Sümbül’ün elleri titriyordu heyecandan, gözlerini iyice kısıp Piraye’nin yüzünü netleştirmeye çalışıyordu. İkisi de çocukluklarındaki gibi değillerdi elbette artık. Piraye’de çok güzel bir genç kadın olmuştu.
“Ah Sümbül!” diye iç çekti Piraye, “Seni o kadar çok düşündüm ki bilemezsin?”
Sümbül’ün yüzüne koca bir hüzün yerleşti hemen, göz pınarlarında biriken göz yaşlarını tutmaya çalıştı, yutkundu. Dudakları titriyordu konuşurken, “Ben de, çok düşündüm hem de çok!” diyebildi. Turgay’ı ne kadar düşündüğünü, onu nasıl özlediğini, ondan tek bir haber bile gelmeyince nasıl incindiğini, ondan bir kızı olduğunu söylerdi eskisi gibi olsaydı zaman ama o yutkunma tüm geçmişi içine atmasına yaradı, “Nasıl buldun ki sen beni?” dedi sonra merakla.
“Oğlum buldu seni!” dedi Piraye kıkırdayarak, “Biz ailece sana akıyoruz sanırım!” diye devam etti ama sonra Turgay ile ikisinin yıllardır ne kadar uzak kaldıklarını düşününce utandı söylediklerinden, “Özür dilerim canını sıkacak bir şey söylemek istemedim!” dedi sonra Sümbül’ün ellerini tutarak.
“Oğlun mu?” dedi Sümbül, dudakları yine titriyordu diğer konuda bir şey diyemedi.
“Kemal! Benim oğlum! Aylardır size gelip gidiyor!”
Sümbül’ün kaşları kalktı merakla, “Kemal mi? O tatlı oğlan senin mi? Papatya ile benim en iyi arkadaşımız oldu, tevekkeli değil! Sana çekmiş demek ki!” diye gülümsedi Sümbül’de.
“Papatya’yı çok anlattı Kemal’de bana! Çok iyi bir kızın var anladığım kadarıyla, o da aynı senin gibi olmalı. Tanışmayı çok isterim ben de!”
“Okulda gelir, sınava girecek bu sene!”
“Peki ya babası?” dedi Piraye çekinerek.
Sümbül, Turgay’ın da evlenmiş olacağını tahmin ediyordu, o da Piraye gibi çoluğa çocuğa karıştıysa, Papatya’nın onun kızı olduğunu söylemek çok yersiz olacak, bunca zaman kimsenin bilmediği bu sırrın ortaya çıkması herkes için acı sonuçlar doğurabilecekti.
“Babası yok!” dedi sadece.
“Nasıl yok? Ayrıldınız mı?” dedi Piraye onun anlatmaya çekindiğini hissetmişti hemen
Sümbül başını öylesine bir salladı sadece, “Senin kocan ya?” dedi konuyu değiştirmek için, “Kemal çok akıllı bir çocuk, ne zaman döndün? Ne zaman evlendin? Kemal buralarda oturduğunu söylemişti? Bunca zamandır komşu muyduk yoksa?”
“Kocam çok iyi bir insan.” dedi Piraye, Sümbül açık davranmayınca o da ne diyeceğini bilememişti, “Babam yaşlanınca orada yaşamak istemedi. Kardeşlerim kaldılar ama ben döndüm. Bilirsin ben hep burayı sevmişimdir. Has Bahçe, Turgay, Sen hep birlikte olabilseydik diye çok isterdim. Ama o olaydan sonra senin izini kaybettik!”
“Ah! O Olay!” dedi Sümbül dertli dertli, “Babam hepimizin hayatını mahvetti sanıyordum ama annem için çok daha iyisi oldu!”
“Ne yapıyor Gümüş teyze?”
“Annem evlendi, zengin bir adamla. Adapazarında yaşıyordu en son. Yıllardır görüşmüyoruz!”
“Annen, Papatya’nın babası? Çok yalnız bırakmışsın kendini Sümbül?”
“Kısmet! Dur sana bir kahve ya da çay yapayım!” diyerek kalktı Sümbül, kendini ele vermek istemiyordu çok fazla.
Piraye, uzanıp tuttu kolundan oturttu onu yerine, “Sümbül Papatya kaç yaşında?” dedi sakin bir sesle.
“Lise sona gidiyor! Dedim ya sınava girecek?”
“Sen Has bahçeden ayrılalı tam on sekiz yıl olmadı mı?”
“Bilmiyorum, saymadım. Dur sana bir kahve yapayım, konuşuruz!” diyerek yine kalkmak istedi Sümbül. Piraye’nin bir şeyin peşine düştü mü bırakmayacağını biliyordu.
Piraye yine tuttu kolundan onu ama Sümbül kalktı bu sefer, “Sümbül, bana güvenmiyor musun artık!”
“Nereden çıkardın şimdi bunu?” dedi kaçamak bir gülüşler ama bakışlarını sürekli kaçırıp, huzursuzluğunu belli ediyordu artık.
“Turgay hiç evlenmedi biliyor musun?” dedi sonra Piraye, Sümbül’ün kolunu bırakmadan, ikisi de karşılıklı ayakta duruyorlardı.
Sümbül o zaman baktı onun gözlerine, yaşları durduramadı bu kez ama konuşmak yerine yutkundu yine.
“O seni hiç unutmadı Sümbül, yıllarca senden haber bekledi!”
Sümbül direnmeyi bırakıp oturdu kanepeye başını önüne eğip ağlamaya başladı, “Mesajlarıma cevap bile vermedi!” dedi burnunun ucundan sürekli ovuşturduğu ellerine damladı göz yaşları. Piraye yanına oturup bir kolunu attı onun omuzuna, “Hangi mesajlar?” dedi merakla.
“Ben Adapazarından ayrılmadan önce Hale’nin sosyal medyasını bulabildim ancak ve yazdım bana mesaj yazması için, adresimi verdim.”
“Sümbül bilmediğin çok şey var!” dedi Piraye onun omuzunu sıkarak, “Hale bir süre önce maalesef aramızdan ayrıldı!”
“Ne?” dedi Sümbül başını Piraye’ye çevirmişti bu kez.
“Şule o öldükten sonra Turgay’a gelmiş, biz de zaten öyle öğrendik olanları.”
“Üzüldüm, Allah rahmet eylesin!”
“Şule sadece, Hale’nin ölümünü haber vermeye gelmemiş aslında.” dedi Piraye ve Sümbül’ün Has bahçeden ayrılışından sonra olanları sakin sakin anlattı Sümbül’e.
Sümbül Turgay ve Piraye’nin de yıllardır onu aradığını duyunca, katılarak ağlamaya başladı. İkizler her iki tarafın da çabasını bildikleri halde yardım etmemişlerdi. Cevahir bey ve Hasibe hanımın da işin içinde olduğunu öğrenince iyice şaşırdı.
“Çok üzgünüm gerçekten. İnsanların duyarsızlığı yüzünden ikinizde çok acı çektiniz. Yani Turgay çekti biliyorum. Senin de halinden en az onun kadar yandığın belli.”
“Ben onu hiç unutmadım!” dedi Sümbül artık göz yaşlarını durduramıyordu, “Onu kadar çok düşündüm ve dua ettim ki beni bulması için!”
“Kemal buldu seni!” dedi Piraye de gözleri dolu dolu, “Benim oğlum kimsenin yapamadığını yaptı sizin için!”
“İnanamıyorum!” diye inledi Sümbül.
“Haydi Papatya’yı anlat!” dedi sonra Piraye konuyu başa döndürerek.
Sümbül yeniden baktı onun gözlerine bir şey söylemesine gerek olmadığını anlamıştı çoktan.
“Turgay seni görmek için deli oluyor, seni ve kızını!”
“Ben eskisi gibi değilim, gözlerim bile görmüyor!” dedi Sümbül.
“Kızın artık babasını bilmeli öyle değil mi? Ayrıca aşk insanın gözlerini açar sen merak etme!”
“Piraye bana bir bak! Turgay koca bir holding yönetiyor kendin söyledin!”
“Koca bir holding yöneten o yakışıklı yıllardır acı çekiyor, onlar umurumda mı sanıyorsun. Tek umursadığı sen ve Papatya! Şimdi izin ver onu buraya çağırayım ve kızınız gelmeden ikiniz konuşun biraz!” diyerek ayağa kalktı Piraye ve telefonunu alıp, aradı hemen Turgay’ı.
Turgay’ın nefesi duracaktı neredeyse telefonun diğer ucunda, son yirmi dört saati öyle heyecanlı geçirmişti ki, bu anın hiç gelmeyeceğini sanmıştı. Telefonu kapatır kapatmaz kimseye bir şey söylemeden ceketini alıp arabasına koştu.
O gelene kadar Piraye, Sümbül’ün üzerini değiştirip, hazırlanmasına yardım etti. Sümbül’ün eli ayağı birbirine karışmıştı. Kapı çalınınca heyecanla ayağa kalktı ama içinde kaçıp saklanmak için çok yoğun bir duygu belirdi. Piraye dönüp ona sakin olmasını söyledikten sonra gidip kapıyı açtı. Turgay’ın gözleri hemen arayıp buldu Sümbül’ü. Sümbül onun kadar net göremiyordu ama kapıdaki silüetin o olduğunu anlaması için görmeye ihtiyacı yoktu kalbi zaten çoktan tanımıştı sevmişti adamı ve çırpınıyordu. Piraye ikisine bakıp gülümsedi ve sessizce ayakkabılarını giyip dışarı çıktı.
İki aşık yıllar sonraki bu ilk karşılaşmada donmuş bir görüntünün içinde gibi kıpırdamadan durdular bir kaç saniye. Sonra Turgay görüntünün silinip gitmesinden korkar gibi yavaşça yaklaştı onun yanına ve karşısında durdu. Yüzünü ezberlediği ve resim gibi aklına çizdiği Sümbül’ü karşısındaydı işte. Yıllar yüzünde izler bırakmış olsa bile gözleri, ağzı, burnu, kaşları son kez dudaklarını değdirdiği gibiydi hâlâ.
Hiç konuşmadan kendine çekip sıkıca sarıldı Turgay, iki sevgili ağladılar bir süre, sonra yan yana kanepeye oturdular ve başlarından geçenleri konuştular uzun uzun. Turgay bir kızı olduğunu öğrendiğinden beri büyürken onun ve Sümbül’ün yanında olmadığı için iyice üzülmüştü geçen yıllara. Sümbül’ün başına gelenlere, onun yüzünden tek başına bir bilinmeze sürüklenmesine çok acımıştı içi.
(devam edecek)