadar iyi ve yüce yürekli bir kadınla şimdi bunları tartışmak yersizdi. Birbirlerine bir ihtiyaçları olursa konuşmak üzere söz verdiler. Hamide hanım da evi kapatıp, oğlu ile gideceğini söyledi. Birbirlerinde numaraları vardı, çocuklara söylemeden haberleşmeye devam edebilirlerdi.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.