Yemeklerin masaya gelmesini beklerken İbrahim yine anılarından anlatmaya başladı biraz. Önce onu biraz gülümsetip, kendi heyecanını da bastırmak istiyordu. Efsun’un onun teklifini kabul edeceğine de tam güvenemediği için gergindi. Onca zamandır yanından ayrılmayıp, sürekli ilgisini belli ettiği halde, dışarı çıkmayı bile kabul etmemişti.
“Umarım sadece terbiyesindendir” diyordu içinden, “Beni istemediği için değil!”
Kerime hanım daha evlenmeden oğlunun özgüvenini böylesine kıran bu kızı iyice merak etmeye başlamıştı. Diğer üç oğlu ile aynı binada oturduklarından her akşam yemekte tüm aile bir araya geliyorlardı. Bu kızların aileleri, eğitimleri onca iyi olmasına rağmen hiç birinde bu varoş kızında olan kibir yoktu. Gelinlerine baktıkça İbrahim’in aldığı kararı hiç doğru bulmuyordu ama küçük oğluna karşı da kalbi her zaman zayıftı. O yüzden o diğerlerinden daha rahat büyümüştü. Kerime hanım her zaman onu koruduğu için babası da sonunda ikisine karışmamaya başlamıştı. Efsun’a açılana kadar annesi dışında kimsenin bilmesini istemediği için Kerime hanım oğluna verdiği sözü tutuyor, hemen hemen her şeyi tartışıp, konuştuğu gelinlerine bir şey söylemiyordu.
Yemekler servis edilince İbrahim “Haydi!” diyerek ona yemesini işaret etti. Oturdukları masanın iki kişilik olduğunu o zaman fark etti Efsun, yemeklere de başladıklarına göre başka gelecek kimse yok muydu? Soru dolu bakışlarla patronuna bakınca, İbrahim ona bir açıklama yapması gerektiğini anladı.
“Seni yemeğe çıkartmak istediğimi söylesem gelir miydin?” dedi mahcup bir şekilde.
“Toplantı yok mu?” dedi Efsun
“Hayır, toplantı yok ama seninle konuşmak istediklerim var ve ofiste olmasını istemedim!”
Efsun merakla bakmaya devam etti İbrahim’in yüzüne, o kadar güzel bakıyordu ki, İbrahim söze nasıl gireceğini bile unuttu o an.
“Eşim olmanı istiyorum!” dedi pat diye ve elini ceketinin cebine sokup hazırladığı yüzük kutusunu çıkardı hemen.
Efsun yüzündeki merak hayrete dönmüştü şimdi, İbrahim heyecanla kutuyu açmaya çalışırken kutu yuvarlanıp yere düştü ve Efsun’un ayaklarının dibinde açılarak kaldı. İbrahim hemen kalkıp kutuyu yerden aldı ve o rahatça alsın diye ayağa kalkan Efsun ile göz göze geldiler bir kez daha, “Benimle evlenir misin?” dedi İbrahim bu kez büyülenmiş gibi ve yüzüğü ona doğru uzattı.
Efsun ne düşüneceğini bilemediği için cevap vermiyordu. İbrahim gerçekten hoş bir adamdı, zengindi, nazikti bir kadının istediği her şey onda vardı ama evlilik teklif edecek aşamaya ne ara gelmişler anlayamamıştı.
Efsun’un bekleyişi, İbrahim’i iyice tedirgin etti, gözlerine bakıyor ama ne düşündüğünü anlayamıyordu. Cevap beklediğini hissettirmek için kıpırdandı. Elinde yüzükle ayakta karşısında öylece kalakalmıştı. Yan masalardan yüzüğü görenler de ilgiyle bakıyorlardı.
“Ben!” dedi Efsun kararsız bir sesle “Önce annemle konuşmalıyım!”
“Sen istiyor musun?” dedi İbrahim, geri adım atmak istemiyordu.
“Şaşkınım biraz aslında!”
“İstiyor musun? İstemiyor musun?” dedi İbrahim bir kez daha, Efsun kendini tartacak fırsatı bile bulamamıştı henüz ama şimdi ikisi birbirlerinin yüzüne bakıp bu kadar yakın dururken ondan etkilendiğini hissediyordu. Çok güzel kokuyordu her şeyden önce, koyu renk gözlerinin arkasında bambaşka bir dünya var gibiydi. Aslında daha önce de onun yüzünü incelemişti hissettirmeden. O İbrahim’in gözlerine dalıp gidince, İbrahim’de yüzüğü aralarında tutmaktan vazgeçip, kolunu beline dolayıp çekti kendine ve dudaklarından öpmeye başladı bir anda. Etraftan izleyenler alkışlamaya başladılar bu romantik sahneyi.
Çok uzun sürmeyen öpücüğün ardından, İbrahim onun gözlerine bakıp, “Şimdi cevap ver!” dedi yeniden.
Efsun’un ayaklarının yerden kesildiğini hissetmişti az önce, daha önce hiç hissetmediği duygular sarmıştı bütün bedenini. Başını sallayabildi hafifçe.
“Evet mi bu?” dedi İbrahim, “Yoksa bir kez daha öpmem gerekiyor mu?”
“Evet” dedi mırıldanır gibi Efsun, İbrahim hemen kutudaki yüzüğü çıkarıp onun parmağına taktı ve bir kez daha hafifçe öptü dudaklarından. Sonra nazikçe sandalyesini çekip oturttu onu. İş toplantısı diye geldiği yemekten parmağında evlilik yüzüğü ile dönecekti ofise. Bir yüzüğe, bir İbrahim’e bakıyor ve elinde olmadan gülümsüyordu az önce hissettiği heyecanla.
“Beni geri çevireceksin diye korktum gerçekten!” dedi İbrahim uzanıp onun yüzük taktığı elini tuttu.
“Ben gerçekten çok şaşkınım!” dedi Efsun.
“Şaşkınken daha da güzel oluyorsun, seni ilk gördüğüm andan beri aşığım!” diyerek tuttuğu elini dudaklarına götürdü bu kez İbrahim.
Efsun toparlanmaya çalışıyordu, az önce bir evlilik teklifini kabul etmişti.
“Annemle konuşmam gerek yine de!” dedi mahcup bir şekilde.
“Elbette konuşacaksın, ben çoktan konuştum bile! Annem seninle tanışmayı dört gözle bekliyor!”
Güzel bir yemeğin ardından İbrahim elinden tutarak götürdü onu arabaya kadar. Efsun’un kalbi gerçekten çok hızlı çarpıyordu artık. İbrahim’e karşı duyguları olduğunu yeni fark etmişti kendisi de. Onu gökyüzündeki yıldızlar kadar uzak gördüğünden, hiç izin vermemişti, düşüncelerine ve duygularına. Bunu bilerek yapmamıştı aslında fazla, hayatı boyu kendini kontrol etmeyi öğrenmişti yaşadıklarıyla.
“Aile arasında yüzük taktıktan sonra söyleyelim ofistekilere!” dedi İbrahim, “Şimdilik bilmesinler. Babamla kendim konuşmak istiyorum!”
“Tamam!” dedi Efsun, o da şimdi kendi hazmedemeden başkaları bilsin istemiyordu, annesi ile de konuşmamıştı henüz.
Zarife’nin gözleri fal taşı gibi açıldı kızının başına gelenleri dinlerken. İbrahim’in yaptıklarından o da çok etkilenmişti ama kızının gözünü boyayıp onu üzmesini de istemiyordu.
“Kızım bu çocuk seninle dalga geçiyor olmasın. Bu kadar mal mülk sahibi biri ailesinin seni isteyeceğinden emin misin? Sen pırlanta gibi bir kızsın ama böyle insanlar maalesef kalbe bakmıyorlar biliyorsun!”
“Annesi ile konuştuğunu söyledi!” dedi Efsun düşünceli bir şekilde.
“Seni hor göreceklerse bu iş baştan olmasın. Konuş iyice, ben kızımı kimsenin üzmesine dayanamam. Tamam zengin çocuk, iyi de diyorsun. Belli ki senin de kaymış gönlün ama bir de hayatın gerçekleri var!” dedi Zarife kızının saçlarını severek.
“Aslında ben de aynı şeyleri düşündüm o konuşurken!” dedi Efsun, İbrahim’in adı geçerken kalbi küt küt atıyordu şimdi ama annesinin haklı olduğunu da biliyordu.
“Konuşurum ben yeniden!” dedi annesine sarılıp, “Merak etme!”
“Eğer olmazsa da üzülme, kalbinin nasıl attığını biliyorum ama sonradan üzüleceğine, baştan üzülmek daha iyidir!”
“Beni babamın seni sevdiği gibi sevemeyecekse, hiç olmasın daha iyi!” dedi Efsun. Hasan’ı hatırlayınca anne kız başladılar yine ağlamaya. Mal yüzünden horlamıştı onları Hasan’ın ailesi de ama o karısı ile kızını seçip, hepsine arkasını dönecek kadar cesur yürekliydi. İbrahim yarın bir gün ailesinden biri Efsun’u hor görmeye kalkarsa ailesini karşısına alacak kadar cesur muydu?
Ertesi sabah işe gitmek için evden çıktığında İbrahim çoktan gelmiş onu bekliyordu.
“Böyle gelmemelisin!” dedi Efsun arabaya binerken, “Küçük yer burası, adımız çıkar!”
“Haklısın ama senden bir saniye ayrı durmak istemiyorum ben!” dedi İbrahim öpmek için ona uzandı ama başını yola çevirdi Efsun, o da anlayış gösterip çalıştırdı arabayı. Annesine anlatmıştı artık açıldığını, Kerime hanım da aileye bahsetmeden tanımak istemişti Efsun’u.
“Konuştun mu annenle?” diye sordu hemen, kendi annesi ile konuştuğunu anlatabilmek için.
“Konuştum!” dedi Efsun, bir eliyle sürekli parmağındaki yüzükle oynuyordu.
İbrahim annesinin zengin bir damat bulduğu için çok sevindiğini duymayı beklerken, Efsun annesinin söylediklerini tekrarladı büyük bir ciddiyetle.
“Annem haklı!” dedi sonra yüzüğü parmağından çıkartarak, “Sanırım biz uygun bir çift değiliz!”
Panikle arabayı hemen kenara çekti İbrahim, “Lütfen o yüzüğü hemen parmağına geri tak!” dedi Efsun’un yüzük tutan elini avucunun içine alarak, “Benim ailem de kimse sana bu şekilde davranmaz, hepsi benim seçimime saygı duyacak kadar olgun ve eğitimli insanlar!” diyerek tek tek ağabeylerini, yengelerini anlatıp övmeye başladı. Anlatırken onlara ne kadar hayranlık duyduğu yüzünden okunuyordu.
(devam edecek)