Bir süre sonra etrafı da tanımak için deniz kenarına yürüyüş yapmaya başladılar. Çarşının hemen önünde kayıkların bağlandığı küçük bir sahil ve çay bahçeleri vardı. Hiç bir şeyi konuşmasalar bile burası her birinin ruhundaki yaraları onarmaya başlamıştı. Hiç biri geçmişe dönüp bakmak istemeyen bu dört yaralı insan Hasan’ın bir okula yazdırılması ve Leyla’nın da bir beyaz eşyacıda işe girmesi ile kendilerine yepyeni bir hayat kurdular. Aliye hanımın saflığında bir değişme olmadığı için Leyla bir yıl sonra ev sahibi ile görüşüp oturdukları evi çalışıp biriktirdiği parayla satın aldığını söyledi. Artık ev kendilerinin olduğundan Hasan’ın istediği bir kaç değişiklik ile birlikte evin bakımını baştan aşağı yaptırıp, eşyaları da tamamen yenilediler.
Bir sonraki yaz bahçenin bir kısmında Aliye hanımın yetiştirdiği domates, biber ve salatalıkların olduğu bir bostanları vardı. Sonbahara girmeden biberler, pazardan alınan sebzelerle iplere dizilmiş, domates ve meyveler de kuruması için serilmişti. Leyla ondan tarhana ve erişte yapmayı da öğrenmişti. Hasan yeni okuluna kolayca uyum sağlamış yeni arkadaşlar edinmişti. Aliye hanım çoğu zaman çocukları eve çağırıp onlara kurabiye ve poğaçalar pişiriyordu. Kocaman bahçenin artık gençliğe dönmeye başlamış çocukların neşeli sesleri ile dolması Gaye’nin de ruh halini etkilemeye başlamıştı.
Bütün bu olanlardan önce de mutlu olduklarını sanıyorlardı. Hayatlarında pek çok eksiğin olmasına karşılık bir arada olmak onlara yetiyordu. Sonra bu birliğin onların sandığı kadar da güçlü olmadığını anlayarak sarsıldılar. Bu manevi çöküşe bir de maddi çöküş eklenince hayatları bir daha düzelmeyecek sansalar da şimdi eskisinden bile daha mutluydular.
İki yıl sonra Gaye ellerini hareket ettiriyor, tam olmasa da kelimeleri yeniden seslendiriyordu. Hasan’ın okulda hoşlandığı bir kız vardı ve her akşam çocuğu anlatması için sıkıştırıp utandırıyorlardı. Leyla’nın çalıştığı beyaz eşya dükkanının sahibi ondan çok memnundu. Dükkana gelip gidenler, komşu esnaflar derken zaten çok büyük olmayan şehirde ahbaplar da edinmişti. Her ne kadar güzel ilişkiler kuruyormuş gibi gözükse de artık kimseye güveni kalmadığı için fazla samimiyetten rahatsız oluyordu. Onu davet eden, daha yakından tanımak isteyen bir çok kişi ile karşılaşmasına karşılık ki bunların bir kısmı evlenme niyetinde de olsalar asla kimseye yüz vermiyordu. Kadın veya erkek dışarıda süren muhabbetten sonra koşa koşa eve güvenli alanına dönüyordu. Aliye hanım zaten ev işlerine kendini atamış, Hasan ve Gaye’den başka kimseye ihtiyaç duymuyordu. Akşama kadar iş yaparken Gaye’yi de yanına getirip onunla konuşuyordu. Leyla bazen ablasının bu durumdan rahatsız olup olmadığını düşünse de, onun yüzündeki yumuşak ifadeden mutlu olduğunu anlıyordu.
Hasan ikinci girişinde üniversite sınavını kazanıp, Trabzon’a yatılı okumaya gittiğinde evde kocaman bir boşluk oldu önce. Çocuğun kazanmasının mutluluğu ile gidecek olmasının hüznü Gaye’ye de yansımıştı. Gaye ablası sıkılmasın diye ona kitap okuyan Hasan’da bu üç kadından örülü güvenli yuvasından ayrılacağı için çok üzgündü. Aliye hanım oğlunun bu gidişinden sonra, askerlik, evlilik ile devam eden ayrılık süreçlerinin başlangıcında olduğunu biliyordu. Kocasının aptal diyerek alay ettiği o çocuk tüm olanlara rağmen ayakları üzerinde durmak üzere kendi yolculuğuna çıkıyordu şimdi. Bu hale gelmesinde Leyla ablasının da katkısı çok büyüktü. Leyla hem Gaye hem de Hasan ile sık sık konuşmalar yapmıştı uzun süre. Kendine de yüksek sesle söylemek istediği şeylerdi bunlar. Hep yaşamayı hayal ettiği Karedeniz dördünün de ilacı olmuştu.
Hasan’ın yokluğuna alışmaları neredeyse dört beş ayı buldu. Aliye hanım Hasan gidince tüm dikkatini Gaye’ye verdi bu kez. Hayatı boyu kendi için yaşamayı hiç öğrenememiş, hiç de akıl etmemiş bir kadındı o. Leyla anne olmanın nasıl olduğunu onu tanımaya başlayınca öğrenmişti. Annesinden görmedikleri fedakarlıkları görmüşlerdi ondan. O olmasa ablasına bu kadar iyi bakması veya kendi hayatını toparlaması mümkün olamazdı.
Açelya hanım, Enver beyi çoktan terk etmişti. Paraları büyük bir hızla yedikleri ve lükse alıştıkları için hazır para çabucak tükenmişti. İkisinin de meslekleri veya başka gelirleri yoktu. Para azalmaya başlayınca yıllardır karısının mülklerini yöneterek rahat bir yaşam süren Enver bey iş arayışına çıkmış ama yaşı ileri ve tecrübesi, eğitimi olmayan bir adam için ayak işlerinden başka bir iş bulamamıştı. Bir kahvede çaycılık yapmak zorunda kalınca Açelya hanım daha fazla sıkıntıya gelemediği için paraların bir kısmı ile kendine aldığı mücevherleri de alıp onu terk edivermişti. Tabi yine yalnız değildi ama Açelya hanım yeni kurbanını seçtiğini Enver beyin ruhu bile duymamıştı. Açelya hanım gittikten sonra bir ara eski mahalleye gidip karısı ve oğlunu bulmak istemişse de kimse onların nereye gittiklerini bilmiyordu. Hayatının kalanını tek başına çaycılık yapıp dükkanın arkasındaki küçük odada yatıp kalkarak devam etti sonrasında. Açelya hanım ise kendini pazarlayabildiği kadar pazarlayıp rahat yaşadı. Sonunda erkeklerin aklına giremeyeceği yaşa geldiğinde her birinden çalıp çırptıkları ile bankada bir serveti olduğundan maddi sıkıntı hiç çekmedi ama ilgisizlik onu bunalıma soktuğu için alkol bağımlısı olarak hayata veda etti.
Hasan okudu ve başarılı bir genç oldu, Tirebolu’ya ilk taşındıklarında okulda tanıştıkları ve anlattığı o kızla evlendi. Aliye hanım ve Leyla, Gaye için ellerinden geleni yapsalar da, Gaye’nin yavaşlayan vücut fonksiyonları tam iyileşmesi mümkün olmadan kırklı yaşlarında hayattan ayrılmasına neden oldu. Leyla hiç evlenmedi. Aliye hanım ve onun için varsa yoksa Hasan, karısı ve ikiz çocukları oldu hep.
Hayatları boyu yaşadıkları içlerinde sızlayıp dursa da, birbirlerine sarılıp yeni bir hayat kurdular ve ellerinden geldiğinde en iyi şekilde yaşadılar. Leyla paranın kalan kısmını Hasan’ın eğitimi ve evliliği için harcadı. Onun hayata bir sıfır eksik başlayan bir aptal olmadığını ve asla sahipsiz olmadığını hissetmesi için elinden geleni yaptı. Hasan’ın kızlarına Leyla ve Gaye isimlerini koymak istese de kaderlerini almasınlar diye izin vermedi Leyla.
“Onlar hayata kendi isim ve kaderleri ile dahil olsunlar!” dedi.
SONBir süre sonra etrafı da tanımak için deniz kenarına yürüyüş yapmaya başladılar. Çarşının hemen önünde kayıkların bağlandığı küçük bir sahil ve çay bahçeleri vardı. Hiç bir şeyi konuşmasalar bile burası her birinin ruhundaki yaraları onarmaya başlamıştı. Hiç biri geçmişe dönüp bakmak istemeyen bu dört yaralı insan Hasan’ın bir okula yazdırılması ve Leyla’nın da bir beyaz eşyacıda işe girmesi ile kendilerine yepyeni bir hayat kurdular. Aliye hanımın saflığında bir değişme olmadığı için Leyla bir yıl sonra ev sahibi ile görüşüp oturdukları evi çalışıp biriktirdiği parayla satın aldığını söyledi. Artık ev kendilerinin olduğundan Hasan’ın istediği bir kaç değişiklik ile birlikte evin bakımını baştan aşağı yaptırıp, eşyaları da tamamen yenilediler.
Bir sonraki yaz bahçenin bir kısmında Aliye hanımın yetiştirdiği domates, biber ve salatalıkların olduğu bir bostanları vardı. Sonbahara girmeden biberler, pazardan alınan sebzelerle iplere dizilmiş, domates ve meyveler de kuruması için serilmişti. Leyla ondan tarhana ve erişte yapmayı da öğrenmişti. Hasan yeni okuluna kolayca uyum sağlamış yeni arkadaşlar edinmişti. Aliye hanım çoğu zaman çocukları eve çağırıp onlara kurabiye ve poğaçalar pişiriyordu. Kocaman bahçenin artık gençliğe dönmeye başlamış çocukların neşeli sesleri ile dolması Gaye’nin de ruh halini etkilemeye başlamıştı.
Bütün bu olanlardan önce de mutlu olduklarını sanıyorlardı. Hayatlarında pek çok eksiğin olmasına karşılık bir arada olmak onlara yetiyordu. Sonra bu birliğin onların sandığı kadar da güçlü olmadığını anlayarak sarsıldılar. Bu manevi çöküşe bir de maddi çöküş eklenince hayatları bir daha düzelmeyecek sansalar da şimdi eskisinden bile daha mutluydular.
İki yıl sonra Gaye ellerini hareket ettiriyor, tam olmasa da kelimeleri yeniden seslendiriyordu. Hasan’ın okulda hoşlandığı bir kız vardı ve her akşam çocuğu anlatması için sıkıştırıp utandırıyorlardı. Leyla’nın çalıştığı beyaz eşya dükkanının sahibi ondan çok memnundu. Dükkana gelip gidenler, komşu esnaflar derken zaten çok büyük olmayan şehirde ahbaplar da edinmişti. Her ne kadar güzel ilişkiler kuruyormuş gibi gözükse de artık kimseye güveni kalmadığı için fazla samimiyetten rahatsız oluyordu. Onu davet eden, daha yakından tanımak isteyen bir çok kişi ile karşılaşmasına karşılık ki bunların bir kısmı evlenme niyetinde de olsalar asla kimseye yüz vermiyordu. Kadın veya erkek dışarıda süren muhabbetten sonra koşa koşa eve güvenli alanına dönüyordu. Aliye hanım zaten ev işlerine kendini atamış, Hasan ve Gaye’den başka kimseye ihtiyaç duymuyordu. Akşama kadar iş yaparken Gaye’yi de yanına getirip onunla konuşuyordu. Leyla bazen ablasının bu durumdan rahatsız olup olmadığını düşünse de, onun yüzündeki yumuşak ifadeden mutlu olduğunu anlıyordu.
Hasan ikinci girişinde üniversite sınavını kazanıp, Trabzon’a yatılı okumaya gittiğinde evde kocaman bir boşluk oldu önce. Çocuğun kazanmasının mutluluğu ile gidecek olmasının hüznü Gaye’ye de yansımıştı. Gaye ablası sıkılmasın diye ona kitap okuyan Hasan’da bu üç kadından örülü güvenli yuvasından ayrılacağı için çok üzgündü. Aliye hanım oğlunun bu gidişinden sonra, askerlik, evlilik ile devam eden ayrılık süreçlerinin başlangıcında olduğunu biliyordu. Kocasının aptal diyerek alay ettiği o çocuk tüm olanlara rağmen ayakları üzerinde durmak üzere kendi yolculuğuna çıkıyordu şimdi. Bu hale gelmesinde Leyla ablasının da katkısı çok büyüktü. Leyla hem Gaye hem de Hasan ile sık sık konuşmalar yapmıştı uzun süre. Kendine de yüksek sesle söylemek istediği şeylerdi bunlar. Hep yaşamayı hayal ettiği Karedeniz dördünün de ilacı olmuştu.
Hasan’ın yokluğuna alışmaları neredeyse dört beş ayı buldu. Aliye hanım Hasan gidince tüm dikkatini Gaye’ye verdi bu kez. Hayatı boyu kendi için yaşamayı hiç öğrenememiş, hiç de akıl etmemiş bir kadındı o. Leyla anne olmanın nasıl olduğunu onu tanımaya başlayınca öğrenmişti. Annesinden görmedikleri fedakarlıkları görmüşlerdi ondan. O olmasa ablasına bu kadar iyi bakması veya kendi hayatını toparlaması mümkün olamazdı.
Açelya hanım, Enver beyi çoktan terk etmişti. Paraları büyük bir hızla yedikleri ve lükse alıştıkları için hazır para çabucak tükenmişti. İkisinin de meslekleri veya başka gelirleri yoktu. Para azalmaya başlayınca yıllardır karısının mülklerini yöneterek rahat bir yaşam süren Enver bey iş arayışına çıkmış ama yaşı ileri ve tecrübesi, eğitimi olmayan bir adam için ayak işlerinden başka bir iş bulamamıştı. Bir kahvede çaycılık yapmak zorunda kalınca Açelya hanım daha fazla sıkıntıya gelemediği için paraların bir kısmı ile kendine aldığı mücevherleri de alıp onu terk edivermişti. Tabi yine yalnız değildi ama Açelya hanım yeni kurbanını seçtiğini Enver beyin ruhu bile duymamıştı. Açelya hanım gittikten sonra bir ara eski mahalleye gidip karısı ve oğlunu bulmak istemişse de kimse onların nereye gittiklerini bilmiyordu. Hayatının kalanını tek başına çaycılık yapıp dükkanın arkasındaki küçük odada yatıp kalkarak devam etti sonrasında. Açelya hanım ise kendini pazarlayabildiği kadar pazarlayıp rahat yaşadı. Sonunda erkeklerin aklına giremeyeceği yaşa geldiğinde her birinden çalıp çırptıkları ile bankada bir serveti olduğundan maddi sıkıntı hiç çekmedi ama ilgisizlik onu bunalıma soktuğu için alkol bağımlısı olarak hayata veda etti.
Hasan okudu ve başarılı bir genç oldu, Tirebolu’ya ilk taşındıklarında okulda tanıştıkları ve anlattığı o kızla evlendi. Aliye hanım ve Leyla, Gaye için ellerinden geleni yapsalar da, Gaye’nin yavaşlayan vücut fonksiyonları tam iyileşmesi mümkün olmadan kırklı yaşlarında hayattan ayrılmasına neden oldu. Leyla hiç evlenmedi. Aliye hanım ve onun için varsa yoksa Hasan, karısı ve ikiz çocukları oldu hep.
Hayatları boyu yaşadıkları içlerinde sızlayıp dursa da, birbirlerine sarılıp yeni bir hayat kurdular ve ellerinden geldiğinde en iyi şekilde yaşadılar. Leyla paranın kalan kısmını Hasan’ın eğitimi ve evliliği için harcadı. Onun hayata bir sıfır eksik başlayan bir aptal olmadığını ve asla sahipsiz olmadığını hissetmesi için elinden geleni yaptı. Hasan’ın kızlarına Leyla ve Gaye isimlerini koymak istese de kaderlerini almasınlar diye izin vermedi Leyla.
“Onlar hayata kendi isim ve kaderleri ile dahil olsunlar!” dedi.
SON
Sürükleyici güzel bir hikayeydi gönlünüze sağlık Gülseren hanım.
BeğenLiked by 1 kişi