“Söylediğim sayılarla bir ilgisi olmalı!” dedi Ava, “Herhangi bir tehlike sezmiyorum!”
Yıllardır yanında olan robotun sezgilerine güvenen Tansu son basamakları tırmanarak açılan kapıdan içeri girdi. Kendi evlerinden geçide açılan gizli kapı gibi bir başka eve ulaşmışlardı. Geçit evin mutfağındaki dolapların içine çıkıyordu. Eğilerek kapaklardan birini ittirdi ve mutfağa ulaştı Tansu, Ava’da hemen arkasından içeri girdi ve doğrularak etrafı dinlemeye başladıktan sonra “Temiz! Kimse yok burada!” dedi ve birlikte etrafı incelemeye başladılar.
“Neredeyiz böyle, burası kimin evi?” diye mırıldandı Tansu. Mutfaktan geçilen oturma grubu yerleştirilmiş geniş odada eski tip kanepenin hemen arkasında duran raflardan birine tutturulmuş büyük bir zarf vardı. Zarfın üzerindeki çocuk çizimini yıllar önce babasına çizmişti Tansu. Yine de etrafı iyice incelemeden zarfa uzanmaya cesaret edemedi. Temkinli bir şekilde evin her yerini dolaştılar ki zaten toru topu bir oda bir salon küçük bir evdi burası. Issız ve loş bir sokağa bakan pencerelerine kalın perdeler takılmıştı. Tansu’nun alışık olmadığı bu eski eşyalar ve tuhaf ev saklanmaları için mi ayarlanmıştı. Kim tarafından?
“Bence zarfı açmalısın!” dedi Ava ve ikisi birlikte rafa doğru ilerlerdiler. Tansu babasına çizdiği bu resme bakarken gözleri doldu sonra zarfın yapıştırılmış ağzını yırtarak açtı ve içinden küçük panelli bir cihaz çıktı.
“2060 model bir dijital mesaj kutusu!” dedi Ava.
“Mesaj kutusu mu? O da ne?”
Ava cihazı Tansu’nun elinden alıp, üzerindeki düğmelere dokundu ve Ertim beyin görüntüsü ekranda belirdi.
“Baba!” dedi Tansu heyecanla.
“Bu bir kayıt!” diye düzetti Ava onu.
“Buraya kadar ulaşmış olmana sevindim kızım!” diyerek devam etti Ertim Beyin kaydı, “Çok korkmuş ve olanları anlamamış olmalısın! Buraya kadar geldiğine göre annen ve ben yanında değiliz.” diye başlayan kayıt, Tansu ve Ava’nın ulaştığı yerin güvenli bir ev olduğu ve yüksek elitlerin yaşam alanlarından çok uzakta Re-gaya halkının yaşadığı yerde olduğunu anlatıyordu. Buradaki hayat elit çocuklarının bilmediği bir haldeydi. Onlar dışarıda bir halk olduğunu bilseler bile ne şartlarda yaşadıklarından habersizlerdi. Buraya gelirken fark ettikleri gibi hem robot hem de o bildiklerinin farkında olmadıkları bazı bilgiler hatırlayacaklardı. Bir anda gerçekleşmeyecek bu hatırlamaların bir kısmı kademeli olarak gelirken bir kısmı da bazı tetiklenmeler sonucu ortaya çıkacaktı. Bu ikisinin de güvenliği için alınmış bir önlemdi. Doğduğundan beri bilinç altına işlenen bilgiler, robot sayesinde ortaya çıkacaktı. Ertim bey bildiği her şeyi kızına transfer etmişti. Böylece Tansu tüm tetiklenmeler tamamlandıktan sonra onun içeriden yaptığı işlere devam edebilecekti.
“Hangi işler?” dedi Tansu, hiç bir şey anlamamıştı.
“Sanırım baban asilerle çalışıyormuş!” diyerek araya girdi Ava.
“Ne? Bu imkansız onlar babamı öldürdüler!” dedi ama sonra babasının anlattıklarını dinleyince robotun tahmini doğru çıktı.
“Albız Yeki herkese babamı asilerin öldürdüğünü söyleyerek yalan mı söyledi yani?” dedi Tansu şoka girmiş bir şekilde “Annemi de asilerle iş birliği yapmakla suçlayarak nereye varmaya çalışıyor?”
“Baban bu kaydı yaptığı sırada bunları bilemez! Bu soruların cevaplarını zamanla öğreneceğiz sanırım!” dedi Ava. Kayıt tam iki buçuk yıl önce cihaza yüklenmişti.
Ertim bey kızının olanları tam olarak anlayabilmesi için evde başka ip uçları da bırakmıştı. Bu kayıt sadece ilk anda bilmeleri gerekenleri içeriyordu.
“Yani daha önce babam da buraya gelmişti!” dedi gözleri dolarak.
Rafların birinde bileğe çip takmaya yarayan bir enjeksiyon bulunuyordu. Enjeksiyona yüklenen çip, on sekiz yaşını doldurmamış olan Tansu’nun başka bir kimlikle halkın içinde yaşamasını sağlayacaktı. Bu çipin yarattığı kimlikle ünitelerden ihtiyacını karşılayabilecekti. Dışarı çıkarken üzerinde getirdiği giysileri asla kullanmamalıydı. Babası onun tahminini bedenine göre bir kaç giysiyi eve hazırlamıştı. O dışardayken Ava hep evde kalacaktı. Halkın hiç bir zaman robotları olmamıştı. Tansu için özel hazırlanan kimlikteki kişinin adı Kaygun Çağlak’tı, yirmi dokuz yaşındaydı ve doğuştan bir ayağında sorun olduğu için aksayarak yürüyordu. Tansu’nun dışarıda zorlanmaması için çip bedenine girer girmez bir ayağı kendiliğinden aksamaya başlayacaktı. Bunun için korkmasına gerek yoktu. Tüm ailesi salgınlarda öldüğünden kendi başına yaşıyordu. Hükümetin sağladığı yardımlar dışında bir kredisi yoktu. Ayağı aksadığı için bir yerde çalışmıyor engelli sayılıyordu. Çip Tansu’nun bileğine yüklendikten sonra tüm sistemlerde kayıtları açılacaktı. Gerçek Kaygun Çağlak beş sene önce salgında ölmüştü. O yüzden çip yüklenir yüklenmez her gün mutlaka üniteye gidip, gıda ve giysi desteğini alması gerekiyordu. Gıda desteği her gün, giysi desteği ise sadece üç ayda bir yapılıyordu. Daha öncekilerin kullanmış olduğu yıpranmış giyecekler onarılıp, yeniden halka dağıtılıyordu. Hükümet zaten yok edeceği insanlar için ekstra her türlü harcama yapmaktan kaçınıyordu.
“Peki ben burada ne yapacağım?” diye sızlandı Tansu, “Anneme ne olacak?”
“Belki babanın onun için de bir planı vardır” dedi Ava ama hiç bir şeyden emin olamazlardı, “Şu çipi bileğine yükleyelim!” diyerek enjeksiyonu aldı ve Tansu’nun hazırlanmasına fırsat bırakmadan tetikleyip, çipi Tansu’nun derisinin altına gönderdi. Çip yerini bulunca bileğinin iç tarafında çipli olduğunu gösteren yeşil ışık hemen yandı.
“Yirmi sekiz yaşındayım vay be!” dedi Tansu bir anda “On yaş büyüdüm!”
“Dışarı bensiz çıkacağın için çok dikkatli olmalısın, babanı duydun! Kimse gerekmedikçe konuşmayacaksın, şapkanı asla çıkarmayacaksın ve oyalanmadan hemen geri geleceksin! Bir saat sonra ünite dağıtımı başlıyor olacak!”
“Dağıtım ünitesini nasıl bulacağım peki?”
“Sanırım kalabalığı takip edeceksin!” dedi Ava, camın önünden geçen insanların ayak seslerini duyunca. İkisi birden perdenin arkasına geçip gizlice dışarı baktılar. Üstleri başları dökülen on, on beş kişi geçiyordu. Hava kararmadan ünite haklarını alıp geri gelmeleri gerektiğinden erkenden gidip dağıtım üniteleri önünde sıraya giriyorlardı. Bulutların arkasından sızar gibi görünen güneş ışığı tamamen kaybolduğunda virüslülerin dışarı çıkma saatleriydi. Tüm gün kapalı kaldıkları için rahatlamak için o saatte çıkmalarına izin veriliyordu. Virüse yakalananlar her mahallede kurulan özel bloklarda tutuluyorlardı. Onların gıda ihtiyaçları farklı şekilde sağlandığından ünitelere gitmelerine gerek yoktu. Bir çok salgında olduğu gibi o bloklara girip de iyileşip çıkana pek rastlanmazdı. Kollarındaki çipler sıfırlandığı için sadece sokaklarda dolaşabiliyor, herhangi bir yere giriş çıkış sağlayamıyorlardı. Işığa maruz kalmamaları gerektiği için de mecburen bloklarına geri dönüyorlardı. Güneş doğmasına yakın özel güvenlik güçleri sokaklarda dolaşıp dışarıda kalan olursa diye kontrol ediyorlardı. Bloğuna dönmeyenler hemen tutuklanıp, deneylerde kullanılmak üzere kimsenin bilmediği o özel alanlara götürülüyorlardı. Gerçekten hasta olmadıkları için vücutlarındaki tepkimeler sonlandırılıp, yeni ilaç ve kozmetik deneylerinde kobay oluyorlardı.
Şartların elverişliliğini çoktan yitirmesinden dolayı, canlı hayvan türü kalmamıştı. Elitlerin çocuklarını eğlendirmeleri için robot hayvanlar üretilmişti. Bunlar kedi ve köpek arası, dışı kürklü ve görünüşleri eski hayvanlara benzeyen androidlerdi.
Çocuk olmadığı için halk için okullar açılmıyordu, sağlık kuruluşlarından başka kamu kuruluşu da yok denecek kadar azdı. Günlük ihtiyaçları hükümet tarafından karşılandığı ve çalışmadıkları için kendilerini çok şanslı ve mutlu sayıyorlardı. Bütün gün kimi taşınabilir, kimi sabit ekranlarda verilenleri izleyip, hükümetin sağladığı atıştırmalıkları yiyorlardı. Kullandıkları hiç bir şey onları daha iyiye taşıyacak güçte değildi. Ancak parlak ambalajlar ve süslü sözlerle ve tabi kanlarında dolaşan parçacıklar sayesinde kendilerini ışıltılar içinde ve rahat bir yaşamın içinde sanıyorlardı. Tansu’nun da tam olarak bu insanlara uygun yaşaması gerekiyordu.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.