Sır – Bölüm 38

Gözde yeni evlerinde ki ilk gecelerinde heyecandan uyuyamadı bir türlü. Günlerdir koşturup durmaktan, hayatının nasıl değiştiğini, hayatında ilk defa güzel bir evde yaşayacağını düşünecek fırsatı olmamıştı. Tabi bu koşturmanın neredeyse tamamında Nevzat’ın hep yanında olması da başka şeyler düşünmesine engel olmuştu. Kırılacak bir eşyaymış gibi davranıyordu Nevzat ona, bir şeyi kaldırmak istese gelip yardım ediyor, onu gülümsetmek için gözünün içine bakıyordu.

“Yakında açılır bu çocuk sana!” demişti Kerime hanım evleri kapatmadan önce, “Bence geri çevirme!”

Hasan’da, ağabeyini sıkıştırıyordu ha bire, “Annemin kızını benden isteyeceksin, ona göre!” diyordu gülerek. Gözde ve Nevzat dışında herkes bu iş çoktan olmuş gibi davranıp, konuşuyorlardı aslında.

Nevzat her sabah erken çıkıp, Gözde’yi salona bırakıyor, akşam da iş çıkışı gidip alıyordu. Gülfem hanım da bu işin adı konması gerektiğini düşünüyordu artık ama kendisi hâlâ Behçet beye cevap vermemişti.

Kerime hanım ve Sultan hanımla ilk karşılaşmalarında kendini öyle sıcak bir ortamda hissetti ki nasıl olduğunu anlamadan anlatıverdi Behçet beyle olanları onlara da. İki yaşlı kadının onu eleştireceklerini zannederken, ikisi de boşa oyalandığını söyleyince bir anda yüzüne bir gülümseme yerleşiverdi.

“Sahi mi diyorsunuz?” dedi keyifle.

“Durduğun kabahat!” dedi Kerime hanım da. Eskiden Mustafa ve Gözde ile sınırlı hayatı renkleniyordu giderken onun da. Mahalleden ayrılırken üzülmüştü biraz, tanıdığı yerden gidiyor diye ama geldiklerinden beri öyle güzel ilerliyordu ki herkes, yeni insanlar tanıyıp, ahbaplar edindiğine o bile seviniyordu.

Gülfem hanım az kalsın, “Çifte düğün yaparız o zaman!” diyecekti ki Nevzat’ın annesinin de orada olduğunu hatırlayıp tuttu çenesini. Ertesi gün telefon açtı kızına ve konuşacak önemli bir konusu olduğunu söyledi.

Sultan hanım da Nevzat’ı sıkıştırıyordu iyice, “Hadi artık açıl şu kıza, sabah akşam berabersiniz! Laf söz olur!” diyordu ellerini beline koyup.

Nevzat’ta istiyordu ama nasıl yapacağını bilemiyordu henüz. Öyle kolay değildi ki, birden bire insanın sadece kendi mutluluğunu düşünmesi. Gözde’nin onunla bir ömür geçirmek isteyeceğinden de, onun için doğru kişi olup olmadığından da emin değildi.

Sonunda Hasan’ın da ısrarı ile gidip bir yüzük satın aldı, hazır olana kadar bir yüzüğün cepte durmasının kime ne zararı olabilirdi ki? Böyle kandırmıştı Hasan ağabeyini. Annesinin kızının, ağabeyine karşı boş olmadığından çok emindi o da herkes gibi, nedense bir tek Nevzat emin değildi bundan. Gülfem hanım da boş durmuyor, Gözde’yi sıkıştırıyordu artık. Kızı ve oğlu annelerinin yenide evlenme fikrine önce bozulsalar da sonradan anlayış göstermişlerdi. O da Behçet beyin teklifini kabul etmişti tabi. Kendi parmağındaki yüzükten gözünü alamadan sürekli Gözde’ye hadi senin de parmağında bir yüzük görelim deyip duruyordu.

Gözde’de Nevzat’ın onu beğenip, istediğinden emin olamıyordu bir türlü. İki çekingen aşık herkesin sabrını taşırmaya başlamışlardı artık.

Sultan hanım her gün geliyordu Kerime hanımı yoklamaya, uzun oturup kalkamazsa Nevzat’ı da çağırıyorlardı yukarıya. Hasan’da teyzesin görmeye Gözde’lerin evine gelmeye başlamıştı artık. Böylece bir kere de hepsini görüp dönebiliyordu evine. Mustafa’yı alıp, Nevzat ağabeyi ile ilk karşılaştıkları kafeye götürmüştü. Kafe sahibinin de engelli bir kardeşi olduğu için hemen sempati duymuş almıştı Mustafa’yı yanına.

Hasan’ın da Kerime hanımlarda olduğu bir akşam, Sultan hanım da orada olduğundan, Nevzat’ta çıktı Gözde ile yukarıya. Herkesin alışık olduğu bir durum olduğundan hemen sofra kurulmaya başlandı. Hasan’da garip bir heyecan vardı o akşam. Nevzat hissetse de herkesin içinde sormak istemiyordu. Niyeyse kardeşinin aşık olabileceği gelmişti aklında. Yemekten sonra masayı toparlarken sıkıştırır sorarım diyor, erteliyordu kendi kendine ama Hasan sanki kasten yapıyor gibi çay demlenene kadar kaçıp durdu yanından. Gözde’de fark etmişti Hasan’ın değişik, heyecanlı halini ama o da soramamıştı bir türlü. Bulaşıklar toparlanıp, çay olana kadar herkes salona yerleşince, Hasan geçip Kerime hanım ile Mustafa’nın arasına yerleşti. Nevzat artık kardeşinin ondan kaçmaya başladığını düşünüyordu ki, Sultan hanım ona fırsat vermeden söze girdi.

“Kerime hanım, Gözde’nin rahmetli annesi aramızda olmadığından ben en yakın büyüğü olarak sizi görüyorum!”

“Allah razı olsun, Gözde kızım gibi gerçekten!” dedi Kerime hanım, “Kendi evladımdan görmediğim hürmeti, sevgiyi gördüm ben ondan!”

Annesinin nereye varacağını merakla bekleyen Nevzat’ın gözü, yaşlı kadınla Mustafa’nın arasında kıpırdanıp duran Hasan’a takılıyordu sürekli.

Gözde’de sevgiyle salladı başını Kerime hanımı onaylayarak, bu salonda oturan herkes onun gerçek ailesiydi ona göre.

“Oğlumun bir süredir kızınıza karşı hissettikleri hepimizce malum!” dedi Sultan hanım sonra pat diye. Gözde ve Nevzat’tan başka herkes yüzünde bir gülümseme ile başını sallamaya başladı.

“Anne ne yapıyorsun?” diyecekti Nevzat ama Gözde ile göz göze gelince ne yapacağını bilemedi.

“Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızınız Gözde’yi oğluma istiyorum!” diye devam etti Sultan hanım gülümsemeye devam ederek, “Tabi Hasan oğlum için de uygunsa!”

“Çok uygun!” dedi Hasan yüzündeki kocaman gülümsemeyle ağabeyine bakıyordu.

Gözde’de şaşırıp kalmıştı ki Hasan, “Ağabey yüzük!” dedi kaş göz ederek.

“Gözde’nin fikrini de sormak gerek tabi!” dedi Kerime hanım.

Nevzat ve Gözde hariç herkes günlerdir bu günü planlıyordu. Mustafa bile ağzından hiç bir şey kaçırmamış, her şey ortaya çıksa bile yine de konuşup, sürprizi bozmamak için eliyle ağzını kapatıyordu.

Gözde, Kerime hanım cevap bekleyerek ona bakmaya başlayınca, soru dolu gözlerle Nevzat’a baktı. Nevzat bir şeyler yapması gerektiğini anlıyordu ama ne yapacağını kestiremiyordu henüz. Hasan’ın işaretiyle düşünmeden yüzük kutusunu çıkarmıştı cebinden. Gözde de onun yüzüne bakıp bekleyince ayağa kalkıp, onun önüne gitti ve diz çöktü.

“Önce teklif etmem gerekirdi sanırım!” dedi yüzü kıpkırmızı olarak, sonra yüzük kutusunu çıkarıp Gözde’ye uzattı.

Gözde tir tir titriyordu heyecandan, ne yapacağını bilemediği için uzanıp aldı yüzük kutusunu Nevzat’tan ve içindeki yüzüğü alıp parmağına taktı. Bu beceriksiz teklif ve cevabı güldürmüştü diğerlerini. Heyecandan kalpleri duracak gibi olan Nevzat ve Gözde’de gülmeye başladılar ve sonra sarıldılar birbirlerine.

İki gencin birbirlerine bir türlü açılamadığını gören Kerime hanım ve Sultan hanım kendi aralarında ne yapacaklarını konuşurken gelen Hasan planlamıştı hepsini. Böylece hayatları boyu unutamayacakları bir evlenme teklifi ve isteme merasimi yaşamış oldular.

Gözde ve Nevzat’ın nişanlılık dönemler, Gülfem hanımın nikahı ve balayı dönüşüne kadar sürdü. Behçet bey bir aylık upuzun bir balayı planı yapmıştı. Sade bir nikah töreninde sonra bir aylık uzun seyahatlerine başladılar. Gözde ve Nevzat’ın evlilik başvurusu, gün almaları da zaten ancak yetişmişti. Onlar da Gülfem hanım gibi sadece nikah olsun istediler. Gözde’nin şahidi, Gülfem hanım, Nevzat’ın şahidi ise Hasan oldu. Yurt müdürü, karısı, çalışanlar ve yurttan Gözde’yi tanıyanlar ile eski mahallerinden dostları ve tabi ki Salih usta da geldiler nikahlarına.

Hayatında çok önemli değişiklikler, çok mutlu ve duygusal anlar yaşayan Hasan zorlanıyordu en çok. Ağabeyinin yanında başka bir hayatı, babasının yanında başka bir hayatı vardı artık. Babası ve ailesinin kulağına gitmesin diye gizlice sürdürüyordu yeni ailesi ile olan hayatını. Kendi koparıldığı ailesine, annesinin kızı dahil olmuştu şimdi gelin olarak.

Kim kimin nesi oldu konusu epeyce karıştığı için artık kimse sorgulamıyordu. Hepsi bir arada çok mutluydular ve önemli olan da buydu.

SON

Sır – Bölüm 38’ için 2 yanıt

Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et