Bengi hanım hain ilan edildiğini duyunca ilk aklına gelen kızına ne olacağı olmuştu. Albız’ın onun hain olmadığını bildiğinden yüzde yüz emindi. Daha önce kocasının başına gelenlerde onun parmağı olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlıyordu. Tansu’nun güvende olması için kocasının doğumundan beri almış olduğu önlemlerin işe yaramasını dilemekten başka şansı yoktu artık. Tansu bir yetişkin olmak üzereydi ama yaşadıkları hayat hakkında diğer elit çocuklarından fazlasını bilmiyordu ve kime güvenip, kime güvenemeyeceğinden asla emin olamazdı. Yine de aksi ispat edilene kadar annesinin bir babasını öldürten bir vatan haini olduğu damgası ile yaşamak zorundaydı.
Arkın ve iki adamı bilek çiplerinin aktif olmasının ardından Re-gaya’ya giriş yapmışlardı. Bu defa yapacakları iş çok tehlikeli olduğundan önceden gelmişlerdi. Re-gaya’da son altı aydır güneş ışıkları ile tetiklenen ve insan cildi üzerinde cerahatli kabarcıklara neden olan bir hastalık yayılmaya başlamıştı. Son yirmi beş yılda hayatta kalan nüfusu daha hızlı tüketmek için uygulanan yöntemlerden biriydi bu. Artık hızlı bir yok ediş sürecine girildiğinden aşı ya da benzeri sahte çözümler sunulmuyor ancak kontrolü kolaylaştırmak için sokağa çıkma yasakları uygulanıyordu. Hastalık zaten kanlarında dolaşan robot parçacıkların güncellenmesi ile ortaya çıkıyordu. Parçacıklar derinin cerahat üreterek var olduğunu sandığı virüsü dışarı atmaya çabalaması için programlanıyordu. Yani vücut aslında var olmayan bir virüs ile mücadele ediyordu. Virüsün ortak belirtileri aynı anda rastgele seçilen insanlarda ortaya çıkıyor, program bilek çiplerinden takip edilen insanların yakın temasta olduğu diğer insanların parçacıklarındaki programı aktif ediyor onlar da hastalandıklarını sanıyorlardı. Korkutucu olması için ölümcül sonuçlara ihtiyaç olduğundan, yine rastgele seçilen insanlara parçacıklar sayesinde kalp krizleri geçirtiliyor ve virüsten öldükleri duyuruluyordu. Son yirmi beş yılda nüfus yüzde altmış oranında azaltılmış olsa da vaat edilen besin veya hayat kalitesindeki artışların hiç biri gerçekleşmemişti. Sürekli algı ve zihinlerine müdahale eden insanlar azalan nüfusa rağmen kaynakların neden daha verimli kullanılmadığını sorgulamıyor, günlük hayatlarına devam ediyorlardı. Re-gaya’da yaşayan elit nüfusun artışı da kontrol altında tutuluyordu. Tek çocuktan fazlasına sahip olmak isteyen elitler oldukça yüksek vergiler ödemek zorundaydılar. Tüm rahat imkanlara rağmen kaynaklarını vergiyle yeniden hükümete vermek istemeyen elitlerin bir kısmı hiç çocuk sahibi olmazken, bir kısmı da sadece tek çocukta kalıyordu. Komitenin bu elitlere ihtiyacı olduğundan nüfus artışının durması da işlerine gelmiyordu elbette. Devam etmesi gereken soylarda çiftler çocuksuz yaşamayı seçiyorsa, onların zihinlerine de müdahale edilerek çocuk sahibi olmaları sağlanıyordu. İçeride komitenin yönetemediği neredeyse hiç bir şey yoktu. En üst düzey ve ayrıcalıklı elitler bile dış müdahalelerle yönlendirilip, kendi iradelerini kullandıklarını sanıyorlardı. Klonlar zaten doğrudan komitelerce kodlandıkları için hayatlarının hiç bir alanında irade kullanmaları söz konusu değildi.
Tansu ve Ava bir saattir yerin metrelerce altına inen geçitten ilerliyorlardı.
“Bu geçidi kim yapmış?” diye sordu Ava etrafı taramaya devam ederken.
“Bilmiyorum ama görünüşe göre ilk geçenler biz değiliz!” diye yanıtladı Tansu. Toprak zeminde kalan ayak izleri geçidin ilerisine doğru devam ediyordu.
“Sen bu geçidi nasıl öğrendin?” diye sordu Ava bu defa, doğduğu günden beri Tansu’nun yanındaydı ve kendi kayıtlarında bu geçide dair hiç bir bilgi bulunmuyordu.
“İnan bana sorduğun hiç bir soruya verecek cevabım yok, sadece biliyorum!” dedi Tansu, “Keşke annemi de yanımıza alabilseydik!”
“Bengi Kağan’a bir şey olmayacak merak etme!” dedi Ava.
“Umarım sen de benim gibi ne söylediğinden eminsindir!” dedi Tansu yeniden ağlamaya başlayarak, “Bütün bunların ne anlama geldiğini anlayamıyorum! Bu geçit bizi nereye götürüyor böyle?”
Ülke planlarında gözükmeyen çoğu dehliz asiler tarafından yıllarca insan emeği ile kazılmıştı. Ülke güvenliğine ait sistemlerde gözükmemesi için çeşitli teknolojilerle korunuyordu. Asilerin Re-gaya’ya girdikten sonra bazı yerlere ulaşmalarını veya dışarı çıkaracaklarını stoklamaları için bu dehlizlere ihtiyaçları vardı. Ertim beyin evindeki geçit sadece güvenlik amacıyla ana dehlize bağlanmıştı. Ertim bey asilere ulaştıracağı hiç bir şey için bu yolu kullanmamıştı. Onun haricinde Re-gaya’da geçitten haberi olan tek kişi Tansu’ydu ama o da bunun farkında değildi. Ta ki Ava onun zihnindeki bu bilgiyi tetikleyene kadar. Ertim bey kızına eski yöntemleri kullanarak bir çeşit teknolojik hipnoz uygulamıştı. Bir çocuğun yanındaki bakıcı robottan kimse şüphelenmediği için hipnozun anahtarı Ava’nın programındaydı. Ava’nın yok edilmesi, bozulması ya da Tansu’ya ulaşamaması durumunda ise başka yedek planlar vardı. Ancak bu planların devreye girebilmesi için önce geçidin onları götürdüğü yere ulaşmaları gerekiyordu.
Küresel komite Bengi Kağan’ın yok edilişini sadece Türkiye değil diğer tüm ülkelerde de izlenmesini istiyordu. Herkes asilere ve onlarla iş birliği yapanlarla ne kadar ciddi bir mücadele yapıldığını görmeliydi.
“Tek bir kadını yok ederek kahraman mı olacaksınız?” diyordu Bengi hanım kapatıldığı tecrit alanından, “Asilerle bunca zamandır baş edemediniz, benim onlarla hiç bir bağım yok! Kime neyi ispatlıyorsunuz?”
Tecrit odasından yükselen bu çığlıklara kimse cevap vermiyordu elbette, sadece Ertim beyin canlı izlemesi için bir transfer sağlanmıştı. Ertim beyin buna hiç itirazı yoktu çünkü dışarıdaki dostlarının karısını kurtaracağına inanıyordu ve bu kurtuluşu da canlı olarak izleyecekti bu sayede.
Arkın ve adamları yok ediliş tarihi duyurulana kadar saklanacakları güvenli yere geçip beklemeye başladılar. İçerideyken dışarıdan hiç kimse bağlantı kurulmuyordu. Böylece yakalansalar bile dışarıdakilere ulaşılacak bir ipucunu taşımıyor olacaklardı. Neyse ki şimdiye kadar hükümet görevlileri hiç bir asiyi ele geçirememişti. Yine de çok dikkatli davranmaya devam ediyorlardı.
İçeri giren her asinin bağlandığı özel bir iletişim kanalı vardı ve bu kanal yayınını yok edilene kadar Ertim Kağan sağlıyordu. Onun ortadan kaybolduğu günden beri içeriden de bilgi akışı olmadığından giren asiler kendi başlarınaydı. Bu yüzden son aylarda büyük işler için harekete geçilmemişti. Ta ki bu operasyona kadar.
Üç saatlik yürüyüşte birden çok kez karşılaştıkları çatallardan doğru yol olduğunu düşündüklerine saparak nihayet bir kapağa ulaşan Tansu ve Ava temkinli bir şekilde kapağın büyük demir vanasını çeviriyorlardı.
“Umarım doğru yerdeyizdir!” diye inledi Tansu bütün gücünü kullanarak açılan kapağı iterken. Kapağın açılışı ile birlikte Ava’nın yaydığı ışıkta havalanan tozlardan başka bir şey göremediler önce. Sessizce bekleyip, hareket olmadığını anlayınca içeri girdiler. Yol boyunca ilerledikleri dehlizler gibi oyulmuş görünen bir odaydı burası ve bir duvarında bulunan demir merdivenler yukarı çıkabileceklerini gösteriyordu. Tansu dikkatli adımlarla merdivene yaklaştı ve sağlamlığını kontrol ettikten sonra tırmanmaya başladı. Ava tüm sensörleri açık etrafı dinleyerek onu takip ediyordu. Giderek daralan dik bir koridorda bir süre daha tırmandıktan sonra yeni bir kapakla karşılaştılar. Ancak bu defa kapağın üzerinde bir vana değil, dijital bir pano bulunuyordu. Onlar kapağa yaklaşınca sensörler yardımıyla yanan ışığın ardından Re-gaya’nın her yanında bulunan bilek çipi okuma panellerinden biri olduğunu fark ettiler.
“Benim çipim yok ki!” dedi Tansu nefes nefese, tırmanırken kan ter içinde kalmıştı.
“3-7-9-4-1-4-X-U-9-2-H-6” dedi Ava
“Ne söylüyorsun?” diyerek merdivende hemen arkasında duran robota baktı Tansu ve o sırada panel bir bilek çipi okunmuş gibi yeşile dönerek kapağı kendiliğinden kaldırırken, “Hoş geldin Tansu Kağan!” anonsu duyuldu.
Tansu yakalandıklarını düşündüğü için hızla bir adım geri atınca az kalsın ikisi birlikte tırmandıkları koridor boyunca düşeceklerdi. Ava son anda kendini geri atarak Tansu’nun kaymasını engelledi ve duruşlarını düzeltmelerini sağladı.
(devam edecek)