Gönül Bağı- Bölüm 16

Efsun çok mutlu olmuştu iş haberine ve bunu bir barış çubuğu olarak değerlendirmişti. Demek ki sakin kalınca her şey yavaş yavaş yoluna giriyordu. Onun da çalışacak bir yeri olursa kafasını böyle şeylere takmak için de daha az zamanı olurdu.

“Gördün mü bak!” dedi İbrahim eve girdiklerinde, “Sen onları beğenmiyorsun ama onlar seni düşünüyorlar!”

Ağzını açacakken sustu yine, artık bu tuzaklara düşmeyecek, daha akıllı davranacaktı. Bütün aile gerçekten bu işte garip bir şekilde ustalaşmışlardı ve onlarla baş etmeye çalışmak yerine savuşturmak çok daha kolaydı.

“Haklısın kocacığım ben yanılmışım çok iyi insanlarmış!” dedi sakince.

İbrahim onun tepki vermesini beklerken, yumuşak davranmasına şaşırdı, “Git görüş bakalım, zaten istiyordun!” dedi yumuşak bir sesle ve fazla surat asmadan yatıp uyudu.

Efsun zaten daha önceden hazırlamış olduğu öz geçmişini ertesi gün yemekte doktor eltisine verdi ve yeniden bu nazik davranışı için teşekkür etti. Efsun’un davranışları yumuşadıkça diğerlerinin de tavırları yumuşamaya başladı. Bir hafta sonra Efsun poliklinikte göreve başlayacağını öğrenmiş, evde de durumlar sakinleyip toparlanmaya başlamıştı.

Zarife kızının oldukça lüks olan bu yeni poliklinikte çalışmaya başlayacağını duyunca çok sevindi.

“Hayatta her zaman lâzım bilgiler öğreneceksin!” dedi sevinçle, “İnsan bazen ne yapacağını bilemiyor hafif şeylerde bile! Aferin benim güzel kızıma! Yengene de aferin, bak ne güzel yer bulmuş sana!”

“Evet sağ olsun!” dedi Efsun doğal olmaya çalışarak. Herkesin kalkanları inmiş olsa da kimsenin birbirini yürekten sevip, kollamadığını anlamıştı bu evde. Diğer üç gelin de ne kadar bir arada hareket edip, çok anlaşıyormuş gibi görünseler de altta alta üstünlük yarışı içine girmişlerdi. Kerime hanımın onayı ailede çok önemliydi. Hem oğulları, hem gelinleri, hem de kocası için. Nurullah bey onca ağırlığı ve otoritesine rağmen her şeyde önce karısının gözünün içine bakıyordu.

Gelinlerin evlerindeki huzuru korumaları için Kerime hanımı hoş tutmaları, memnun etmeleri gerekiyordu. Efsun ise sadece sınırları korumak istiyordu. İbrahim ile aralarındaki buzlar çözülmeye başlamıştı. Bir kaç gecedir en azından birbirlerine sarılıp uyuyorlardı. Efsun kocasının sıcaklığını özlediğini fark etmişti, onu gerçekten seviyordu.

Hastabakıcı olmak için bilinmesi gereken temel şeyler konusunda eğitimler başladığında kendini çok daha iyi hissetmeye başladı. Onunla birlikte beş personel daha eğitim alıyordu. Günler ilerledikçe hemşirelerin yaptığı bazı konularda da eğitimler vereceklerini söylediler. Kan almak, iğne yapmak, tansiyon ölçmek, hatta çok dikiş atmakla ilgili de uygulamalı olmayan eğitimler verildi. Bunları yapmalarını istemiyorlardı ama bilmelerinde fayda vardı. Ne yapmamaları konusunda, yapmaları gerektiğinden çok daha fazla kural vardı. Söz konusu olan hem insan sağlığı, hem de müşteri memnuniyeti olduğundan herkesin ona verilen işi doğru yapması çok önemliydi.

Doktor eltisi yemekte eğitimlerin nasıl gittiğini sorduğunda büyük bir içtenlikle öğrendiklerini, bunları öğrenmekten ne kadar keyif aldığını anlatıp, teşekkürünü tekrarlıyordu. Kerime hanımın da davranışları yumuşamaya başlamış, Efsun’un anlattıklarını ilgiyle dinleyip, “Artık tansiyonumu da sen ölçesin!” bile diyordu.

Efsun her şeyin nihayet yoluna girmeye başlamasından çok memnundu. İbrahim sonunda eski sıcaklığına kavuşmuştu. Evde arada sırada yine ona göre amacını aşan cümleler kuruluyor olsa da üzerinde durmamaya çalışıyordu. Öğrendikleri ve yapacağı iş o kadar hoşuna gitmişti ki, iki yıllık hemşirelik okullarından birine gidebilir mi diye araştırmayı bile düşünmüştü. Hastabakıcı olarak başlayıp, becerebilirse hemşireliğe geçiş yapabilirdi. Ayrıca ilerleyen zamanda çocukları olduğunda öğrendiği bilgiler kesinlikle çok işine yarayacaktı. İlkyardım ile ilgili de bir çok eğitim almışlardı.

Kızının öğrendiklerinden mutlu olması, Zarife’yi de çok mutlu ediyordu. Bir şeylerin yoluna girdiği Efsun’un, renginin, sesinin, ifadeleri ve duruşunun düzelmesinden belliydi. Zarife o fark etmese de kızını bir kitap gibi okuyabiliyordu. Efsun işleri daha da yoluna koyabilmek için bir gün annesine gidiyorsa, ertesi gün mutlaka Kerime hanımın kapısını çalıp, hatırını soruyor, bazen bir kahve içip kısa sohbetler yapıp, ayrılıyordu.

Beş ay süren eğitimlerden sonra nihayet polikliniğin açılış tarihi belirlendi ve herkesin kadroları tamamlanmaya başladı. Efsun nihayet keyif aldığı ve kendini faydalı hissedeceği bir işte çalışacağı için çok mutluydu. Geçen zaman boyunca evde ne olursa olsun sakinliğini korumuş, kocası ile arasına girecek konulardan uzak durmaya gayret etmişti. Her konusu açıldığında bu iş ona ayarlayan eltisine teşekkür ediyordu. Kayınvalidesini de elinden geldiğince hoş tutuyor, ilgilenmeye gayret gösteriyordu. Beş aydır hafta sonları hariç her gün eğitime gittiği için annesi ile de fazla görüşememiş, daha çok telefonla konuşabilmişlerdi. Zarife zaten kızının mutlu olmasından mutlu olan bir insan olduğu için, geldiğini, gittiğini hiç dert etmiyordu. Bu iş sayesinde kendini güvende ve mutlu hissettiğini o da anlamış, keyifle Efsun’un sesindeki cıvıltıları dinliyordu. Bir anneyi bundan daha mutlu edecek başka ses olamazdı herhalde.

Açılıştan bir kaç gün önce idari işler müdürü Efsun’u odasına çağırdı, ona eğitimlerde gösterdiği ilgi ve başarıdan çok memnun olduklarını ancak hasta bakıcılık için tecrübeyi de önemsediklerini söyledi. Eltisi annesinin temizlik hizmetlerinde görev yaptığını ve Efsun’un da poliklinik için çok önemli olan temizlik hizmetlerinde de başarılı olabileceğini söylemişti. Hasta bakıcılık için şimdilik yeterli personel olduğu düşünüldüğünden, başlangıçta onu da temizlik hizmetlerine dahil etmişlerdi. Kadrolar genişlemeye başladığında hasta bakıcı kadrosuna kaydırılacak ilk kişi o olacaktı.

Efsun söylenenleri anlayamadığını düşünüyordu, “Temizlik elemanı mı olacağım ben şimdi?” dedi afallamış bir yüzle.

“Bir sağlık kuruluşundaki en önemli şeydir hijyen ve biz sizin bu konudaki tecrübe ve bilginizi değerlendirmeyi daha uygun bulduk!” dedi idari işler müdürü.

“Ama ben hastabakıcı olarak çalışmak istiyorum!” demesi üzerine, neden onu temizlik personeli yaptıklarına dair açıklamayı sil baştan dinlemesi gerekti.

“Ben daha önce temizlik personeli olarak hiç çalışmadım!” dedi sonunda neler olduğunu idrak edip, “Bu konuda herhangi bir tecrübem yok, sanırım verilen bilgi sizi yanıltmış. Annem evlere temizliğe giderek beni büyüttü ve üniversiteye gönderdi doğru. Onun sayesinde bu günlere geldim ama işim bu değil, kusura bakmayın!” dedi nazikçe ve eşyalarını alıp eve döndü.

Yol boyunca ne düşüneceğini şaşırmış haldeydi, sinirlenecek dermanı bile bulamıyordu içinde. Açıp kocasına anlatmayı düşündü ama daha önce olanları hatırlayınca vazgeçti. Gerçekten bu insanların kurnazlıkları ve oyunları ile baş edecek gücü kendinde bulamıyordu. Eğer yanlış anlayan kendisiyse bile bununla baş edecek gücü de yoktu.

İbrahim geldiğinde yorum katmadan olanları ona anlattı.

“İyi yapmışsın çalışman şart değil zaten! Keyfine bak!” dedi İbrahim gülerek. Onun canı sıkıldığı için çalışmak istediğini düşünüyordu hâlâ. Bunun hayatına neler kattığını onca zamandır anlatıp durduğu halde, hiç umursamamıştı. Yine de konuyu uzatmadı. Akşam yemeğe indiklerinde, eltisi arkadaşının arayıp, açılışa iki gün kala onun işi bıraktığını haber verdiğini söyledi. Aslında “İki gün kala bir temizlik personeli eksildi diye poliklinik batmayacak herhalde!” demek isterdi ama öyle yapmadı.

“Biliyorum seni de zor durumda bıraktım ama temizlik işinde hiç tecrübem yok ne yazık ki!” dedi gülümseyerek.

Kerime hanım “Nasıl yani?” dedi hemen araya girip.

Efsun’da sanki hiç canı sıkılmamış gibi ona söylenenleri tekrarladı ve “Keşke annem kadar o işi bilebilseydim ama sevgili eltimi mahcup etmek de istemedim. Hasta bakıcı olmak için beni eğitmiş oldular boş yere! Temizlik işi bildiğimi de sanmasalar zaten kadro da vermeyeceklerdi herhalde!” diye noktaladı sözünü.

(devam edecek)

Gönül Bağı- Bölüm 16” için bir yanıt

Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et