Aysun’un bir kızı olmuştu. Hamileliği boyunca sürekli ıstırap çekiyor gibi davrandığı için Vasfi ne yapacağını bilememişti. Birlikte uzak bir şehre gitmişler, yeni bir ev ve yaşam kurmuşlardı. Hamile ve problemli bir kadınla bütün bunları yapmak hiç kolay olmamıştı. Aysun’un bitmek tükenmek bilmeyen istekleri yüzünden Vasfi hep hazırdan yemiş, bu yeni yaşamlarını devam ettirebilmeleri için bir iş bulma şansı olmamıştı. Aysun’un onsuz bir dakika bile bir şeyi idare edemeyeceğini anlayınca mecburen bebek gelene kadar onun yanında kalmaya karar vermişti.
Aysun yeni hayatından ve hamilelikten hiç memnun değildi. Bu aptal bebek, hem zenginliğini, hem ailesini, hem konforunu, hem de güzelliğini almıştı elinden.
“Kız çocuk böyle olur! Anneyi çirkinleştirir!” demişti yeni evlerindeki kapı komşuları.
Daha önce apartmanda hiç oturmadığından belki, komşu olayından da hiç hoşlanmamıştı Aysun. Çok meraklılardı bir kere, öyle kafalarına göre çat kapı gelebiliyorlardı yabancıların evine. Kendisinin Devran’ların evine nasıl selamsız girip çıktığını hatırlamıyordu elbette tüm bunlar olurlar. Henüz nikah yapmamışlardı ama herkese evli olduklarını söylemişlerdi şimdiden.
“Geri versin güzelliğimi!” diye ağlamıştı bütün gün Aysun, komşuları patavatsızlık ettikten sonra.
Vasfi ne dediyse ikna edememişti onu hâlâ çok güzel olduğuna. Koca göbeği, şiş ayakları, ay parçası gibi bir yüzü vardı. Karnı sürekli açtı ve yedikçe de daha çok şişiyordu. Bazen “Evimi özledim!” diye ağlıyor, bazen “Ben bunu hak edecek ne yaptım?” diye ağlıyor, bazen de canı bir şey çektiği için Vasfi’nin kafasının etini yiyordu. Vasfi sevdiği kadından bıkmaya başlamıştı neredeyse ama bunun hamileliği ile ilgili olduğuna dair kendini ikna ediyor, çocuk doğduktan sonra hayal ettiği o peri masalına kavuşacaklarına inanıyordu. Vasfi’ye kalsa bebek gelmeden önce gidip nikahı da halledebilirlerdi ama Aysun kabul etmediği için beklemişlerdi.
Aysun ailesinin, hele ki annesinin ona bu kadar kolay sırtlarını dönmüş olmalarını bir türlü kabul edemiyordu. O yüzden ona ceza verdiklerini ve eninde sonunda onu yeniden evine çağıracaklarına inanıyordu. Zaten bebek geldikten sonra annesinin onu tek başına bırakması imkansızdı. Sonuçta babası belli bir çocuktu o, Hamide hanımın da Nurhayat hanımın da torunuydu. Onlara Yurdagül’ün veremediği bir nimet bağışladığını er geç anlayacaklardı. Nikahı öteleyip durmasının nedeni de buydu. Vasfi ile evlenmek istemiyordu o, Devran ile evlenecekti. Böylece hem iki aile, hem iki şirket birleşmiş olacak, güçleri katlanarak artacaktı. Annesinin eninde sonunda bu gerçeği göreceğinden emindi. Şimdi hepsi zavallı, aptal Yurdagül’ün yarattığı acı girdabına sürüklenmişlerdi ama her acı gibi bu da zamanla unutulup, Yurdagül hakkettiği yerde, karanlıkta kaybolup gidecekti. Tek gereken sabırdı bu yüzden. Bir yandan bütün bunlara inanırken, öte yandan ailesinden hiç ses çıkmayınca sinir krizleri geçiriyor karnındaki bebeği suçlamaya devam ediyordu. Bütün bu gelgitlerin sonucunda nihayet doğum gerçekleştiğinde Vasfi, derin bir nefes almayı umuyordu ama öyle olmadı.
Aysun bebek doğar doğmaz, annesini arayıp müjdeyi vermesi gerektiğini tutturdu. Tabi Aysun aramayacaktı, o arayınca açmıyorlardı çünkü. Hatta bir kez Vasfi’nin telefonundan annesini ve ağabeyini aramış ikisi de onun sesini duyunca telefonu kapatmışlardı. Sonrasında Bülent Vasfiye bir şey diyeceği zaman mesaj atmasının yeterli olduğunu söyleyen bir mesaj göndermişti. Aranmak istemiyorlardı.
Vasfi bebeğin doğuşunun ailenin tavrında bir değişiklik yapacağını sanmıyordu ama Aysun’un ısrarı ile Bülent ve Hamide hanıma ayrı ayrı mesajlar yazdı. Bebek kız olarak dünyaya gelmişti ve adını da Hamide hanımın nüfusta geçmeyen göbek adı olan Elif koymuşlardı. Hastaneden çıkıp, eve dönene kadar kimseden yanıt gelmedi. Aysun, Vasfi’nin telefonuna el koymuş sürekli mesajlarla ilgileniyordu. Bebeğin yüzüne bile bakmamıştı hastanede, hemşire o telefonla oynarken göğsüne bebeği yatırıp emzirtmiş, anneden umudu olmadığı için Vasfi’ye sonrasında nasıl yapacağını göstermişti. Eve döndüklerinde kimseden yanıt alamadığı için yine krize giren Aysun, bebeği beslemeyi ret edince, Vasfi çocuğu alıp, yeniden hastaneye gitmiş, bu kadar küçük bir bebeğin mama ile nasıl besleneceğini doktordan sorup öğrenmişti.
Bebek doğduktan sonra işe başlayabileceğini düşünürken, Aysun, kızının yüzüne bile bakmayınca ilk bir hafta çocuğa Vasfi bakmıştı. Bu arada Aysun hiç bir işe elini sürmediği için, alışveriş, temizlik, yemek de ona bakıyordu. Doktor bazı lohusalarda böyle şeylerin olabileceğini söylediği için hayalindeki peri masalını biraz daha ötelemeye başladı. Elif on beş günlük olduğunda Aysun’un tavırlarında herhangi bir değişiklik olmayınca, bir bakıcı tutmanın en doğrusu olduğuna karar verdi. Bu kadın ve bebekle bir süre daha bu eve kapatılırsa, Aysun’dan fena delirecekti. Hamide hanımın yazdığı çekteki paranın büyük bir kısmını harcamışlardı. Eğer bu kızları ile devam etmesini istiyorlarsa, ailenin biraz daha para vermesi gerekti.
Komşuların yardımı ile bir bakıcı bulundu. Karısının zor bir lohusalık geçirdiğini hem bakıcıya, hem de komşulara mahcup bir şekilde açıkladı. Aysun ayaklanır ayaklanmaz, bir spor salonuna yazılmıştı. Aldığı kiloların doğumda gitmemiş olması onu çıldırtmıştı. Aynaya baktığında o narin ve ince vücudunu göremeyince avazı çıktığı kadar bağırmıştı. Her sabah yürüyüşe gidiyor, diyet yemekleri ile besleniyor ve spor salonunda çıkmıyordu. Kendine hiç bir şeyi yakıştıramadığı için sürekli alış veriş yapıyordu. Bakıcı kadın daha ilk haftanın sonunda Aysun’un lohusalıktan değil, şımarıklıktan bu halde olduğu teşhisini koymuştu ama iyi para aldığı için hiç sesini çıkarmıyordu. Bebeğin bakımı hariç, yemek ve günlük temizlik işi de ona verilmişti. Yatılı kaldığı için de kendi evini kapamış, masraftan kurtulmuştu. Tabi Aysun’un hizmetçiliğini yapmak ve kaprisleri ile uğraşmak da kolay bir iş değildi. Zavallı sakin bebek Elif, yatağında uslu uslu yatarken, sözde ona bakmaya gelmiş bakıcı Aysun’un hizmetçiliğini yapıyordu.
Vasfi yine bir muhasebecilik işi bulmuştu. Aysun’un babasının şirketinde üst düzey yönetici olduğundan, öz geçmişi parlak görünüyordu. İyi bir maaşla yine bir muhasebe müdürlüğü işi yapmaya başladı. En azından şimdi düzenli bir gelirleri de olmuştu. Yatılı kadının parası ile bebeğin masrafları da eklenince hazır para iyice tükenme yoluna girmişti çünkü.
Yine de elindeki para tükenmeden Bülent’e, Aysun’un payına ihtiyaçları olduğunu anlatan bir mesaj yazdı. Bakıcı ve bebek masrafları için özellikle şarttı. Stajını tamamlamasına çok az kalan Bülent Vasfi ile de konuşmak istemediğinden, ona mirasın tamamını teslim edemeyeceğini ancak ihtiyaç oldukça belirli bir miktarını onun hesabına aktarabileceğini yazdı. Hatta altı ayda bir belirli bir tutar yollayacak, arada herhangi bir talebi kesinlikle karşılamayacaktı Vasfi, Hamide hanım ile böyle anlaşmadıklarını yazsa da, Bülent annesinin Aysun’un yaptıklarından sonra kızını mirastan men edebileceğini söylemesi üzerine ısrar edemedi. Teklif edilen miktar az değildi, kendisi de çalışıyordu. Şimdilik idare edebilirlerdi. Bakıcı geldikten ve kendi ile ilgilenmeye başladıktan sonra Aysun daha sakinleşmişti. Vasfi artık nikahlarını yapıp karı koca olarak yaşamaya başlamayı iple çekiyordu.
Derin, Yurdagül’den kalanlarla bir kadın derneği kurmak istiyordu. Böylece onun anısına zor durumda kalan kadınlara yardımcı olabilirlerdi. Olanlardan sonra onun da kendini adayabileceği böyle bir yardım hizmetine ihtiyacı vardı. Kadınların yaralarını sardıkça, belki annesinin ve kendisinin içindeki yaraları da sarabilirlerdi. Aysun’un masum, çocuk yüzünün arkasındaki şeytanı nasıl göremediklerine dair sık sık sohbet ediyorlardı. Aysun’un gerçekten hamile olabileceğine inanmadıkları için şimdilik bebek ile ilgili bir şey konuşmuyorlar, düşünmüyorlardı da.
(devam edecek)